- Kategori
- Dünya
Suriye savaşı nasıl ve ne zaman son bulur

Suriye’de rejime karşı önce protesto gösterileri şeklinde başlayan olaylar sonra çatışmalara, iç isyana ve savaşa dönüştü. Aradan bir buçuk yıl geçti. Çatışmaların hız kestiği yok. Etrafa taşma ihtimalini yüksek gören yorumlar çoğalmaya başladı. Esad rejiminin İran, Rusya, Çin tarafından desteklenmesi, ABD başkanlık seçimlerinin yaklaşması ve Irak, Afganistan benzeri bir müdahaleye karşı Amerikan kamuoyu baskısı, Suriye’de Esad’ın çok güçlü ve modern silahlara sahip olması, rejime muhalif grupların başından beri aralarında tam bir birlik sağlayamamaları ve iyi organize olmamaları gibi nedenler şimdiye kadar savaşın dengede gitmesini sağladı.
Washington Post Gazetesinin, 10 Ağustos tarihli ve Kennet M. Pollack imzalı, Suriye’nin mevcut durumunu analiz eden ve farklı yorumlar getiren bir yazısı yayınlandı. Buna göre; Suriye, 1970-1980 yılları arasındaki Lübnan’ı, !990’ların Afganistan’ı, Balkan’ı veya 2005-2007 yıllarının Irak’ı.
Suriye’deki olaylar, bir başkaldırış, bir isyan değil. Suriye’nin durumu Yemen’e benzemiyor. Kesinlikle Tunus ve Mısır’a da benzemiyor. Basit gerçeklerden yola çıkarak sivil savaş olduğunun inancını kabul etmek önemli. Özellikle etnik mezhepçiliğe dayanan ve gücün- kuvvetin serbest bırakıldığı, hiçbir sınırlamanın konmadığı, Suriye’yi yakıp kavuran bir iç savaş. Taraflar savaşı durdurmak veya boşlamak gibi bir niyet taşımıyorlar. Savaşı durdurmak için doğrudan müdahaleye bir şans varsa gereken yapılmalı.Benzer savaşların bitmesi iki yoldan biriyle mümkün olabilir. İki taraftan birinin canice kuvvet kullanarak yüklenmesi, üçüncü bir gücün yeteri kadar bir güçle Suriye’ye müdahalesi. Suriye’de çözüm için birtakım yollar denendi. Kofi Annan planı taraflara çatışmayı durdurmaları, müzakere etmeleri veya Esad’ın istifa ederek ayrılmasını önermişti.
Diğer bir alternatif, Amerika’nın Rusya’yı ikna etmeyi umarak Rusya’nın Esad üzerinde baskı kurması ve Yemen’de olduğu gibi Esad’ın yönetimi devretmesiydi. Bunların başarıya ulaşmamasındaki birinci etken, Esad’ın çekildiğinde Saddam Hüseyin, Kaddafi ve diğerleri gibi kendinin ve ailesinin öldürüleceğini biliyor olması. Bunda da haksız sayılmaz. Esad, ülkesinden kaçsa bile arkasından taraflarca savaşın devam ettirileceği gerçeği biliniyor. Esad’ın gitmesinin ardından ülkede bulunan Alevilerin savaşı devam ettirmek amacı ile dağlara çıkabileceği yorumu yapılıyor. Tıpkı Afganistan’da olduğu gibi. Muhalifler kendi aralarında savaşçılar ve politikacılar olarak parçalara ayrılır. 1989’da Sovyetlerin Afganistan’ı terk ettikten sonra orada yaşananlara benzer bir sahne söz konusu.Suriye’de Baas rejimi esnasında uzun yıllar baskı altında tutulan Müslüman kardeşler, Tunus ve Mısır kadar olmasa bile Afganistan’da Taliban’a benzer bir şekilde ortaya çıkabilir.Suriye’de Amerika için yaşamsal bir önemin olmadığı, petrol zengini bir ülke ve ticari bir ortak sayılmaması nedeni ile Bosna- Hersek ve Kosova’da olduğu şekilde NATO desteği ile müdahaleye Amerika’nın isteksiz olduğu vurgulanırken, Amerika başta olmak üzere Avrupa, Türkiye, Arap ülkelerinin katılımı ile müdahale önerilebiliyor.Suriye savaşı etrafa saçılıp taşar ve geri kalan Ortadoğu’ya yayılırsa o zaman Amerikan çıkarları tehdit içinde görülüyor. İç savaşın içinden sığınmacıların aktığı ortamlarda, terör , radikal gruplar ve komşu güçlerden-ülkelerden fırsatçılar ortaya çıkacağı ve bu nedenlerle savaşın etrafa yayılma özelliği göstereceği belirtiliyor.Mezhep çatışmaları Suriye’den Ürdün, Lübnan, Irak’a geçmiş durumda. Türkiye ve İran birbirine karşı tarafları desteklememeleri konusun da uyarıp duruyorlar. Terör faaliyetlerinde artış ve yayılma gözleniyor. Türkiye’de Gaziantep’te bombalı patlama ve sivillerin öldürülmesi Irak ve Suriye benzeri terör olaylarını hatırlatıyor.
Ortadoğu ve bölgemiz ateş çemberi içinde. Türk halkı olan biten karşısında kendi çıkarlarını korumak zorunda. Yangını başlatmak kolay. Ama esecek bir rüzgarın yangını nereye taşıyacağını tahmin etmek zor.
Hüseyin Seyfi