- Kategori
- Futbol
Süper Kupa ve dostluk: Ünal Aysal ve Mahmut Uslu ne düşünüyor?
Süper Kupa için hazırlıklar tamam sayılır!
Kupa “süper” olunca, hazırlıklar da ona uygun. Manisa dışında başlayan hazırlıklar, Manisa’da nasıl uygulanacak, göreceğiz. Hazırlıkların bir “ayağı” da İstanbul’da... “Kupaya göz diken” yöneticiler, katkıda bulunmakta kusur etmiyorlar. Çünkü her şey Soma için!
Soma’da kara toprağa giren, kömürden kara yüzlü, kara elli, ama ak yürekli emekçilerin anısına, geride bıraktıkları eşleri ve çocukları için neler yapılsa azdır.
Süper Kupa’nın Manisa’da oynanması, manevi açıdan uygun olsa da, “bozuk zeminli” ve “az sayıda seyircili” statta olması, ancak, uygun görenler için, “iyi niyet”ten öteye gitmez.
Her şey Soma için!..
Slogan güzel olmasına güzel de, gerçekten öyle mi?
İhmaller sonucu kara toprağa giden emekçilerin geride bıraktıklarının gözü, gerçekten Süper Kupa maçında, oradan gelecek olanda mı, yoksa Ankara’da Meclis’te mi?
Beklentileri, olması gerekeni karşılayacak “umut” var mı?
*****
Sözcükleri, içini boşaltarak kullanmak!..
Bu konuda üstümüze yoktur. Bu yola sapmak bilinçli ya da bilinçsiz yapılabilir. Ancak, büyük büyük, önemli mi önemli okulları bitiren, birkaç dil bilenlerin bile, bu konuda bilinçsiz olduklarını söylemek, ilk anda suçlamak gibi gözükebilir. Ama tartışma yaratan önceki örnekleri göz önünde tutulduğunda, öz dilinin inceliklerini bilinmeyenlerin de olduğunu söylemek yanlış olmaz.
“Dostluk maçı” denen kaç maç, öncesi ve sonrasıyla, içeriğine uygun yürümüş, bitmiştir?
Her koşulda kazanmanın gerekli olduğu düşüncesinin egemen olduğu “kafa”lar, “dostluk” adı altında “çatışma”yı körüklerler. “Baştaki”nin “kendine yontan” lafları, medyamızın deyişiyle “şok sözler"i, “alttaki”lere, yani taraftara “Cenge hazır ol” emri gibidir.
Ya sahadakiler?
Ne yazık ki, bazen hem “baştaki”nin hem “alttaki”nin gözünü girmek isteyen, ayakları çalıştığı için “kafası çalışmayan” kimileri, hakemler de “görmez” olunca, yeşil alanını “cenk alanı”na çeviriler.
(Dolduruşa gelen, kışkırtılmak için üstüne üstüne gidilen futbolcular var. Bakalım, onlar mı akıllı davranacak, yoksa teknik direktörler mi? Hakem de, görülmesi gerekeni, kim olursa olsun, görür mü görmez mi? Dünya Kupası'nda gördüğümüz gibi sertliğe göz yumulursa eğer... Umalım, futbolcular, saha dışındakilerine uymazlar.)
Sonra?
Maç, gerçekten “dostluk maçı”ysa, “dostlar”, “süper önlemler”le niye birbirinden uzak tutuluyor?
Dostlar, el ele, kola kola; bir şenlik havasında bir arada olmazlar mı?
Olurlar da...
(Manisa polisi alarmda. Başka illerden de destek gelecek. Derbilerin havasını bilen İstanbul polisi de yardıma koşacak. 7 bin dolayında polis olacağı söyleniyor. Bunlardan 2 bin 500’ü çelik kuvvet”ten...
Başka?
Stat çevresinde 1 helikopter, 7 ambulans, 2 itfaiye aracı emre hazır!
Başka?
Diyelim ki tek ya da toplu olarak “küfrettiniz”, “çirkin slogan” attınız, yandığınızın resmidir. Elinizde bilet olsa da, “güvenlik noktası”nı geçemeyecek, yani stada giremeyeceksiniz.)
Önlemler iş olsun diye alınmadığına göre...
Ne biçim “dostluk maçı”ysa bu, kupayı yitiren takımın taraftarı “kupa töreni”nde olmayacak.
*****
Alınan önlemler, “dostluk maçı”na ne de uygun:
İstanbul’dan Manisa’ya gelecek Fenerbahçeli ve Galatasaraylı taraftarlar, geliş gidişte birbiriyle karşılaşmayacak, farklı yollardan gelecek, geldikleri gün geri dönecekler.
Ya “yüksek perde”den konuşanların dedikleri?
Süper Kupa’ya “süper katkı” sayılacak, “iğneleyici”, açıktan açığa suçlayıcı deyişlerin “dostluk maçı”na katkısı ne?
Ünal Aysal demiş ki:
“... maçın havasını apayrı bir konteks içinde tutmamız ve bu şekilde muhafaza etmemiz gerekiyor. Tahmin ediyorum ki dostça geçecek bir maç olacaktır. Kulüplerin yönetimleri arasında birtakım yanlış uygulamalardan kaynaklı, fair-play’e uymayan, hiçbir zaman tasvip etmediğimiz yanlışlıklara (dikkat) çekmek istiyoruz.”
“Dostluk” sözcüğünün anlamından yola çıkan Mahmut Uslu, biraz Türkçe dersi vermiş:
“ .... sayın başkan herhalde Belçikalı olduğu için Türkçesinin tam karşılığını bilmiyor. Yani dostluk demek, kötü günde insanlara sahip çıkmak demektir. Belki dili sürçtü, ‘rakip’ demesi lazım, bizim ezeli rakibimiz kendileri çünkü. Çok kötü günler yaşadığımız günlerde özellikle 'Bu ateş üfleyerek sönmez' diyen (...) yalnız bize değil, önemli bir şekilde yanlışlar yapan birtakım insanları da kendi bünyesinde çalıştırıyor şu anda. (...) Biz Galatasaray takımıyla ezeli rakibiz.”
Sonra, “sazı” eline alan Ünal Aysal, farklı bir telden çalmış:
"Ben 'Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarları dost olsun' dedim. Yoksa şikeye bulaşmış adamla ne dostluk yapacağım ki! Şu andaki Fenerbahçe yönetimiyle hiçbir dostluğumuz olamaz. Ne zaman ki bunlar gider, o zaman iki kulüp dost olur"
*****
Görülüyor ki, Soma için her şey “süper”: Önlemler, demeçler...
“Dost”, “dostluk” sözcüklerinin uluorta, hiçbir içtenlik taşımadan nasıl kullanıldığı görülüyor. “Dost”, “dostluk” için ölçüt, bunu kanıtlıyor zaten. Mahmut Uslu’nun dediği gibi, Ünal Aysal, “dost” ile “rakip” sözcüklerini birbirine karıştırıyor.
Soma için herkes, elini taşın altına koymalı, katkıda bulunmalı değil mi?
En basitinden, “laf ola beri gele” de olsa, “ılımlı mesajlar” verilmeli.
Kim mi verecek?
Kuşkusuz, konuşulmaması gereken yerde konuşan yöneticiler ve başta başkanlar.
Son söz:
Maça gidenlerin, maçı televizyondan izleyenlerin, “gitmeye”, “izlemeye” değdi diyeceği, kavgasız gürültüsüz bir maç olması dileğiyle...
http://www.facebook.com/turgutcelik