- Kategori
- Yoga / Meditasyon
Sahi nasıl bir şeydi şu "meditasyon" denen şey?

Kaç yıl önceydi meditasyonu ilk denediğimde? Sanırım iki yıl önceydi. Yoga asanalarının bana yetmemiş, kendimi önce yoga hakkında kitaplar okumaya adamış ve sonrasında meditasyona merak salmıştım. Mutlaka denemeliydim meditasyonu ama bunun bir yolu yordamı, yöntemi var mıydı? Hiçbir fikrim yoktu. İyisi mi evde yalnız başımayken kendi kendime bir şeyler denemekti. Ben de öyle yaptım.
Yoğun bir iş temposunun ardından eve gelmiştim. Niyetim o akşam meditasyonu deneyimlemekti ya; odama girdim. Bağdaş kurup yere oturdum, telefonumun alarmını on beş dakika sonraya kurdum ve gözlerimi kapattım. Gözlerimi kapattığım ilk andan itibaren gözlerimin önünde ve zihnimin içinde sürekli bir şeyler dolanmaya başladı. Tüm gün yaşadıklarım, meditasyondan sonra yapacaklarım, ertesi güne planlarım, yukarı kattaki komşudan gelen televizyon sesi, en son olarak da ayaklarımın uyuşması... İşte son noktayı vuruyor ayaklarımın uyuşması. Duyduklarımdan ve okuduklarımdan meditasyon yaparken kıpırdamam gerektiğini biliyorum ama canım yanıyor. Dayanamıyorum, gözlerimi açmadan ayaklarımı öne doğru uzatıyorum ve müthiş bir rahatlama... Ben tüm bunların içinde debelenirken birden alarm sesiyle irkiliyorum. On beş dakika geçmiş bile. Peki, ben ne anladım bu meditasyondan? Hiçbir şey. Sadece gözlerim kapalı düşünmeye devam ettim. Ha gözlerim açık ha kapalı düşünmüşüm. Sonuçta ilk meditasyon deneyimim beni hayal kırıklığına uğrattı.
Başarısız ilk deneyimden sonra, ben meditasyondan vazgeçtim mi? Hayır. Ertesi gün yine aynı odada oturdum. Bu sefer "virasana" (kahraman) duruşunda oturdum. Bir de böyle deneyim meditasyonu diye düşündüm. Yine alarmı on beş dakika sonraya ayarladım ve gözlerimi kapattım. Yine tüm gün boyunca yaşadıklarım ve günün kalanına ve ertesi günlere dair planlarım geldi aklıma. Birden üşümeye başladığımı fark ettim ve tabii ki ayaklarım da yine uyuşmuştu. Ayaklarımın çözümü kolaydı, bir gün önceden alışıktım. Hemen uzattım ayaklarımı. Üşümeye çare yoktu çünkü üstüme alabileceğim bir hırka ya da şal yoktu yakınlarda. Gözümü açmak da istemiyordum, üşümeyi kabullendim ve alarm çaldı. İkinci gün de bir aydınlanma yaşamadım. Nasıl bir şeydi ki bu meditasyon denen şey?
Aradan kaç gün geçtiğini hatırlamıyorum. Bu geçen zaman içinde meditasyon süresini yarım saate yükseltmiştim. Yine bir akşam meditasyona oturduğumda geçmişte olan ve beni rahatsız eden bir olay geldi gözlerimin önüne. Sanki o olayı tekrar yaşıyordum. Bu sefer, o olayın beni neden bu kadar üzdüğünü bir türlü anlamadım. Olay artık o kadar anlamsız ve komik gözüküyordu ki. Derken, o olayı bana yaşatan kişiyi gördüm gözlerimin önünde, sanki her şey canlıydı ve biz birbirimizi affettik. Birbirimizi affettikten sonra da, ben kendimi affettim. Gözlerimde yaş vardı. Ağlamışım. Ağladığımın farkında değildim oysa. Bir kuş kadar hafiftim artık. Bir yükten kurtulmuştum. Derken alarm çaldı ve ben meditasyondan uyanmak ve maddi dünyaya dönmek istemedim. İlk defa farklı bir şey deneyimlemiştim meditasyonda. Mutluydum ve hafiflemiştim.
