​ Sürgünlük zor zanaat / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sürgünlük zor zanaat

Sürgünlük zor zanaat
 

Bir çiçek nasıl kök saldığı iklimin dışına çıktığında eski canlılığını kaybeder ve sararıp solarsa. İnsan da doğup büyüdüğü toprakları bırakıp yabancı bir iklime göçtüğünde böyle boynunu büker ve kendi topraklarında yaşadığı huzuru ve mutluluğu yabancı bir diyarda bulamaz.

Çünkü insanlarda aynı çiçekler gibidir: Doğup büyüdükleri topraklara kök salmışlardır bir kere. O kökler toprağın kendine has kokusunu, nemini içmiştir. Gözünü açtığında baktığı gökyüzünün, soluduğu havanın, içini ısıtan güneşin tadını başka hiçbir yerde bulamaz insanoğlu. Arayıp durur toprağının kokusunu yaban ellerde. Kolay mı, yaşanan çocukluk anıları, arkadaşlarla, eş ile, dost ile paylaşılan güzellikler hepsi vatanın havasına, suyuna sinmiştir. O yüzden sürgünlük zor iştir insanoğlu için, hele de istemeye istemeye çıkılmış bir sürgünlükse bu, daha da kötü: Sıtma nöbetine tutulmuş gibi sarsar insanın ruhunu ve bedenini özlem duygusu.

Ne zaman vatan hasreti ve sürgünlük üzerine düşünsem aklıma 1923 mübadelesi gelir: Hani sırf siyasi nedenlerle Atatürk ve Venizelos Batı Anadolu da yaşayan Rumların Yunanistan’a, Yunanistan’da yaşayan Türklerinde Anadolu’ya göç ettirilmesini kararlaştırmışlardı. Sonra da her iki ülkeden binlerce kişi doğup büyüdüğü toprakları, evlerini, eşyalarını ve hatta anılarını geride bırakarak bilmedikleri yabancı bir iklime göçmeye zorlanmışlardı. İnsani sonuçları üzerinde düşünülmeden verilmiş olduğu belli olan bu karar, hoyratça kökünden koparılan bir çiçek gibi söküp çıkardı insanları kök saldıkları iklimden, vatanlarından. Sonuçta yaşam boyu peşi sıra sürüklenen bir hasretlik, torunlara anlatılan memleket hikayeleri ve hükmü çoktan geçmiş Osmanlıca tapular kaldı ellerde. Birde yaşam boyu yüreklerden silinmeyen bir sızı. Aradan yıllar geçti, Ege’nin karşı kıyısından İzmirliler kırk, elli yıl aradan sonra çoktan yitirdikleri evlerini, eşyalarını, onlara sinen yaşanmışlıklarını dünya gözüyle görebilmek için geldiler vatanlarına. Evlerini yerinde bulanlar şanslıydı, taşlarına, topraklarına sürdüler ellerini. Çoğunun evi ise yıkılmış yerine biçimsiz bir beton yığını yapılmıştı. Onlar bunca yıl sonra gelebildikleri vatanlarında ancak imgelemlerinde canlandırabildiler hayata gözlerini açtıkları, yıllarını geçirdikleri yuvalarını. Sonra yanlarında duran çocuklarından, torunlarından kuvvet alarak gözleri arkada ayrıldılar güzel memleketlerinden, zihinlerinde o ilk ayrılışın acı hatıralarıyla. Gözlerinden yıllarca içlerinde biriktirilmiş tuzlu bir göz yaşı düştü ve karıştı Ege’nin ılık sularına.

Memleket hasreti hayatta yaşanabilecek en kötü duygulardan biri. Toprağından koparılmış, vazoda suyun içinde duran bir çiçek gibi yaşamak zor zanaat. Tanrı hiç kimseye bir daha böyle acı zamanlar ve hasretlikler yaşatmasın…

 
Toplam blog
: 130
: 5076
Kayıt tarihi
: 08.08.06
 
 

Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümü mezunuyum. Şu anda Marmara Üniversitesi ..