- Kategori
- Sivil Toplum
Taşıma suyla değirmen döndürme
Sayın okurlar dün gece NTV' de Sn. Can Dündar' ın sunduğu Neden programında anayasa değişikliği, türban, Malezya olurmuyuz tartışması vardı. Aynı saatlerde CNN Türk kanalında Sn. Ahmet Hakan' ın sunduğu sanırım Tarafsız Bölge adlı programda aynı konular tartışılıyordu. Şimdi başlıkla bunların ne ilgisi var diyebilirsiniz. Şu ilgisi var, biz bunları tartışırken Türkiye fiziksel olarak elden gidiyor, asıl bunu tartışmıyoruz çok kısıtlı bir çevre dışında. Yani günün birinde fiziksel olarak ortada kalmayacak bir Türkiye' nin, Malezya' mı yoksa İsviçre' mi olacağının bir önemi de yoktur.
Bir ülkenin fiziksel doğal sınırları büyüyemez. (Türk işi denizi doldurma -ki bunu da ne kadar yaparsınız ayrı konu- hariç.) Bir ülkenin siyasi sınırları da büyüyemez. Savaşlarla işgal edilen topraklar hariç ki bu da eninde sonunda çok ama çok büyük olasılıkla asıl sahibine döner. Bu durumda sahip olduğunuz fiziksel toprak parçasının içinde, o toprak parçası ile barışık olarak yaşamak zorundasınız. Şimdi gelelim 24 Eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesindeki "İstanbul' un suyu için 117 hektar orman yok olacak" başlıklı habere. Şimdi gelelim bugünkü Milliyet gazetesindeki Sn. Metin Münir' in çok önemli bir ilişkiye dikkat çektiği, DSİ' nin Çevre orman bakanlığına bağlanması yazısına. Haber ve yazıyı lütfen okuyun. Çok kısa not, yok olacak ormanlar Longoz su basar ormanlar. Bunlar çok özel doğa parçalarıdır. Tabi üstlerindeki yaşamda yok olacak.
Peki sayın okurlar bu tartışmaları nerede ne kadar yapıyoruz. Biz ne kadar yapıyoruz, boş verin siyasileri. Başımızı açalım veya kapatalım diye meydanlara döküldük. Ama ormanlar için döküldük mü? Bakın sayın okurlar, İstanbul' a -o zaman çocuktum- 1. köprü yapılırken inanın çocuk aklımla karşı çıktım. 2. köprü yapılırken genç sayılırdım karşı çıktım. İstanbul' a 3. köprü yapılacak. Ben orta yaşı geçtim yine karşıyım. Ben aynı kaldım ve haklı çıktım. Çünkü Türkiye' nin temel insan nicelik, nitelik yapısı ve buna bağlı olarak sanayi, çevre, eğitim, tarım, göç vb her temel konudaki yaklaşımları değişmeden, bir başka deyişle veri sorun durum sabitken, sorun yerine sonuç çözülmeye! çalışılırsa hiç bir şey işe yaramaz. Bu insan yapısı ile 3., 5. köprü, alt geçit üst geçit, 12. baraj vb hiçbir sonuç vermeyecek. Sonuç sadece kaybettiklerimiz olacak. O kadar sabit düşünüyoruz ki, Ankara için Ankara' yı çözmek yerine Kızılırmak suyunu yönlendir, Konya ovası temel sorununu çözmek yerine Göksu -yanılmıyorsam isimde- yönlendir, istanbul' a Melen çayını ve Rezve deresini yönlendir. Ama İstanbul' u değiştirme. Ama Konya havzasında ki tarım ve su kullanım mantıklarını değiştirme. Nasıl olacak sayın okurlar? Bu mantık bu güne kadar bize ne kazandırdı, bu günden sonra ne kazandıracak. Ve ne alaka demeyin, anımsayın sadece savunma yaparak basketbolda şampiyon olmak istedik. Hep aynı mantık. Edilgen, çözüm olmayan eylemler. Sonuç kaybettiğiniz doğa, bize miras kültürler, şampiyonluklar. Hepsi aynı mantığın sonucu.
