- Kategori
- Yoga / Meditasyon
Takmalı mı takmamalı mı?

Bir şeyi kafaya taktığımız zaman mı yoksa vazgeçtiğimiz zaman mı onu elde ederiz? Nereden geldi bu soru aklıma diye düşünebilirsiniz. Cevabı çok basit. Geçenlerde yaşadığım bir olay aklıma düşürdü bu soruyu. Gerçekten istediğimiz bir şey ne zaman gerçekleşir? Ya da bir şeyi çok istediğimizde mi olur yoksa ondan vazgeçip her şeyi akışına bıraktığımızda mı?
Üye olduğum spor kulübüne haftanın en az beş altı günü gidiyorum. Bir saat kadar kardiovasküler bir çalışma yaptıktan sonra bazı günler biraz ağırlık çalışıyorum, bazı günler de kendi kendime yoga yapıyorum. Daha doğrusu gün aşırı ağırlık çalışıyorum diğer günlerde de yoga yapıyorum. Bunların dışında da neredeyse her gün bir grup dersine katılıyorum.
Şimdi diyeceksiniz, yine çenesi açıldı bu kızın diye… Niye anlatıyor tüm bunları bize? Sebebi çok basit. Geçenlerde yoga çalışırken ilginç bir olay yaşadım. Spor tesisinde çok sevdiğim bir fitness eğitmeni var. Henüz çok genç. 20'li yaşlarda… Üstüne üstlük esnek mi esnek bir bedeni var. Görseniz şaşarsınız. Daha önceleri yoga yapmamış, ancak dans geçmişi var. Benimle birlikte yoga yapmayı seviyor. Eğer o gün tesis fazla dolu değilse, hemen yoga matını kapıyor geliyor yanıma. Hemen her asanayı yapabiliyor. Diyorum ya oldukça esnek ve gücü de var. Her zaman ne derim ben? Yoga asanalarını yaparken esneklik kadar güç de gerekir. Bence yüzde 50 esneklik gerekiyorsa yüzde 50 de güç lazım.
Neyse lafı uzatmayalım. Bizim genç fitness eğitmenimiz, yoga dergilerinin kapaklarını süsleyen asanaları çok kolay yapıp şekilden şekile girebiliyor. Bedeni her şekle girmeye müsait. Ne verirsen onu alacak yani. O yüzden biz de onunla hem yin yoga yapıyor esnekliğine esneklik katıyoruz hem de güç gerektirecek asanaları deniyoruz.
Eğitmenimiz, “urdhva dhanurasana” (köprü) yapıp ayaklarını başına yaklaştırabiliyor. “Sirsasana” (baş duruşu) yaparken “padmasana” (lotus) duruşuna geçip ayaklarını 90 derecelik bir açıya getirip tekrar yükseltebiliyor. Daha neler neler…
Baktım ki, sevgili eğitmenimizin bedeni her şeyi almaya müsait, o gün daha güç gerektiren asanalar deneyelim diye düşündüm. Ne gibi mi? Kol denge duruşları gibi. “Bakasana” (karga duruşu), “parsva bakasana” (yan karga), “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “bhujapidasana” (kol denge duruşu), “eka pada bhujasana” (tek el kol denge duruşu) bunlardan bazılarıydı. Duruşları önce ben elimden geldiğince göstermeye çalışıyordum. Çünkü elimden geldiğince birçoğunu hala deneyimliyordum. Henüz bu duruşlarda beş nefeslik bir süre kadar durabilmiş değildim. Önce “bakasana”yı gösterdim. Neyse ki artık bu asanayı yapabiliyordum. Sonra “parsva bakasana”yı göstermeye karar verdim. Sadece “böyle yapılıyor” diye gösterecektim. Ayaklarım yerde kalacaktı çünkü zaten ayaklarımı yerden kaldıramıyordum. Tek ayağımı yerden kaldırdım, sonra ötekini yerden kaldırdım ve birden ne göreyim? Ben artık “parsva bakasana” yapabilmeye başlamışım.
O kadar heyecanlanmıştım ki… O kadar sevinmiştim ki… Nasıl olduğunu anlamadım. “Herhalde şans eseri oldu” diye düşündüm. Tekrar denedim ve tekrar oldu. “Tamam, o zaman, bu duruşu yapabiliyorum artık” dedim kendi kendime.
Peki, bu asanayı nasıl yaptım? Neden yapamıyordum? Neden yapabildim? Geçen sene yoga eğitmenlik kursu boyunca yapamadığım birçok ters duruşa kafayı takmıştım. Bir yoga eğitmeni tüm duruşları “fotoğraflık” bir şekilde yapabilmeli gibi bir fikre kapılmıştım. Aslında böyle bir şeye gerek yoktu. Bazı şeyleri yapamayabilirdik. Korkularımız vardı, bugüne kadar yaşadığımız olaylar vardı. Bazı duygular bizi alıkoyuyordu belki bu duruşları yapmaktan. Kendimizi zorlamak neden?
Eğitim bitince, ben de rahatladım. Bıraktım peşini bu duruşların. Aslında tam da bırakmadım. “Adho mukha vrksasana” (kol duruşu) hala benim takıntım. O yüzden de bir türlü olmuyor. Ama “bakasana” ve “ardha bakasana”nın peşini bırakmıştım ve bakın işte oldu. O asanaları yapabilmeye başladım. Hem de hiç çalışmadan. Birdenbire oluverdi. Tabii ki fiziksel bir gelişme sağlamış olmalıyım kol duruşunu denerken. Sürekli kollarımın üstünde durmaya çalışırken kollarım güçlenmiş olmalı. Bu da mutlaka karga duruşlarını yapmam da faydalı olmuştur. Ama yine de asanaları kafama takmadığım için bu sonuca ulaştım.
İşte geçen gün bunu düşündüm karga duruşlarını tekrar tekrar yaparken. Vazgeçtim ve oldu. Kol duruşundan da vazgeçmem lazım. Kafaya takmamam lazım. Belki o zaman onu da yapabilirim.
Günlük hayatımızda da aynen böyle değil mi? Bazı şeyleri çok istersek ve kafamıza takarsak, o şeylere bir türlü ulaşamayız. Ancak onlardan vazgeçtiğimiz zaman, bir de bakmışız ki o ulaşmaya çalıştığımız şeyler kendiliğinden oluvermiş. O halde, bazen vazgeçmeye değmez mi?