- Kategori
- Kitap
Süleyman Edip Balkır'ın "Eski Bir Öğretmenin Anıları" kitabını ben dizmiştim

Köy Enstitüleri
SÜLEYMAN EDİP BALKIR ve bir anı
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda Eniştemin sahibi olduğu Arı Kitabevi matbaasında yazları veya bazı hafta sonları aşama aşama çalıştıktan sonra daha fazla ihtiyaç duyulan mürettiplikte yetişmem uygun görülmüştü..
Burada basılan sayfaların metal harflerinni kasalardaki bölümlerine dağıtma işlemi ilk öğreneceğiniz iştir. Sonra prova tezgahında dizlen sayfanın şimdiki teknikte fotokopisini çekmek ve daha sonra harf dizmeye başlamak mürettipliğin aşamalarıdır.
Çoğunlukla kendi yayınlarımız olan yüksek okul ve %90 İTÜ kitapları oluyordu. Zaten firmanın ismi olan Arı da buradan geliyordu. Zaman zaman İTÜ den ihale ile alınan kitaplar da basılıyordu. Bunların içinde Makine-İnşaat-Mimarlık-Kimya -Eelektrik-Gemi-Uçak vs. fakültelerinin kitapları oluyordu. İTÜ nün işletmeciye verdiği kendi matbaası da vardı.
Bu Kitaplarının içinde formüller olduğundan bu matbaanın mürettipliği öyle davetiye-kartvizit mürettpliğine benzemez ve tecrübe ister ve bu yüzden de çalışanlar sık sık bir matbaadan diğerine transfer olurdu.
Bir an önce yazı dizmeye heves ediyordum.. Zamanın Babı’ali’sinin en tanınmış ustalarından Tatar Ali bana artık dizmem için ufak, tefek düz yazılar vermeye başlamıştı.. O sırada eniştem alışkın olmadığımız bir kitabın basılacağını söyledi.. O tarihlerde Süleyman Edip Balkır'ın İTÜ de Zat işlerinde görev yaptığını öğreniyorum..
Bu daha önce hiç basılmayan bir kitap olduğundan, yazarın el yazısıyla yazılmış kağıtlardan kitap haline gelecekti. Aslında böyle dümdüz yazıları sonradan getirttiğimiz eriyik metal üzerine yazan makine yazardı ama o tarihte yoktu ve elle dizmeye mecburduk. Usta mürettipler böyle dümdüz harf dizmeyi sevmezlerdi.. Formüllü yazılar mürettipin sanatını da ortaya koyardı. Kumpas üzerinde gergef işlenirdi adeta…
Öyle olunca iş büyük ölçüde bana düşmüştü…Yazarın getirip bıraktığı yazılardan kalın bir kitap olacağı belliydi.. Yazılar bir forma (16 sayfa) olduğunda basılmadan önce provasını çekip, tashih için Kadıköyde oturduğumdan gecenin bir vakti bunu yazarın Çiftehavuzlar’lardaki evine teslim etmek de benim görevimdi…O zamanlar orada villa tipi evler vardı bahçeli… Bir gece yine tashih için gittiğimde bahçeden atlayan bir doberman tarafından caddeye kadar kovalanmış, bir daha da gitmemiştim…Provaları yazarın Nuruosmaniye’de akrabası olan bir halıcının dükkanına bırakıyor, kendisi de oradan alıyordu.
Kitabın yazarı Süleyman Edip Balkır 1902 doğumlu olduğuna göre o zamanlar demek ki 66 yaşındaymış. Oldukça uzun boylu, yaz kış çok şık ve tertemiz takım elbise giyen birisiydi. Sıcak yaz günleri Babıali yokuşunu çıkıp matbaaya geldiğinde mendiliyle terini sildiği anları hatırlarım…
Köy Enstitüleri ve Tonguç’u ben o kitabın sayfalarını dizerken duydum ilk defa…Kafamızda kavak yelleri estiği yıllardı… İleriki yıllarda ne kadar önemli bir insanın, ne kadar önemli bir eserini dizdiğimi anladım ve bundan kendime bir gurur çıkardım…
Süleyman Edip Balkır’ı İTÜ den tanıyan eniştem onun kitabını kendi yayınlarına alarak, eğitimciliğine ve Köy Enstitülerine verdiği değer üzerine basmıştı.. 45 yıl eğitimcilik yapan yazarın Tonguç’la olan arkadaşlığını, bu uğurda mücadeleleri, yoklukları, mutlulukları, kendisinin Arifiye Köy Enstitüsünü kuruşunu anlatan hazine gibi bir kitaptı o ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILARI..
