- Kategori
- Güncel
Tarih Nerede Başlar?
Dün de tarihtir!
Bir toplum genç kuşaklarına tarihini öğretmekle yükümlüyse bu sınır nerede başlar, nerede biter doğrusu bilemiyorum. Bence, en yakın zamandan başlayarak en uzak zamana veya en uzaktan başlayarak en yakın zamana kadar öğretmelidir. Bu sadece tarih bilinci vermek için değil, nasıl hayatta kalınabileceğini de öğretmek için olması gerekir.
Bir tavşan ormanda yaşar veya bir kuş. Kuş yavrusu doğduktan sonra kuşu bir süre hayata hazırlayıp, onun yeterli büyüme aşamasına geldikten ona hayat için çok gerekli eğitimleri verdikten sonra onu yırtıcı hayvanlara, derviş görünüşlü avcılara, kedilere, kuş yiyen kuşlara karşı uyarmazsa neslinin devamını nasıl sağlayabilir ki?
Türk tarihi karartmalarla doludur ve en büyük karartma bence 1938 yılından tam bir yıl sonra Hatay’ın Türkiye’ye ilhak olmasıyla bir anda karanlığa gömülür. İkinci Dünya Savaşı bu topluma bilinçli olarak azıcık anlatılır. Kim savaştı, kim yendi, atom bombası derken tarih biter. Üniversite mezunu birçok kişi de dâhil bilinenler o kadar taraftarlık üzerinedir ki, birinin doğru dediğine diğeri bilir veya bilmez yanlış der. Ondan sonraki süreç, Adalet Partisi, Halk Partisi, Demokrat Parti, Milli Selamet Partisi ve olaylar üç beş kişi etrafında döner durur.
Türk öğrenciler varsa yoksa Atatürk İlke ve İnkılâplarını ezberler dururlar, hâlbuki ne ilke kalmış ne de inkılâp ama ezberlenir durulur. Devletçiliğin yerini kapitalizm, demokrasi beş kişi iki devlet demokrasisine dönüşmüştür. Neden? Partilerde demokratik seçimler yapıldığı iddia edilebilir mi? İktidarından muhalefetine “itaat et, sorma, sorgulama” felsefesine ilave olarak, zengin olmayan için adeta yönetim kademelerinin tamamen kapandığı bir zaman dilimi yaşanır. Akıllı olabilirsin, vatansever de olabilirsin, şehit de olabilirsin ancak elit olmadığın sürece o yollar birçoğuna kapalıdır ve bu da Türkiye’nin acı gerçeğidir.
Sıradan halklar başka milletlerin hâkimiyetinde yaşamaktan hicap duymayabilirler ve belki daha da mutlu olabilirler. 1917-1989 yılları arasında Rusların hâkimiyetinde yaşayan Türk halkları dış Türklere örnek verilebilirken, 1960 yılından günümüze kadar Avrupa’da yaşayan çocukları kısmen, torunları ise tamamen Avrupalılaşmış, Türkiye ile gönül bağını yitirmiş insanları düşünelim. İnsanlar bulundukları toplumlardan daha fazla özgürlük ve daha fazla para kazanır, rahat yaşarlarsa pek de sorun etmiyorlar gibi görünüyor.
Türkler tarih boyunca toplumlar içinde yaşadılar. Bu toplumlarda genellikle asker sınıfını oluşturan Türkler Anadolu’ya boylar halinde geldiler, beylerinin hâkimiyetinde önce Büyük Selçuklu İmparatorluğuna tabi oldular sonra sırasıyla Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğuna tabi oldular. Cumhuriyetle birlikte bey ve boy kavramı kayboldu. Bir devlet bir bey için farklı anlam ifade ederken sıradan bir insan için farklı anlamlar ifade etmektedir. İngilizlerin Lordlar Kamarasının karşılığı Anadolu’daki beylerin, aşiretlerin birliği gibi bir manaya gelmektedir. Geleceğini insanların bu toplumda görmeleri önemlidir. Bu da en iyi savaşçıların, en iyi ajanların, en iyi bilim adamlarının, en iyi mühendislerin, en iyi iyilerin o beylerin şirketlerinde birliklerinde boy göstermeleri ile mümkündür. Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yılları bunu kısmen başarabiliyorken, günümüzün en iyi beyinlerini yurt dışı kaynaklı projelere kaptırıyor ve bundan da gurur duyan bir millete dönüştük! Türkiye’de milliyetçilikle ilgili olarak Asena size ne ifade ediyor diye sorulsa belki Ergenekon’dan çıkışa yardım eden dişi kurdu sembolize ettiği söylenir. Asena dansöz oldu, kimse hikmetini sorgulamadı, Manukyan vergi rekortmeni olmadı kimse bu ne saçmalık demedi, Ergenekon terör örgütü oldu, kimse yine ne oluyor algılamadı ve bizler bugünlere geldik.
Manukyan bir hakaretti. Müslüman toplumunda en dürüst ve vergi kaçırmayan insan bir genelev patroniçesiydi. Dahası da var. Zinanın en fazla iş yaptığı kar ettiği ülke Müslümanların en yoğun yaşadığı Türkiye idi. Bu sektör kandırılmış Türk kızlarını, Türk erkeklerine bedeli karşılığında pazarlıyor, fiş kesiyor ve karşılığında vergisini ödüyor hatta rekortmen oluyordu. Bunu pek kimse sorgulamadı, karınca fil doğurdu, ilkokul mezunu bir adam milyonları kandırdı, insanlar ilim dediler. Öbür gruplarla aralarında hemen hemen çok fazla fark olmamasına rağmen, bir grubun 141 ülkede okul açmasına şaşırılmadı ama bir işadamı, Profesör (İngiltere, ABD) sınırdan Avrupa’ya gitmek istediğinde anasının kızlık soyadına, malvarlığına kadar araştırdılar. Birçoğuna da izin vermediler. Dilini dinini yaymak için bir Müslüman’a! izin verdiler, yok ya!
Lawrence kimdir herkes üç aşağı yukarı biliyor. Biliyor da birçok İngiliz’in çocuklarını çocuk yaşta bir Türk ve Müslüman ailenin yanına verilip medreseye gönderildiğini, Osmanlı adetlerini, Türkçeyi, Arapçayı, İslam Dinini çok iyi öğrendikten sonra derhal İngiltere’ye çağrılıp daha sonra da profesyonel eğiticiler eşliğinde ajanlara dönüştürüldüklerini hem de İngilizlerin anılarından okumamış olanlar, Lawrence Birinci Dünya Savaşında bitti zannetmekle çok büyük hata ettiler, dedik dedik de çarpılırsın dediler! Bunu derken söz konusu güçleri göz önüne alındığında haklıymışlar!
Türkiye'den iki farklı şahsiyet. Bakışlara dikkat ederseniz müthiş bir hayranlık ve muhabbet bakışı olduğunu görebiliyoruz. Bu bakışa sebep olan esas neden nedir? Neticede iki aktör de bu resimler çekildiğinde taban tabana zıt görüşlerde insanlardı. Ya da biz öyle bilyorduk...