- Kategori
- Yoga / Meditasyon
Tam bir sene önceydi...
Tam bir sene önceydi. Hatha ve vinyasa eğitmenlik programını bitirmem ve sertifikamı almıştım. O kadar heyecanlanmıştım ki şu an sizlere bu heyecanımı anlatmam ve tarif etmem mümkün değil. O heyecanla dönüp geldim yaşadığım ve çalıştığım şehre. Nerede mi aldım sertifikamı? Bir yoga kampına gitmiştik Fethiye Kabak Koyu’na.
Döndüm ve ertesi gün işe gittim. İşyeri sanki eskisi gibi değildi. Oysa sadece üç gün uzaklaşmıştım. Neydi bu kadar değişen üç gün içinde? İlk günü öyle ya da böyle atlattım. Ertesi gün işe gittim. Yok, olmuyor. Bir terslik vardı bu işte. Bir türlü kendimi işe veremiyordum. O günü de kazasız belasız atlattım. Resmen hapishanede gibi hissediyordum kendimi. Elimin altındaki masa takvimine gün bittiğinde çarpı işareti atıyordum. Olacak iş değildi yani. Bir sonraki gün yine işe gittim. Aslında kısaca bahsetmem gereken bir şey daha var. İşyerinde işler iyi gitmiyordu. Sendikalı çalışıyorduk ve sendikamız feshedilmek üzereydi. Tüm haklarımızdan yoksun kalacaktık. Sanırım beni rahatsız ve mutsuz eden biraz da buydu. Üçüncü gün dayanacak gücüm kalmadı. İşyerinden ayrılmak istediğimi bildiren bir dilekçe yazdım ve personel müdürlüğüne sundum. İşte bitmişti. Bu kadar basitti.
Neye mi güvendim? Sanırım elimdeki sertifikaya. Ama gerçekler hiç de öyle değildi. İnsan bir şeye gönül verdi mi o şeye çok güvenir ama bazen istediklerini gerçekleştirmek zaman alır.
Yıllardır çalıştığım için doğru dürüst yaz tatiline hasret kalmıştım. Yine de yaşadığım şehri bırakıp da uzun bir yaz tatiline çıkmadım. Eşim çalışıyordu ve onu yalnız bırakmak istemedim. Ama üyesi olduğum spor tesisinin açık ve kapalı havuzu vardı. Günlerim orada geçiyordu. Sabahları spor yapıyordum, yogayla rahatlıyordum ve sonra havuz kenarında yayılıyordum. Gerçekten de güzel günlerdi. Kendime iki aylık zaman tanımıştım. Yaz tatili bittikten sonra yoga eğitmenliği yapabileceğim yerlere başvuracaktım. Bir buçuk ayı böyle geçirdikten sonra Ağustos ayında Bodrum’a gittim ve bir ay kaldım. Gerçekten keyfime diyecek yoktu. Bedenim ve ruhum sanki böylesine rahat ve huzurlu olmayı özlemişti. Fark etmemişim meğer işyerim ne kadar stresliymiş ve beni ne kadar da geriyormuş. İnsan bazen o hengâmenin içinde gerçekleri fark edemiyor ancak o koşuşturmacadan çıkınca görebiliyor bazı şeyleri.
Neyse, tatil bitti ve ben döndüm kürkçü dükkânına. Elimde sertifikalarım— bu arada kış boyunca hamile yogası eğitmenliği sertifikası da almıştım— tuttum yolunu birçok spor tesisinin ve otelin. Belki bir iş çıkar diye. Birçok yere başvurdum ama geç kalmıştım. İnsan Eylül’e kadar bekler miydi hiç? Biraz rahat davranmıştım.
Yine kısmetim hiç beklemediğim bir yerden açıldı. İşyerimin sayesinde tanıdığım bir başka işyerinde yoga dersleri vermeye başladım haftanın iki günü. O kadar iyi hissediyordum ki kendimi anlatamam. Yoga eğitmenliğine başlamıştım. Bundan iyisi can sağlığıydı.