Düşünebilir misiniz?. Yola çıktıkları o yıllarda 1934-1935 erkeklerin %77 si kadınların %92 si okuma yazma bilmiyor…
ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILAR’ı böyle bir kitaptı… Bütün bunları anlatmıştı Süleyman Edip Balkır.. Kitap büyük boy, 1.hamur kağıda basılmış güzel de bir kitaptı aynı zamanda.
1968 yılında kendi kitabevimizde yayınımız olarak vitrine çıkan bu kitap ben kitabevini bıraktığım 1974 Temmuz ayına kadar tek-tük satıldı. Yanlış hatırlamıyorsam 15 veya 20 lira gibi bir fiyatı vardı o yılların parasıyla dolar 10 lira, mark 2.5 liraydı… Bu tarihte bile elimizde epey stok vardı.. O zamanlar kitabın tanıtımını da yapamamış olabiliriz.
Yazarın da 1976 yılında bu dünyadan ayrıldığını öğrendim…
Bu yazıyı yazmama sebep olan olaya gelince internetteki kitaplara bakarken Nadir Kitaplardan ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILARI kitabına rastlamış olmamdı.. Bu kitap benim mürettipliğimin ilk göz ağrısıydı. Fiyatı 60 lira yazıyordu… Aradan 49 yıl geçmiş…
Demek ki bizim zamanımızda değeri pek anlaşılmayan bu hazine, sonraki yıllar kıymete binmiş, hepsi satılmış ki bugün bile değerli…
Acaba o yılların genci olan 68 yılları kuşağı Köy Enstitülerinin değerini pek anlamadı, anlamak istemedi mi diye düşündüğüm olmuştu hep…
Süleyman Edip Balkır ve Tonguç’la, Köy Enstitülerinde emeği geçen herkese saygı ve rahmetle…
ilk öğreneceğiniz iştir. Sonra prova tezgahında dizlen sayfanın şimdiki teknikte fotokopisini çekmek ve daha sonra harf dizmeye başlamak mürettipliğin aşamalarıdır.
Çoğunlukla kendi yayınlarımız olan yüksek okul ve %90 İTÜ kitapları oluyordu. Zaten firmenın ismi olan Arı da buradan geliyordu. Zaman zaman İTÜ den ihale ile alınan kitaplar da basılıyordu. Bunların içinde Makine-İnşaat-Mimarlık-Kimya vs. fakültelerinin kitapları oluyordu. İTÜ nün işletmeciye verdiği kendi matbaası da vardı.
Bu Kitaplarının içinde formüller olduğundan bu matbaanın mürettipliği öyle davetiye-kartvizit mürettpliğine benzemez ve tecrübe ister ve bu yüzden de çalışanlar sık sık bir matbaadan diğerine transfer olurdu.
Bir an önce yazı dizmeye heves ediyordum.. Zamanın Babı’ali’sinin en tanınmış ustalarından Tatar Ali bana artık dizmem için ufak, tefek düz yazılar vermeye başlamıştı.. O sırada eniştem alışkın olmadığımız bir kitabın basılacağını söyledi..
