- Kategori
- Spor
Şu maçın "Kritiğini" yapalım...

www.milliyet.com.tr
Hırvatistan maçından söz ediyorum…
Maça bakalım, nasıl oynadık, ne yaptık, nasıl kazandık, nerede başarılıydık, nerede hatalar yaptık…
Ancak, maçın sonucuna baktığımızda, bu maçın bir “Kritiği”ni yapamayacağımızı görüyoruz. Bu maç kritik edilmez, edilemez, anca sonucuna bakılır ve avazın çıktığı kadar, soluğun yettiği kadar, gönlünün elverdiği kadar çığlık atılır, sevinçte varılabilecek son noktaya ulaşılır…
Siz isterseniz, o sevinçteki “Son nokta” için biraz olsun nefesinizi saklayın, çünkü 25 Haziran’da aynısını, Basel stadından gelecek haberle, 29 Haziran’da da yine Viyana Ernst Happel stadından gelecek 3. Viyana kuşatmasının sonunda da yaşayacağız.
Demek o ki, enerjinizi tasarruflu kullanın…
Gelelim maça…
Yok, gelmeyelim…
Maçın ilk doksan dakikası içinde kalemizde gördüğümüz “Mutlak gol” olacak pozisyonlarda gol olmuyorsa…
Uzatmaların son dakikasında, inanılmaz bir hata ile Rüştü Gol yiyorsa ve tüm umutlar “Gitti” diye düşünürken, aynı Rüştü’nün uzun kale atışının sonunda ve son saniyeler içinde Semih beraberlik golünü atıyorsa…
Hırvat futbolcular yıkıldıkları anda, gelen penaltı atışlarından ikisini dışarı atıyorlar ve birini de Rüştü yine deneyimleri ve yüreği ile kurtarması ile finale çıkıyorsak…
Bu maçın kritiği mıritiği olmaz kardeşim…
Ne taktik, ne bilmem bir başka şey…
Bu maç, inancın, gururun, disiplinin, inadın, sonuna kadar savaşmanın ve <ı>“Futbolda son düdük çalmadan, sonuç belli olmaz”ı> sözünün bir kere daha dünya futbol tarihine, Türk Milli Futbol Takımı tarafından altın harflerle ve bir daha kazınarak da sökülemeyecek şekilde yazılmasıdır.
Bu maç, inancın, gururun, disiplinin, inadın, sonuna kadar savaşmanın zaferidir…
Bütün futbolcuları, teknik heyeti, destek verenleri ve sevinçleri ile ortak olanları kutluyorum ve <ı>“Kutlu olsun” ı>diyor ve ekliyorum…
<ı>“Sıradaki gelsin…”ı>
<ı>ı>
Almanya’ya elenirsek, Avrupa’nın en güçlü dördüncü takımıyız, finalde elenirsek ikici en iyi takımıyız. Ama biz <ı>“en iyi takımı” ı>olmayı hak ettik, olacağımıza da inanıyorum.
Lakin…
Bir kuşkum, sıkıntım var…
Bizim Kayseri’mizde bir söz vardır <ı>“Aşığın[1] denesi beş para, ütüldüğüme yanarım” ı>denir…
Hırvat maçına sıra geldiğinde, gizli güçleri bir telaş aldı. Düşündüler:<ı> “Ola ki ‘Şu Çılgın Türk’ler’ Hırvatistan’ı da yenip yarı finale çıkarlar, orada yollarını keselim” ı>dediler…
Öyle gibime geliyor…
Bu maçta gördüğümüz 4 sarı kart ve gereksiz faul kararları ile arada bir yaptığımız hücumlarımızı etkisiz hale getirmek için çalınan düdükler…
Buna karşılık, sonuçta “Etkili” olmayacak da olsa, Hırvatistan için çalınmayan düdükler, verilmeyen olası bir penaltımız…
Sizin aklınıza bir şeyler geliyor mu, benim geliyor, ama aldırış da etmiyorum…
Bu inanç, gurur, inat ve sonuna kadar savaşma duygusunu yitirmedikçe, finali de oynayacağız, kupayı da alacağız. Bu saatten sonra her şey olabilir…
Ama biz bu kupayı da hak ettik be…
Kritikle mıritkle işimiz olmaz artık, yüreğimizle destek vereceğiz, çocuklarımız da yürekleri ile çıkıp oynayacaklar.
İşte o kadar…
<ı>ı>
<ı>21 HAZİRAN 2008 ı>
[1] Her hayvanda çıkan iki adet kemik… Bu kemiklerle oynanan oyun da “aşık oyunu”dur.