Sür memelerin mezarım üstüne... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '12

 
Kategori
Güncel
 

Sür memelerin mezarım üstüne...

Sür memelerin mezarım üstüne...
 

 

Neşet Ertaş’ın türkülerinde de erotizm vardır.  Bir tenhada can cananı bulunca, diye başladığınızda istediğiniz sahneyi üretebilirsiniz demesiyle yeniden gündeme gelen  İskender Pala “muhafazakar sanat” tartışmaları ile gündeme gelmişti.

 

Biraz hafıza tazeleyelim, Pala Türk halk edebiyatının destansı örneği Leyla ile Mecnun’u oyunlaştırır, Şehir Tiyatroları oyunu repertuarına alır, 105 kişilik dev kadro ve 1.5 trilyonluk bir bütçe ile sahnelenir. İstanbul Belediyesi bu oyun için tarihinde olmayan bir duyuru kampanyası açar, oyun adeta İstanbullunun gözüne sokarcasına öne çıkarılır, sonuç hüsran... Hezimetten sonra Pala yeni sezon için Şehir Tiyatrolarına yeni oyun önerir, sanatçılardan oluşan repertuar  kurulu Pala’nın oyununa olur vermez.

 

Sonra Pala’nın Şehir Tiyatrolarında ‘Müstehcen oyunlar sahneleniyor’ iddiası gündeme gelir, İskender Pala’nın,“Bir lise önünde yolları kesişen iki teşhirci sapığın, sözüm ona müstehcen sırları anlatılıyor. Müstehcenlik diz boyu ama, içinde seyirciyi ilgilendirecek ne bir hayat dersi, ne bir erdem, ne de tiyatronun genel amacına yönelik bir toplum eleştirisi var” diye yerden yere vurduğu “Günlük Müstehcen Sırlar” adlı Şili’de askeri darbe yaparak yasal seçimlerle gelmiş iktidarı deviren Pinochet cuntasının eleştirisidir. Üstelik Pala seyretmediği oyunu “Okumam var” diye yerden yere vurmaya devam eder, sonra muhafazakar sanat söylemini ortaya atar.

 

Süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın repertuar belirleme yetkisini bürokratlara veren yeni yönetmeliği gündeme gelir, Kadir Topbaş'ın iki gün vekalet verdiği Başkanvekili Ahmet Selamet tarafından onaylanan yeni yönetmelik nedeniyle, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşe Nil Şamlıoğlu ve 6 yönetim kurulu üyesi istifa eder. Ardından Kenan Işık’ın istifası gelir...

 

Kamuoyunda yükselen eleştiriler, tepkiler üzerine ‘Muhafazakar  sanat’ tartışmalarına Ankara’da katılır. Başbakan tiyatrocuları “Bir yandan devletten maaş alırken öte yandan dizilerde oynayıp rant elde ediyorlar”, “Bunlar ellerinde içki kadehleri, bir kaşları kalkık, halkı küçümseyen elitistlerdir”, “Dünyanın hiçbir ülkesinde devlet tiyatro işletmez” diye veciz sözleri epey gündem işgal eder...

 

Muhafazakar Türk Büyüğü İskender Pala, bir biçimde yeni oyununu repertuara almayan sanatçılardan oluşan kurulun defterini dürmüş, “..müstehcenlik diz boyu .. hayat dersi, ne bir erdem, ne de tiyatronun genel amacına yönelik...” diye eleştireceği oyunlar yerine “Bürokratlardan oluşan repertuar kurulunun”  seçeceği oyunları alkışlamaya hazırdır...

***

 

Sür memelerin mezarım üstüne...

 

Pala’nın 11 Eylül’de Zamanda yer alan yazısı “Türküler, ah türkülerimiz!...” başlığını taşır.

 

T24’te fark ettiğim yazısının sonuç bölümünde “..Elbette türküler Anadolu insanının duygularını özgürce anlattıkları dizeler içerir ama bu, erotik denecek kadar müstehcen, ahlak değerlerini hiçe sayan, kadını aşağılayan söylemlerin propagandasını yapmalarını da mazur göstermez. TRT repertuarında bile kadını aşağılayan, onu alınıp satılır bir cinsel meta gibi gösteren pek çok türkü yer almaktadır. Ne dersiniz, kadını aşağılayan türkülerin ayıklanması bir ihtiyaç değil midir?!..” ifadesinden anlaşıldığı üzere  TRT’nin repertuarından “kadını aşağılayan” türküleri çıkarmanın zamanı gelmiştir.”diyor.

 

Ancak Pala’nın bu yazısı kamuoyunda gerekli sesi getirmez...

 

Balçiçek İlter’in programında,“Neşet Ertaş'ın türkülerinde de erotizm vardır.  Bir tenhada can cananı bulunca, diye başladığınızda istediğiniz sahneyi üretebilirsiniz” diyen Pala, “kadını aşağılayan türkülerden rahatsız olduğunu” yineler...

 

Bu yazıyı yazmama vesile olan Pala’nın, türküler hakkında açıklamalarını fark etmemi sağlayan, Sabahat Akkiraz’ın Pala’ya yanıtından uzunca bir bölümü paylaşarak devam edelim.

 

Akkiraz, “Sayın Pala türküler hayatı anlatır. Bugün bu kadar tecavüz, taciz, istismar, şiddet türkülerin suçu mu? Rahatsız olduğunuz duygular insana ait; sevdiğine kavuşmayı Neşet babanın algılaması ile sizin algılamanız farklıdır. Bu da normaldir çünkü dünyaya bakışlarınız farklı; türkünün sözünden tahrik olmak, kadını ya da erkeği cinsel meta olarak algılamak bir zihniyet sorunudur; Davut Suları diyor ki; sür memelerin mezarım üstüne; siz bunu ağlayan bir kadının mezar üzerine sinesini kapatmak olarak algılayamıyorsanız sorun var. Bu zihniyet bizi; sokakta kadınlar pantolon giymesine, hatta kolları açık gezmesine, çalışmasına hatta ortalık yerde kadın bulunmasına götürür ki bu zihniyeti biliyoruz.

 

Mücadele edilmesi gereken Türküler değil, zihniyettir. Toplumda kadını yüceltmek, sosyal hayatın bir parçası yapmak, şiddet ve tecavüz sarmalından kurtarmak ile ancak gerçek bir kadın statüsü yaratabiliriz.

 

Yoksa 14 yaşındaki kız çocuğunun uğradığı tecavüzü ört bas ederek, tecavüzcüleri beraat ettirerek değil. Türkülerin üzerinden sözde kadının cinsel metaymış gibi sunulmasından değil. Gerçekten kadını erkek ile aynı görmekten; cinselliğin ötesinde onun bir can olarak algılanmasını sağlayarak kadını özgürleştirebiliriz.”...

 

Tartışmanın burasında konuya tiyatro tartışmasında olduğu gibi Ankara’nın da müdahil olması gerekmez mi sayın okur? Neyse her tartışmada son sözü söyleyen Başbakan’ın “ Sür memelerin mezarım üstüne” den İskender Pala yorumu çıkaramayacağını umup Neşet Ertaş’tan “Can cananı bulunca/Gönüldağı “ ile veda edelim.

 

 
Toplam blog
: 1114
: 827
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..