Bu daha önce hiç basılmayan bir kitap olduğundan, yazarın el yazısıyla yazılmış kağıtlardan kitap haline gelecekti. Aslında böyle dümdüz yazıları sonradan getirttiğimiz eriyik metal üzerine yazan makine yazardı ama o tarihte yoktu ve elle dizmeye mecburduk. Usta mürettipler böyle dümdüz harf dizmeyi sevmezlerdi.. Formüllü yazılar mürettipin sanatını da ortaya koyardı. Kumpas üzerinde gergef işlenirdi adeta…
Öyle olunca iş büyük ölçüde bana düşmüştü…Yazarın getirip bıraktığı yazılardan kalın bir kitap olacağı belliydi.. Yazılar bir forma (16 sayfa) olduğunda basılmadan önce provasını çekip, tashih için Kadıköyde oturduğumdan gecenin bir vakti bunu yazarın Çiftehavuzlar’lardaki evine teslim etmek de benim görevimdi…O zamanlar orada villa tipi evler vardı bahçeli… Bir gece yine tashih için gittiğimde bahçeden atlayan bir doberman tarafından caddeye kadar kovalanmış, bir daha da gitmemiştim…Provaları yazarın Nuruosmaniye’de akrabası olan bir halıcının dükkanına bırakıyor, kendisi de oradan alıyordu.
Kitabın yazarı Süleyman Edip Balkır 1902 doğumlu olduğuna göre o zamanlar demek ki 66 yaşındaymış. Oldukça uzun boylu, yaz kış çok şık ve tertemiz takım elbise giyen birisiydi. Sıcak yaz günleri Babıali yokuşunu çıkıp matbaaya geldiğinde mendiliyle terini sildiği anları hatırlarım…
Köy Enstitüleri ve Tonguç’u ben o kitabın sayfalarını dizerken duydum ilk defa…Kafamızda kavak yelleri estiği yıllardı… İleriki yıllarda ne kadar önemli bir insanın, ne kadar önemli bir eserini dizdiğimi anladım ve bundan kendime bir gurur çıkardım…
Süleyman Edip Balkır’ı İTÜ den tanıyan eniştem onun kitabını kendi yayınlarına alarak, eğitimciliğine ve Köy Enstitülerine verdiği değer üzerine basmıştı.. 45 yıl eğitimcilik yapan yazarın Tonguç’la olan arkadaşlığını, bu uğurda mücadeleleri, yoklukları, mutlulukları, kendisinin Arifiye Köy Enstitüsünü kuruşunu anlatan hazine gibi bir kitaptı o ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILARI..
Düşünebilir misiniz?. Yola çıktıkları o yıllarda 1934-1935 erkeklerin %77 si kadınların %92 si okuma yazma bilmiyor…
ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILAR’ı böyle bir kitaptı… Bütün bunları anlatmıştı Süleyman Edip Balkır.. Kitap büyük boy, 1.hamur kağıda basılmış güzel de bir kitaptı aynı zamanda.
1968 yılında kendi kitabevimizde yayınımız olarak vitrine çıkan bu kitap ben kitabevini bıraktığım 1974 Temmuz ayına kadar tek-tük satıldı. Yanlış hatırlamıyorsam 15 veya 20 lira fiyatı vardı. Bu tarihte bile elimizde epey stok vardı.. O zamanlar kitabın tanıtımını da yapamamış olabiliriz.
Yazarın da 1976 yılında bu dünyadan ayrıldığını öğrendim…
Bu yazıyı yazmama sebep olan olaya gelince internetteki kitaplara bakarken Nadir Kitaplardan eski kitaplara bakarken ESKİ BİR ÖĞRETMENİN ANILARI kştabına rastlamış olmamdı.. Bu kitap benim mürettipliğimin ilk göz ağrısıydı. Fiyatı 60 lira yazıyordu… Aradan 49 yıl geçmiş…
Demek ki bizim zamanımızda değeri pek anlaşılmayan bu hazine, sonraki yıllar kıymete binmiş, hepsi satılmış ki bugün bile değerli…
Acaba o yılların genci olan 68 yılları kuşağı Köy Enstitülerinin değerini pek anlamadı, anlamak istemedi mi diye düşündüğüm olmuştu hep…
Süleyman Edip Balkır ve Tonguç’la, Köy Enstitülerinde emeği geçen herkese saygı ve rahmetle…
NADİR KALBİNUR
5 Temmuz 2017