Bu ülke hepimizin. Ne bir anayasaya taslağına çevreyi 1. sıraya koyacak, ne de koymayandan hesap soracak doğa sevgimiz var. Ne olurdu şu anayasa taslağında saç tellerini tartıştığımız kadar ağaç dallarını tartışsaydık.
Bir ülkenin fiziksel doğal sınırları büyüyemez. (Türk işi denizi doldurma -ki bunu da ne kadar yaparsınız ayrı konu- hariç.) Bir ülkenin siyasi sınırları da büyüyemez. Savaşlarla işgal edilen topraklar hariç ki bu da eninde sonunda çok ama çok büyük olasılıkla asıl sahibine döner. Bu durumda sahip olduğunuz fiziksel toprak parçasının içinde, o toprak parçası ile barışık olarak yaşamak zorundasınız. Şimdi gelelim 24 Eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesindeki "İstanbul' un suyu için 117 hektar orman yok olacak" başlıklı habere. Şimdi gelelim bugünkü Milliyet gazetesindeki Sn. Metin Münir' in çok önemli bir ilişkiye dikkat çektiği, DSİ' nin Çevre orman bakanlığına bağlanması yazısına. Haber ve yazıyı lütfen okuyun. Çok kısa not, yok olacak ormanlar Longoz su basar ormanlar. Bunlar çok özel doğa parçalarıdır. Tabi üstlerindeki yaşamda yok olacak.
Peki sayın okurlar bu tartışmaları nerede ne kadar yapıyoruz. Biz ne kadar yapıyoruz, boş verin siyasileri. Başımızı açalım veya kapatalım diye meydanlara döküldük. Ama ormanlar için döküldük mü? Bakın sayın okurlar, İstanbul' a -o zaman çocuktum- 1. köprü yapılırken inanın çocuk aklımla karşı çıktım. 2. köprü yapılırken genç sayılırdım karşı çıktım. İstanbul' a 3. köprü yapılacak. Ben orta yaşı geçtim yine karşıyım. Ben aynı kaldım ve haklı çıktım. Çünkü Türkiye' nin temel insan nicelik, nitelik yapısı ve buna bağlı olarak sanayi, çevre, eğitim, tarım, göç vb her temel konudaki yaklaşımları değişmeden, bir başka deyişle veri sorun durum sabitken, sorun yerine sonuç çözülmeye! çalışılırsa hiç bir şey işe yaramaz. Bu insan yapısı ile 3., 5. köprü, alt geçit üst geçit, 12. baraj vb hiçbir sonuç vermeyecek. Sonuç sadece kaybettiklerimiz olacak. O kadar sabit düşünüyoruz ki, Ankara için Ankara' yı çözmek yerine Kızılırmak suyunu yönlendir, Konya ovası temel sorununu çözmek yerine Göksu -yanılmıyorsam isimde- yönlendir, istanbul' a Melen çayını ve Rezve deresini yönlendir. Ama İstanbul' u değiştirme. Ama Konya havzasında ki tarım ve su kullanım mantıklarını değiştirme. Nasıl olacak sayın okurlar? Bu mantık bu güne kadar bize ne kazandırdı, bu günden sonra ne kazandıracak. Ve ne alaka demeyin, anımsayın sadece savunma yaparak basketbolda şampiyon olmak istedik. Hep aynı mantık. Edilgen, çözüm olmayan eylemler. Sonuç kaybettiğiniz doğa, bize miras kültürler, şampiyonluklar. Hepsi aynı mantığın sonucu.
Bu ülke hepimizin. Ne bir anayasaya taslağına çevreyi 1. sıraya koyacak, ne de koymayandan hesap soracak doğa sevgimiz var. Ne olurdu şu anayasa taslağında saç tellerini tartıştığımız kadar ağaç dallarını tartışsaydık.