- Kategori
- Öykü
Sus, aman şimdi!

Net'ten alınıp düzenlenmiştir.
Sokağın köşesindeki kahvehaneye girdi. Tanıdıklardan ocağa yakın yerdeki masada Filozof Rüstem vardı. İskemleyi çekti yan vazıyette oturdu.
—Merhaba!
—Merhaba, hoş geldin umarım bir sonuç vardır?
—Nerde…
—Yine mi yok!
—Kim kaybetti ve filozof biz bulalım…
Derin bir sessizlik kapladı etrafı… İki masa öteden Magrus Naci’ nın ıskartaya vurduğu okey taşları bu derin sessizliği bozdu…
—Kesin okeye dolanıyor, ya da eli tek… Dedi fısıltı halinde filozof. Hafifçe çaktırmadan gülümsediler.
—Ha şöyle yahu ne bu somurt somurt…
Kahveci Hüseyin’in; “Çay!” diye bağırması sessizliği tamamen ortadan kaldırdı. Şıngırdayan kaşık sesleri, höpürdetilen çay yudumları, hışırdayan gazete, kahvehaneye yeniden canlılık getirdi.
Filozof, Turgaya dönerek;
—İç şu çayı, bırak dalıp dalıp gitmeyi…
—Hı…
—Dünyanın sonumu be oğlum?
—O değil be filozof… Ben boşuna mı okudum, beş sene üniversiteyi? Okurken de pedere yüktük, şimdi de adam zaten emekli astsubay dokuz yüz maaş alıyor. Nalân da üniversite de…
—Geçer be oğlum üzülme takma kafaya…
—Yok, be Filozof üzülüyorum. Ne diyorum bazen biliyor musun?
—Ne?
—Bu kadar önemli bir toprak parçasında, bu kadar kaynak varken, neden bunlar değerlendirilmiyor? Neden?
—Ya oğlum git işine… Açtırma benim ağzımı, kahvehaneci Hüseyin ağabeyin işine taş koyacağız. Zaten adam yan gözle bize bakıyor. Geçen gün çıkan tartışma yüzünden millet çekip gitti. Yediğimiz fırçayı unuttun mu?
—Tamam, tamam sustum.
Susmuştu, susmadığı zamanlarda ise zaten susturulmuştu.