- Kategori
- Türkiye Ekonomisi
Süreyya Serdengeçti krizi yorumladı

Süreyya Serdengeçti
Merkez Bankası Eski Başkanı Süreyya Serdengeçti Söke Ticaret Odasının davetlisi olarak Söke’ye geldi ve Recep Yazıcıoğlu Toplantı Salonunda hazır bulunan iş adamlarına ve meraklılarına “Küresel Kriz ve Türkiye” konulu bir konferans verdi.
Doğrusu katılım çok azdı. Toplantıyı düzenleyen Ticaret Odası yöneticileri salonun yetmeyeceği düşüncesiyle ek sandalyeler bile tedarik etmişken bazı yüksek okul öğrencilerinin de katılımlarıyla ve Söke dışından gelen konuklarla o küçücük salonun üçte ikisi anca doldu.
Her ne kadar para işlerine bir türlü aklım ermese, maaşımı bile denkleştirmede zorluk çeksem dahi merak edip ben de gittim. İyi ki de gitmişim.
Sevgili okuyucu Süreyya Serdengeçti yalnızca alanında üstat olmuş bir ekonomist değil, aynı zamanda mükemmel bir hatip ve öğretici. Anlattıklarını ilgi alanım olmamasına rağmen büyük bir dikkatle takip ettim, notlat aldım ve bilmediğim pek çok şeyi de öğrendim. Böyle bir değeri Söke ile buluşturdukları için Ticaret Odasını kutluyorum. Keşke daha fazla katılım olsaydı.
***
Serdengeçti’nin konferansından tuttuğum notları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle ekonomik krizin ne demek olduğunu ve nasıl anlaşılacağını açıkladı. Eski Merkez Bankası Başkanına göre, dövizdeki çok ani iniş ve çıkışlar, borsanın çökmesi ya da tavan yapması gibi göstergeler kriz belirtisi değil. Eğer ülke ekonomisi üst üste iki çeyrek dönemde de küçülüyorsa bu bir krizdir. Türkiye dört çeyrek küçülme yaşadı ve yaşamakta, o halde Türkiye’de ekonomik kriz vardır. Peki bu krizden nasıl ve ne zaman çıkılacaktır?
Genel kanaat, orta noktayı gördük mü, krizden çıkışa yaklaşılır. 2009’un ilk yarısı dünyada ve Türkiye’de orta nokta görüldü. Ama altın fiyatları gibi bazı göstergelere göre daha gidilecek çok yol var.
ABD’de konut fiyatlarındaki düşüş durmadan kriz bitmez. Bu düşüş de ne yazık ki devam ediyor.
Eğer bankacılık sistemi küçülüyorsa kriz sürüyordur.
Bilançolara baktığımızda “kriz dibe vurdu, artı yükseliş başlar” desek de zararlar olduğu sürece sorun sürüyor demektir. Yunanistan ve Dubai gibi yeni krizler de krizden çıkışı geciktiriyor.
Politikacılar bankalara kredi için saldırıyorlar ama bankalar küçülen ekonomiye kredi vermez.
Bankacılık sistemi düzelse bile bu kriz sermaye piyasalarında daha sürecek.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında bu krizin dünyada ve Türkiye’de daha uzunca bir süre devam edeceği, hiçbir şekilde teğet falan geçmediği anlaşılıyor. Zaten teğet geçmiş olsaydı artık büyüme eksiden çıkar, artıya geçerdi. Halbuki dört çeyrektir Türkiye’nin büyümesi eksi olarak gerçekleşiyor.
Serdengeçti dünyanın krize bakışı ve yaklaşımıyla ilgili de bazı şeyler anlattı.
Bana dünyanın pek çok yerinden davetler geliyor. Davet ediyorlar, “konumuz küresel kriz ama Türkiye’yi sormayacağız ve siz de anlatmayın. Bizim Türkiye’yi düşünecek halimiz yok” diyorlar.
