- Kategori
- Gezi - Tatil
Tatil biterken...

Uyandım. Pansiyonun balkonundan denize göz attım, halen uyanmamış. Ne güzel uyuyor dedim içimden. Havluları, kitabımı, defterimi ve kalemimi aldım. Bir denizden daha güzel uyuyan eşimi odada bırakıp sahile indim. Pürüzsüz mavi yüzeyinde yer yer balıkların sebep olduğu kabarcıklar dışında hiçbir hareket yok. Uyandırmamak için usul usul girdim suyun koynuna. Balıklarla beraber yüzmeye başladık. Çevremizde sıra sıra tepeler ve adalar var. Güneş bir tanesinin üzerinden yüzünü göstermeye başlamış. Açıkta, tepelerin üzerinden beyaz direkler uzanıyor.
Tekneler, yatlar, katamaranlar demir atmış buldukları bir köşeye. Daha once bir katamaran’a hiç bu kadar şiddetle ihtiyacımız olduğunu fark etmemiştim. Eşim uyanıp sahile inince bu acil ihtiyacımızdan bahsettim. “Geçer” dedi. “Tatil biter bitmez bir ev almaya çalışan sıradan bir çift haline döneriz tekrar…” Eşimin en ufak heyecandan yoksun tutumu kendimi bir katamaranı kullanırken hayal etmeme engel olmadı. Konu motorlu taşıtlar olduğunda en ilgisiz erkeğin bile hormonal dengesi değişir. Bir nevi kısa dönem menstrüasyon periyodu olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde kadınlarla benzer semptomlar (karşı cinse kızmak için bahane arama, karşı cinsin söylediği herşeyin yanlış olduğuna karşı cinsi ikna etmeye çalışma, vb...) geliştiririz. Söylediklerinin yanlışlığını kanıtlamak amacı ile pansiyonda bulduğum bir yat magazininden tekne ve katamaranların fiyatlarını incelediğimde dergideki yatların ve katamaranların altında yazan, altı sıfır ve Euro ile sonlanan rakamlar, müstehzi tebessümü ile beni izleyen eşimin sırtına güneş yağı sürmeye başlamam için yeterli aydınlanma seviyesine ulaşmamı sağladı. Konuyu unutmak ve unutturmak adına balıkları beslemeyi önerdim. Ekmek, çubuk kraker, ne varsa hepsini kapıştılar. Kırıntıların üzerine atılan balıkların çoğu kırıntılardan daha ufaktı. Yumurtlama mevsimiydi sanırım. Çok sayıda yavru balık vardı. Suya kırıntılar düşmeye başlayınca önce bir iki küçük balık olay mahaline geliyor, biz bölgeyi beslemeye devam ettikçe bir dakika içinde onlarca balık su yüzeyinde parıldayan ekmek kırıntılarına hücum ediyordu. Gümüş balıkları, kefaller, kefal ve gümüş adayları… Hepsi oradaydılar. Daha güzel bir hayat mümkün diye geçirdim içimden...
Kaldığımız yer küçük, sakin bir kasaba. Şu anda Aldoux Huxley’in “Ada”’sındaki gibi optimum bir doluluk düzeyi sağlanmış durumda. Denizi temiz, koyları güzel, insanları keyifli. Böyle kalsın diye ismini yazmıyorum. Hayır yazılarım binlerce kişi tarafından okunduğundan değil, kasaba küçük… Şu nacizane bloğu okuyanların bile yarısı hadi oraya gidelim dese seneye dipdibe tatil yapmak zorunda kalırız! (Katamaran’ı olan okuyuculara bir tur karşılığında ismini açıklarım…)
Bir tatil daha bitti; deniz, sessizlik ve gülen yüzler arasında... 350 günü 15 günlük şarj ile geçirmeye çalışacağız yine. Haydi işbaşı!
Tekneler, yatlar, katamaranlar demir atmış buldukları bir köşeye. Daha once bir katamaran’a hiç bu kadar şiddetle ihtiyacımız olduğunu fark etmemiştim. Eşim uyanıp sahile inince bu acil ihtiyacımızdan bahsettim. “Geçer” dedi. “Tatil biter bitmez bir ev almaya çalışan sıradan bir çift haline döneriz tekrar…” Eşimin en ufak heyecandan yoksun tutumu kendimi bir katamaranı kullanırken hayal etmeme engel olmadı. Konu motorlu taşıtlar olduğunda en ilgisiz erkeğin bile hormonal dengesi değişir. Bir nevi kısa dönem menstrüasyon periyodu olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde kadınlarla benzer semptomlar (karşı cinse kızmak için bahane arama, karşı cinsin söylediği herşeyin yanlış olduğuna karşı cinsi ikna etmeye çalışma, vb...) geliştiririz. Söylediklerinin yanlışlığını kanıtlamak amacı ile pansiyonda bulduğum bir yat magazininden tekne ve katamaranların fiyatlarını incelediğimde dergideki yatların ve katamaranların altında yazan, altı sıfır ve Euro ile sonlanan rakamlar, müstehzi tebessümü ile beni izleyen eşimin sırtına güneş yağı sürmeye başlamam için yeterli aydınlanma seviyesine ulaşmamı sağladı. Konuyu unutmak ve unutturmak adına balıkları beslemeyi önerdim. Ekmek, çubuk kraker, ne varsa hepsini kapıştılar. Kırıntıların üzerine atılan balıkların çoğu kırıntılardan daha ufaktı. Yumurtlama mevsimiydi sanırım. Çok sayıda yavru balık vardı. Suya kırıntılar düşmeye başlayınca önce bir iki küçük balık olay mahaline geliyor, biz bölgeyi beslemeye devam ettikçe bir dakika içinde onlarca balık su yüzeyinde parıldayan ekmek kırıntılarına hücum ediyordu. Gümüş balıkları, kefaller, kefal ve gümüş adayları… Hepsi oradaydılar. Daha güzel bir hayat mümkün diye geçirdim içimden...
Kaldığımız yer küçük, sakin bir kasaba. Şu anda Aldoux Huxley’in “Ada”’sındaki gibi optimum bir doluluk düzeyi sağlanmış durumda. Denizi temiz, koyları güzel, insanları keyifli. Böyle kalsın diye ismini yazmıyorum. Hayır yazılarım binlerce kişi tarafından okunduğundan değil, kasaba küçük… Şu nacizane bloğu okuyanların bile yarısı hadi oraya gidelim dese seneye dipdibe tatil yapmak zorunda kalırız! (Katamaran’ı olan okuyuculara bir tur karşılığında ismini açıklarım…)
Bir tatil daha bitti; deniz, sessizlik ve gülen yüzler arasında... 350 günü 15 günlük şarj ile geçirmeye çalışacağız yine. Haydi işbaşı!