Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '12

 
Kategori
Öykü
 

Tapınak İblisleri

Tapınak İblisleri
 

Kutsal kitapların ortaya çıkmasıyla perde de açılmış oldu. Kitaplar farklı olsa da ortaya tek bir senaryo çıkıyordu. İnsanlar seyirci, Tanrı başrolde, peygamberler yardımcı oyuncu, kötü adamlar ise şeytan, azrail oluyordu. Sahne dekor, oyuncular herşey hazırdı.  Binlerce yıldır asırlar boyu bu tiyatro kapalı gişe oynuyordu. Bu öyküde insanların varoluşu ve yokoluşu çok kolay bir şekilde çözümlenmişti. Nereden geldin, nereye gidiyorsun, nereye gideceksin gibi sorulara verilen cevaplar izleyicileri tatmin etmek için yeterliydi.

 On binlerce yıldır merak edilen bu sorunlarda ortadan kalkmıştı. Perde açıldığında insanlar alkışları ile ortalığı çınlatıyordu. Oyun başladığında Tanrı ak sakallarını karıştırırken elindeki asasını insanlara doğru bir ok gibi tutmuştu. Haykırıyordu:
 
“Ey insanlar, ben buradayım, siz de orada. Bunlar da ortada… Bunların arasından sıyrılıp bana ulaşacaksınız. Gideceğiniz güzergahta sadece iki yol vardır. Bu oyun bittikten sonra ya  benim evime, ya da kendi cehenneminize döneceksiniz. Tercih sizin ey sefil insanlar.”
 
Bir grup peygamberin arasından çıkan bir peygamber de bağırıyordu:
 
“Ey mahlukatlar, efendimizi duydunuz. Bizler de sizlere o yolda rehberlik edeceğiz. Kararmış dünyanıza ışık tutacağız. O yolu bizler aydınlatacağız. Aksi halde cehennemin ateşiyle o yolunuz aydınlanacaktır. " diyordu.
 
Şeytan gülümsüyordu. Boynuzlardan birini oynatırken ağır adımlarla yürüyerek sahnenin ortasına kadar gelirken, ağır yumuşak ses tonuyla konuşuyordu:
 
“Onları duydunuz. İyi düşünün ve sonra kendinize bir sorun. Kainatta tek olan Tanrıdır. İkinci tek olan da şeytandır. Ortalık peygamberlerden geçilmiyor. Hangi birinin gösterdiği yola güvenebilirsiniz ki? Doğru tektir ve o iki tekten biri de benim. Karar sizindir.”
 
İnsanlar çılgınca alkışlıyordu. Bazıları ağlarken, bazıları da gülmüştü. Erkekler hırlayıp homurdanırken, dişiler isterik çığlıklarıyla alkışlara eşlik ediyordu. Perde kapandıktan sonra insanlar koşar adım yola koyuldu. Tanrı’nın söylediği gibi önlerinde  iki yol vardı. Yolun birindeki tabelada bir boynuz figürü yer almıştı. Hemen herkes bu yolun ne anlama geldiğinde hem fikirdi. Bu yol kesinlikle şeytana ve onun iblislerine aitti. Diğer yola girdiler. Bir sorun  göze çarptı. Bu yol çok dar bir yoldu. Sonsuz kalabalıkların bu yola sığması da mümkün değildi. İnsanlar  bu yola girmek için birbirini eziyordu.
 
Yığınlar birbirine girmişti. Çığlıklar, feryatlar ortalığı inletirken birden bir sancak ortaya çıktı. Bir adam elindeki sancağı havaya kaldırırken haykırdı:
 
“Ben I. Peygamberim. Bana inananlar peşimden gelsin. Haydi ne duruyorsunuz sefiller peşimden gelin.”
 
Kalabalık şaşırdı. Gerçek rehber acaba bu muydu? Çoğunluk düşünürken hiç düşünmeyen başka bir grup hemen sancağın peşine düştü.
 
“Fazla düşünmeyin, ben III. Peygamberim çabuk olun. Peşimden gelin ey insanlar.” diyordu, başka biri.
 
“Haydi gelin” diyen başka bir adamında  elinde bir  sancak vardı. Sancaklar yola çıktığında yığınlar peşinde kümelenmişti. Sonra bir diğeri de çıktı.
 
“Ben II.yim haydi, yerler numaralı."  diyordu. Sonra  başka biri, daha başka biri de çıktı.
 
Sancakların ortaya çıkmasıyla, kalabalıklar gruplara bölündü. Dar yol açılıyordu. Yol sonsuzdu. Sancak sürekli el değiştirdi. İnsanlar ölüyordu yol bitmiyordu. Bazen gruplar savaşıyordu. Kılıçlardan çıkan çelik sesler kulakları sağır ederken cesetlerde habire yol boyunca serilmişti. Bir süre sonrada  sancağı devir alan akil adamlar pes etmişti. Bir araya geldiler. Bir karara varılmıştı. Çadırdan dışarı çıktıklarında insanlar onlara merakla bakıyordu. En kıdemli sancaktar haykırıyordu.
 
“Mola.”
 
Kendilerine sınırlar  çizdiler. Her sınırın bir sancağı, inandıkları bir peygamber vardı. O peygamberlerin ise sayısız yardımcıları olmuştu. İnsanlar mutluydu. Öyle ve ya böyle o yola çıkılmıştı. Hedefe varılmasa da en azından o yolda konaklamışlardı.
 
Buna rağmen insanlar yine günah işliyordu. Yine birbirini öldürüyordu. Birbirini beceriyor, soyuyordu. Akil adamlar yine toplandı. Neler oluyordu? Yapılan konuşmalardan, tartışmalardan ortaya bir sonuç çıkıyordu. Kesinlikle şeytan da o yola girmişti ve insanların arasına karışmıştı. En büyük delil ise başlangıçta önlerine çıkan diğer yoldu. Tabelada tek boynuz vardı. Peki diğer boynuz neredeydi. Bu boynuz insanların arasına girmişti. Eğer öyle olmamış olsa bir insan niçin, neden karısını, çocuğunu öldürecekti. Savaşlar, işkenceler, soygunlar, tecavüzler niye bitmiyordu?
 
Bunları insanlar yapmıyordu. Bütün bunları yapan  kesinlikle şeytandı. Sancaklar yeniden meydana çıkıyordu. İnsanlar önünde toplandı. Yol tekrar gözükmüştü. Akil adamlar bas bas bağırıyordu:
 
“Geriye dönün.”
 
Uzun süren bir yolculuktu. Geriye dönüş başladı. Sonunda tiyatronun önünde toplandılar. İkinci perde başlıyordu. Tanrı, şeytan, peygamberler sahnede oldukları yerde durmuştu. Yolcularda  koltuklarında yerini almıştı. Tanrı sakallarını karıştırırken düşünüyordu. Peygamberler şaşırmıştı. Şeytanda ağır adımlarla yürürken sahnenin ortasında yerini almıştı. Yığınlara seslenirken, gülümsüyordu:
 
“İblislerim, hoş geldiniz. Az da olsa özlettiniz. Kısa süreli de olsa bir dünya yolculuğu yaptınız. Çıkın sahneye, bize katılın. Üçüncü perde başlamak üzere. ”
 

 
Toplam blog
: 39
: 393
Kayıt tarihi
: 19.01.12
 
 

Serbest ticaret ile iştigal ediyorum. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde aktif görevlerde bulundum..