Onlar şimdiye dek krizi kitaplardan okumuşlar.Biz ise bu işleri yaşayarak öğrendik. Onlar da zamanında bizim yaptığımız yanlışları yapmışlar. Doğrusu o toplantılarda biraz da içimin yağları eridi. Şimdiye kadar onlar bize yanlışlarımızı söylüyorlardı, şimdi biz onlara yanlışlarını söylüyoruz.
Batı reform yapmıyor, yapamıyor. Gerekli olduğunu bilse bile yapamıyor. Biz reformları çok kolay yaptık. Çünkü bizim bürokrasimiz buna hazırdı.
Durgunluktan çıkış emareleri görüldü mü politikacılar hemen reformları askıya alıp oy kaygısıyla popülizme yöneliyorlar. Bu bütün dünyada böyle.
Ne yazık ki şu anda dünyada güçlü siyasi oluşumlar ve güçlü liderler yok.
Küresel düzelme uzun zaman alacak.
Süreyya Serdengeçti küresel krizin Türkiye’yi nasıl ve neden etkilediği konusunda da bazı tespitler ortaya koydu.
Bu krizden dünyadaki kapalı ekonomiler bile etkilendi. Çünkü onların bile bir dış ticaret faaliyetleri var.
İhracat üzerinde kur etkilidir ama her şey değildir. Dış talep varsa ihracat artar, yoksa düşer. Türkiye’nin de ihracatı düştü.
Özellikle Avrupa ülkelerinden sermaye gelmez oldu.
Sermaye getirdiğiniz zaman bu nedenle cari açık oluşur. Sermaye gelmediği için cari açık azalıyor.
Cari açık varsa tasarruf-yatırım dengesizliği vardır.
Sermaye gelip cari açık artmaya başlarsa Türkiye ekonomisi pozitife gidiyor demektir.
İhracat düştü, ama iç talep azalınca ithalat da düştü. (cari açık onun için azaldı.)
Büyüme varsa ithalat artar.
Türkiye krizi doğru anladı mı? Bu konuda Süreyya Serdengeçti olumsuz düşünüyor.
Siyasiler ve bir kısım iş camiası bu krize farklı baktılar.
Bizim krizler (V) tipidir. Bu krize göre kısa sürerler. Bakın 2001 krizi bir yıl sürdü. Bu yaşadığımız küresel kriz ise (U) tipidir. Başbakan “teğet geçti” sözünü bu yanılgıyla söyledi. Biz daha başından tedbir alınmasını istedik ama tedbir alınmadı.
Öncelikler iyi saptanıp tedbir alınabilse küçülme önlenebilirdi. Öncelikler zamanında tespit edilemeyince Türkiye krize girdi.
Daha sonra bazı tedbirler alındı. Likidite mekanizmaları harekete geçirildi. Merkez Bankası faizleri düşürdü. Küresel krizin ve iç talebin vahametini görünce doğru kararla düşürmeyi de sürdürdü.
Hükümetin güvenilir bir orta vadeli program ortaya koyamaması nedeniyle hazine faizleri MB’ye orantılı olarak düşüremedi.
“Yüksek faiz, düşük kur politikası yoktur” dedik. Kur ve faiz her zaman paralel gider.
Serdengeçti Türkiye’nin bundan sonrası için ve MB’nin yapabilecekleri için tahmin ve temennilerde de bulundu. Hükümetin maliye programlarını eleştirdi.
Bankalar-şirketler kredi ilişkilerinin seyri krizin nihai hasarını belirler.
İşsizlik daha da artacak. Türkiye her sene %4.5 büyüse bile %14 işsizlik yerinde kalır. Ama bu büyüme de şimdilik çok uzak.
İstihdamdan en yüksek vergiyi alan ülkeyiz.Türkiye’de işe işçi almak da, işten işçi çıkarmak da çok zor.
İşsizlikte en yüksek altıncı ülkeyiz. Başbakan İspanya bizden daha kötü diyor. Doğru ama dünyada bizden kötü sadece beş ülke var zaten.
MB Küresel krizdeki gidişten endişeli.
Enflasyon tahminleri hedeflere uymuyor. Fazla bir şey söylemiyorlar ama söylemeyerek de iyi yapıyorlar.