Ertesi gün, yine benzer bir şey hisseder miyim diye bir beklentiyle oturdum meditasyona. Tabii ki, böyle bir beklentim olduğu için hiçbir şey deneyimlemedim. Kendimi kastım ve zorladım. Maalesef yarım saatlik meditasyon keyiften çok azap olmuştu o gün. Meditasyonda beklenti içinde olmamam ve kendimi sadece ve sadece akışa bırakmam gerektiğini anladım.
Yine aradan bir süre geçti. Bir akşam alarmı kurdum ve oturdum meditasyona. Gözlerim kapalı, günlük olaylar ve planlar geldi geçti zihnimden. Artık sadece bir seyirci olmaya alışmıştım. Düşüncelerin peşinden sürüklensem bile, hemen farkına varıyor ve zihnimi tekrar o ana getirmeyi başarıyordum. Ne mi yapıyordum? Nefeslerime odaklanıyordum hemen, nefes alış verişlerimi sayıyordum. Bir süre sonra, nefesim neredeyse durma noktasına gelmişti. O kadar yavaşlamıştı ki, bir an için nefes almıyorum diye panikledim. Sonra fark ettim ki, çok yavaş, uzun ve sakin nefesler alıyordum. Bir an, yogada üçüncü göz denilen noktada, yani iki kaşımın arasında, bir enerji yoğunluğu hissettim. İçim boşaldı sanki. Ruhum içimden çıktı sanki ve ben sanki uçuyordum. O kadar huzurlu ve mutluydum ki, her şey önemsizdi o an benim için. Sadece sonsuzluk vardı. Derken kapının açılması ve eşimin seslenmesiyle irkildim. Kalp atışlarım hızlandı, nefes nefese kaldım ve kendime gelemedim. Gözlerimi açamıyordum, yere uzandım ve beni yalnız bırakmasını söyledim. Tek duyduğum, "bir buçuk saattir ortalarda yoksun, seni merak ettim, uyudun sandım" oldu. Bir süre yerde uzanıp, sağa sola devrilip kendime geldikten sonra kalktım eşimin yanına gittim. Hala kendimde değildim, sanki bir rüya âleminde gibiydim. Tekrar konuştum eşimle. Hayır, uyumamıştım ben. Zihnim uyanıktı, meditasyon halindeydim. Her şeyin farkında ama bambaşka bir boyuttaydım ben o gün. Bunu araştırmaya karar verdim. Tanıdığım yoga eğitmenleriyle konuştum, meditasyon hakkında internette araştırma yaptım ve birçok kişinin böyle şeyler deneyimlediğini gördüm. Rahatlamıştım. Demek ki, meditasyon böyle bir şeydi. Sonunda, meditasyona dair bir şeyler yakalamıştım.
Bu deneyimden sonra, meditasyon teknikleriyle ilgili derslere katıldım. Zihin, ruh, ego ve meditasyon üzerine çalıştım. Meditasyon benim için vazgeçilmez bir hal almıştı. Akşamı iple çekiyordum. Kendi başıma oturup meditasyon yapıp tüm gün yaşadıklarımı, biriktirmeden, temizlemek ve ruhumu ve zihnimi dinginleştirmek. Bağımlılık yapmıştı adeta bana.
Meditasyona başladıktan iki yıl sonra, meditasyon yaparken, sürekli zihnimi ve ruhumu sessiz ve sakin tutuyorum ve sadece anı yaşıyorum, anda kalıyorum, ne geçmişi ne geleceği düşünüyorum diyebilir miyim? Asla. Zaten eğer zihnimi ve ruhumu sessizleştirip, sadece ve sadece anı yaşayabilseydim, bir yogi olurdum yoga eğitmeni değil. O halde, amaç ne? Sadece kendi kendine geçireceğin bir zaman dilimi ayırmak; sessizce oturup sadece izleyici olabilmek ve yorum yapmadan, fikir yürütmeden her şeyi olduğu gibi kabul etmek...