Bu arada yeni eğitimlere ve workshoplara da katılıyordum. Derken özel ders vermeye başladım yine bir arkadaşıma. Kendimi çok şanslı hissediyordum. Uzun yıllardır istediğim buydu aslında. İşyerinde çalışırken de son beş yıldır aklımda hep yoga eğitmeni olmak vardı ama işyerinde rahattım ve iyi de kazanıyordum. O nedenle bu projemi hiç hayata geçirmedim. Ne zaman ki işyerimde mutsuz ve huzursuz oldum, o zaman daha cazip gözüktü bu iş kolu bana.
Hayatta bazı şeyler hiç beklemediğiniz anlarda olur ya. Bir gün bir arkadaşım aradı ve bir pilates stüdyosunun yoga eğitmeni aradığını haber verdi. Pilates stüdyosunu çok sevdiği iki arkadaşı açmış ve o da beni onlara tavsiye etmiş. Hemen gittim görüşmeye. Hem stüdyoyu hem de iki pilates eğitmenini çok sevdim. Anlaştık, orada çalışmaya başladım ve bugünlere geldik böylece.
Bir senelik deneyimlerin boyunca birçok şey gördüm. Yoga eğitmenlik programlarında bedenleri çok esnek ve beden, ruh ve zihin farkındalıklarının çok gelişmiş olduğu insanlarla tanıştım. Yoga stüdyolarına gidince insan yoga yapan tüm insanların bu kadar esnek ve bir o kadar da güçlü olabileceğini düşünüyor. Esneklik gerektiren birçok asanayı derslerinde kullanabileceğini ya da denge ve kol denge duruşlarını yaptırabileceğine inanıyor bir programdan mezun olunca. Hani ideal öğretmen misali… Ama maalesef gerçek hayat böyle değil. Bir sınıfa girdiğinizde, nefes almayı bilmeyen kişilerle bile karşılaşabiliyorsunuz. Ya da kol ve bacak koordinasyonu gerektirecek (ters kol ters bacak çalıştırılan) duruşları bir türlü yapamayan insanlar görebiliyorsunuz.
Eğer zirve duruşlu dersler yapmayı seven bir yoga eğitmeniyseniz, orta zorlukta bir zirve duruşu yaptıramadığınız zamanlar bile olabiliyor. Yeri geliyor “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) ya da “janu sirsasana” (baş dize duruşu) gibi kolay sayılabilecek bir asana bile zirve duruşu olabiliyor. Yani yoga stüdyolarına gittiğimiz zaman yaptığımız “adho mukha vrksasana” (kol duruşu), “bakasana” (karga duruşu) derslerinizde bazen hayal oluyor. Ya da vinyasa, yani akışlı bir ders, planlıyorsunuz ancak o gün yin yogaya dönmek zorunda kalabiliyorsunuz. Hatta aslında yin yoga çoğu zaman kurtarıcı oluyor çünkü daha durağan ve insanları fazla zorlamayacak bir yoga tarzı bu. Çoğunlukla yardımcı donanım kullanabiliyor ya da öğrencilerinizi duvarı kullanmaya teşvik edebiliyorsunuz.
Tıpkı üniversiteyi bitirip hayata atılan idealist mezunlar gibi… Bir yoga eğitmenlik programını tamamlayıp hayata atıldığınızda idealist oluyorsunuz. En zor asanaları ya da en esneklik gerektiren duruşları yaptırmak istiyorsunuz. Ancak gerçek hayatta bu böyle olmayabiliyor.
Peki, bu durumda ne yapmalıyız? Hayal kırıklığıyla yenilmeli ve küsmeli miyiz yoksa o koşullara uyum mu sağlamalıyız? Sertifikalarımı aldıktan bir yıl sonra, bir yoga eğitmeninin değişen koşullara uyum sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Esnek olmalı bir yoga eğitmeni. Her an kendini yenileyebilmeli. Gerektiğinde dersin içinde bile. Hatta dersin yarısında bile. Bir noktaya bağlı kalmamalı. Durağan olmamalı, esnek ve akışkan olmalı. İdealizm iyidir, hoştur ama bizleri katı ve sert olmaya mahkûm eder. Bence, bir yoga eğitmeni idealizmi bir kenara bırakmalı ve günün koşullarına ve getirdiklerine uyum sağlamalı. Doğal olmalı. İşte o zaman öğrencilerine verebileceklerinin ve yaşatabileceklerinin sonu yok bence.