Kamu maliyesi 2007’de bozuldu. Küresel krizden önce sermayemiz seçimlerde harcandı. Krizde kullanılacak para kalmadı.Zaten süre gelen karta delikler de vardı…
2009 bütçesi başından inandırıcı değildi.
Tedbir diye popülist harcamalar yaptılar. Otomobildeki KDV tedbiri sadece oto ithalatçılarına yaradı.
Hisse senedi stopajı sıfıra indi. Bu karar seçimden önce ya da sonra alınsa doğru tedbirdi ama kriz tedbiri değildi.
Vergiler ve zamlar geldi, her şey daha kötü oldu. Çünkü elde cephane kalmamıştı.
Maliye bakanı çok doğru şeyler söylüyor. “Şu yapılmalı, bu edilmeli” diyor ama o makamlar bunların söyleneceği makamlar değildir. Bunları biz söyleyebiliriz. Onlar icra makamıdırlar. Konuşmak yerine icraat yapmalıdırlar.
Eğer yüz lira harcanırsa bu para ekonomide yüz lira olarak kalmamalı, iki yüz lira, hatta beş yüz lira olmalıdır.
Sorun neredeyse oraya odaklanmak gerekir. Sorun şirketlerde ve dış ticarette ama biz hala kredi garanti fonunu düzeltmeye çalışıyoruz.
Dış ticaret desteklenmelidir.
Hane halkı para harcamalıdır ki durgunluk bitsin. Vergi inebilir, transfer yapılabilirdi. Yapılmadı, başka yerlere para verildi.
2002-2007 yıllarında nasıl büyüdüğümüz unutuldu.
Kamu maliyesi düzelmelidir.
Nereden buldun yasasına dönülmelidir. Yolsuzlukla mücadele için sebepsiz zenginliğin nedeni sorgulanmalıdır.
Belediyeler denetlenmelidir.
Serdengeçti’ye İMF ile ilgili sorular da soruldu.
Doğru soru sorulmazsa doğru cevap alamazsınız. 2002’de İMF çapa olarak kullanıldı. Ama 2005’den itibaren etkisi yok. Avrupa Birliği de güvenilir değil. Ama güven için çapa da lazım. Burada doğru soru şu olmalı: Türkiye’nin güvenilir bir ekonomik programı var mı? Eğer varsa İMF’ye gerek yoktur. Ama yoksa İÖF gereklidir.
Seçimlerden sonraki ilk yüz gün ekonomik politikalar için çok önemliydi. Ama yapılmadı. Ekonomi yerine Anayasa değişiklikleri ile zaman geçirildi.
Cari açıkla ilgili alınan tedbirler doğruydu, tebrik ettim, iki gün sonra Başbakan “herkes cari açıktan şikayet ediyor çözüm üretmiyor” diye beyanat verdi. Ardından bakan “cari açığın nedenleri ve çözümleri için komisyon kurulacak” dedi. Halbuki aldıkları tedbirler yayınlanmıştı ve biz de kutlamıştık.
Programlarla uygulamaların hiç alakası yok. Böyle olunca da güvenilirlik olmuyor.
Programların içine yasa maddeleri ve temenniler konuyor. Eylem planı öyle olmaz. Eylem planında mutlaka bir takvim olmalıdır. Takvim yoksa taahhüt yok demektir.
Reformların mağdurları için tedbirler olmalı.
Yol haritası olmalı. Aynen İMF’ye verilen niyet mektubu gibi topluma bir niyet mektubu vermemiz gerekir.
İMF ile görüşmelerde masadan biz değil, İMF kalkmıştır.
İç tasarruflar yetmediğine göre İMF hep gündemde olacaktır.
Krize rağmen büyümesini sürdüren Avrupa ülkesi olan Polonya AB ülkesidir ve İMF programları uyguluyor.
Serdengeçtiden son sözler:
1-Kriz sürecini ve sonrasını doğru anlama.
2-Güvenilir bir çapa
3-Bankalar, şirketler, hane halkları için yol haritası.
4-Dürüst iletişim
5-Etkin eşgüdüm
6-Eylem
Sevgili okuyucu, umarım bu konferansı kaçıranlara yararlı notlar sunabilmişimdir.