Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '08

 
Kategori
Sivil Toplum
 

Başörtüsüne karşı mısınız? Ben de karşıyım,

Başörtüsüne karşı mısınız? Ben de karşıyım,
 

Başörtüsüne karşı mısınız? İnanır mısınız bende öyleyim. En az sizin kadar.

Bir kadının saçlarını karşısındaki erkeklerden gizlemesine bir anlam veremiyorum. Akıl dışı buluyorum. İnançla bir bağlantısı olduğuna da inanmıyorum. Yani yaratıcının kulları arasında böylesi belirgin bir sınır çizgisi çizmek istediğini hiç zannetmiyorum.

Şu ana kadar bırakın dostum olmayı, başörtüsü takan ve arkadaş olarak tanımlayabileceğim bir bayan olmadı henüz hayatımda. Karşımda başörtülü bir bayan olduğu an, o kişi ile aramızda soğuk bir rüzgâr estiğini veya demir bir perde gerildiğini hissediyorum.

Karşımdaki bayanın başındaki örtü, onun beni bir tehdit olarak gördüğü anlamına geliyor ki, beni bu gözle gördüğünü hissettiğim birisi ile samimi olma şansım en baştan ortadan kalkıyor. Bu nedenle olsa gerek yaşamımda ister istemez karşılaştığım başörtülü bayanın gözlerine bakarak diyalog kuramadım hiç. Hatta çok kez dikkat ettim, eğer başörtülü bir bayanın yanında bir erkek varsa, genellikle ortalıkta bir bayan yokmuş gibi davranıp doğrudan erkekle diyalog kuruyorum. Zaten rastladığım örneklerin birçoğu da bu tarzı tercih ettiğini açıkça belli ediyorlar. Ama onlar davranışları ile bu şekli talep etmediklerini hissettirseler dahi, ben bu tarzda ısrarcı oluyorum.

Ayrıca, birçok ilişkimde, benim karşımdaki insan için ne hissettiğim kadar, onunda benim hakkımda ne düşünüyor olabileceğini hesaba katarak bir denge kurmaya çalışırım. Benim başörtülü bir bayan hakkında hissettiklerimin yeterince farkındayım ama bu hislerin karşılıksız olduğunu da düşünmüyorum. Mesela ben başörtüsü takmayan eşimle bir arada bulunurken, başörtüsü takan bayan ve eşinin, bizimle ilgili olumlu düşünceleri olmadığına inanır ve ikiyüzlü davranarak diyalogu samimileştirme gereği duymam.

Anlayacağınız üzere başörtülü bayanlarla ilgili olumlu düşüncelere sahip değilim. Ancak bu düşüncelerimin kişisel olduğunun da farkındayım. Hatta çoğu kez ön yargılı ya da yılların tortulaştırdığı kalıplarla davrandığımı düşünsem de, bu samimi duygularımı şu ana kadar gizlemedim ve ön yargılarımı ya da kalıplarımı (ne kadar doğru ne kadar yanlış tartışılabilinir) kırmayı başaramadım.

Fakat bir şeyi başardım. O da kendi kişisel fikirlerimle toplum düzeni arasındaki ayrımı yapabilmek oldu. Yani ben başörtüsü takan bir bayanı benimsemesem ve tercihini doğru bulmasam da, onunda en az benim kadar toplum içerisinde (üniversitede, kamuda yer ve hizmet alma hakkı açısından) var olma hakkına sahip olduğunu düşünmeyi öğrendim. Yani ben doğru olmadığını düşündüğüm kişisel bir tercih için, devletin genel anlamda bir düzenleme içerisine girmesini talep etmedim ya da belirli bir süredir talep etmiyorum.

Elbette aranızdan birçokları başörtüsünün kişisel bir tercih olmadığı, genellikle dayatma, aile ve çevre baskısı ile giyildiği, siyasi bir simgeye dönüştüğü ve bu simgenin açık ifadesinin de, dinin tüm toplumsal yaşamı belirlemesi isteği olduğunu söyleyenler çıkacaktır. Hatta ve hatta dinde örtünme zorunluluğunun bulunmadığı, aslında başörtüsünün geçmiş zamanlarda fahişelerin giysisi olduğunu iddia edeceklerde mevcuttur.

Ancak ben bu söylemlerin de, en az başörtüsüne özgürlük talebinin ulaştığı düzey kadar siyasi bir söylem olduğunu düşünüyorum. Toplumun geniş bir kesiminin kendi kişisel tercihlerini dışlayıp, dar ve totaliter rejimin bekasının sağlanması için üretilmiş siyasi klişeler olarak görüyorum. Tüm klişelerde olduğu gibi bu klişelerinde haklılık payı var elbet, ancak yine tüm klişeler gibi hayatla bağı koparılmış ve tek başına bir anlam ifade etmek üzere süslenmiş gerçekler söz konusu.

Başörtüsü ile mücadeleye varım. Hatta bu mücadelenin en önde gelen neferlerinden birisi olmaya da hazırım. Ama bu mücadeleyi yasaklar aracılığı ile devlet organlarını devreye sokarak yapmayı doğru bulmam. Bu mücadele tamamı ile sivil toplumun konusudur. Dernekler, vakıflar kurmak, birey birey yaşamın her anını örgütlemek, eğitici, bilgilendirici, inanca çağdaş yorumlar geliştirici faaliyetler üretmek olmalıdır, modern yaşamı savunanların görevi. Kendinizin örgütlemesi gereken bir mücadeleyi, işin kolayına kaçarak devletin üzerine yıkamazsınız. Buna hakkınız yoktur. Buna hakkınız olduğunuzu düşünüyorsanız, demokrat değilsinizdir ve hayal ettiğiniz düzen, olsa olsa insanların kişisel tercihlerine müdahale etmeyi doğal sayan faşizmdir. Bu noktada, ne kadar başörtüsü takan bayanlar hakkında ortak fikirlerimiz olsa da yanınızda yer almam. Çünkü sizin esas sorunuzun başörtüsünü engellemek değil, bu meseleyi aracı kılarak istediğiniz totaliter rejimi kurmak olduğunu anlamış olurum.

Bugünkü “sol"cularla aramdaki ilişkide takriben bu düzeydedir zaten.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..