- Kategori
- Psikoloji
Suskun...

Sustuysam korkun benden. Sessiz atın tekmesi pektir diye değil. Sustuysam durum kötü demektir. Susmam çok zordur çünkü benim. Ağzım sussa gözlerim konuşur. Mutlaka bir fikrim vardır olup bitenlere. Çok değil, az biraz ahkâm kessem yeter genelde bana. Söyleyecek bir çift lafım hep vardır.
Kendimi iyi hissettiysem söylerim. Seviyorsam söylerim. Ona diyemediysem, birilerine mutlaka “budur” derim eğer beğendiysem. Kızdıysam veya üzüldüysem de… Mutlaka söylerim.
Ama şimdi susuyorum. Merak edenler olduysa diye diyorum; nedenini ben de bilmiyorum. Sadece sustu bir şeyler içimde. Seda yok! Sesim gelmiyor! Çıt çıkmıyor. İçimden gelmiyor. Boş bir duvara öylesine bakasım var.
Ne yorum yapıyorum hayata. Ne de kadim dostum züğürt tesellisi var mesela dilimde. Öylesine… Evden işe, işten eve gidip geliyorum. Eskiden de kendimi hampsterlara benzetirdim. Hani bir kafeste tekerleğin içine girip de deliler gibi koşuşturur ya… Şirindir de garibim. Seyretmesi keyiflidir. İşte öyle bir koşturmaktı bana kalsa yaşamım. Nefes nefese kalıp da, bir arpa boyu yol gidememekti belki ama çıkıp da o koca tekerleğin üzerine, koşmak vardı o zaman. Şimdi bir adım bile atasım yok.
Herkesin bildiği ve herkesin sevdiği ben değilim ben bugün. Vallahi bir garibim. Hep çekindiğim tipler gibiyim. Umarsız. Dünya dursa “olur böyle şeyler” diyeceğim sanki. Buz gibiyim. Suskun.
Her şey dondu. Burası çok soğuk. Üşüyorum. Lütfen artık eve gideyim.