​ Tekel mi, çift el mi, düşeş mi? / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
 

Tekel mi, çift el mi, düşeş mi?

Tekel mi, çift el mi, düşeş mi?
 

Resim: Alıntı


Bir yanda her gün bir yenisi ortaya atılan darbe planları ve akabinde her gün biraz daha yıpratılan Türk ordusu, bir yanda yağmura, çamura, ilikleri donduran soğuğa rağmen iki aydır Ankara sokaklarında devam eden tekel işçilerinin bitmeyen dramı, ve eczacısıyla ve doktoruyla ve işçisi ve bakkalıyla sorunlu, kavgalı bir hükümet ve onun başbakanı.

Yani halkını unutan, yani, işçisini, yani memurunu, yani köylüsünü, yani öğretmenini unutan, derdini anlatmaya çalışan çiftçisine “ananı da al git”, terörist başına “sayın” kar tipi demeden dağlarda nöbet tutan, misakı milli sınırları için gözü kapalı canını veren, senin, benim, yani bizim çocuklarımıza, askerlerimize ve onun komutanlarına, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diyen, şimdilerde adı demokrasi açılımı olarak telaffuz edilse de göbek adı Kürt açılımı olan açılımla, yüzyıllardır aynı bayrak altında (!) barış içinde (!) yaşayan insanları “PKK militanları dışında”! birbirine düşüren, düşman eden, takındıkları tavırlarla ve üslupla ortalığı ateşe veren bir hükümet ve onun başbakanı.

Oysa ülkenin ve onun halkının bugün nerede olduğunu, nereye gittiğini görmek için icra mahkemelerinde süren binlerce davaya göz atmak bile başlı başına önemli ve yeterli bir delil. Fakat ne özendirilerek verilen kredilerle boğazına kadar borç batağına sürüklenmiş ve gelecek 15-20 yılına ipotek altına alınmış halk, ne işçinin dramı, ne köylünün satamadığı elinde kalan ürünü, ne akşam çocuğunun önüne ne koyacağını bilemeyen anaların feryadı ilgilendiriyor bu ülkenin hükümetini ve onun başbakanını. Bir darbe şarkısı tutturmuşlar ki koro halinde sormayın gitsin. Hiç bitmeyen ketçap misali… Aç aç ye. Dök dök ye.

İşçi, köylü, memur darda da, geri kalanı barda mı peki? Değil tabii ki… AKP ye oy veren orta direk dahil darda. Özellikle de geleceğimizin teminatı dediğimiz gençlerimizin durumu ve psikolojisi hiç de hayra alamet değil. Yıllarca yemeyip yediren, giymeyip giydiren ve türlü zorluklarla çoluğunu çocuğunu okutup, adam olacağı günü bekleyen ebeveynler kendi dertlerine mi yansın, otuz yaşına geldiği halde hala ataması yapılmayan, iş bulamayan, psikolojileri sıfırın altında seyreden çocuklarının feryadına mı yansın karar veremiyor. Herkes can evinden vurulmuş, hevesi kırılmış, bir çıkmazın, bir çözümsüzlüğün pençesinde kıvranan kurban erkin elinde.

Geçenlerde Abbas Güçlü’ nün hazırlayıp sunduğu Haliç Üniversitesinde gerçekleşen, “Genç Bakış” programını izledim sabahın beş buçuğuna kadar. İzlemez olaydım. İçim buruldu, canım acıdı o gençler adına. Bu ülkenin vatandaşı olmaktan utanç duydum sebebi mucidi ben olmadığım halde. Programda, her yıl tekrarlanan ve rant kapısı haline gelen KPSS kepazeliğinden, yerleştirmede yaşanan haksızlıklara, kayırmalara, dün protokol masalarında yer ayrılarak kutsanan öğretmenliğin, bugün sözleşmeli programla nasıl taşeronlaştırıldığına değinildi uzun uzadıya. On yıla yakındır atama bekleyen bir öğretmen, bu bana lazım değil artık diyerek diplomasını yırtıp attı canlı yayında. Kendisi 70’ in üzerinde not aldığı halde 69 puanla yerleştirilme yapıldığı, bu konu ile ilgili dava açtığını, davayı kazandığını, davadan sonra bu mart atamanı yapacağız dendiğini halde üstünden dört Mart daha geçtiğini ve hala atamasının yapılmadığını anlattı. Ve bir de not iletti başbakana. Oğlunuzun gemiciğine tayfa lazım mı Sn: Başbakan? Biz işte, “burada gördüğün herkes” tayfa olabiliriz oğlunun gemiciğinde diyerek salonu dolduran atama bekleyen diğer öğretmenleri işaret etti. Bir diğeri; başbakanımız üç çocuk yapın diyor. Biz evlenemiyoruz bile. 30 yaşına geldik hala anamızın babamızın eline bakıyoruz. Bu manzara içini sızlatmıyor mu Sn: başbakan diyerek dile getirdi isyanını. Son 7-8 yılda sekiz öğretmenin intihar ettiğini ve bu intiharların basında da yer aldığını söyledi bir başkası. Ve sordular. Senin oğlun hiç işsiz kaldı mı Sn. Başbakan? diye…

Kısacası… Feryatlar çok can yakıcıydı ama duyan yok. Analar; sadece doğuda ve güneydoğuda değil, Anadolu’nun her yerinde ağlıyor ama gören yok. Varsa yoksa açılım, saçılım, varsa yoksa darbe planı. Ne beceriksiz orduymuş ki on yılda bir darbe yaptığı aynı kaynaklarca sık sık dile getirilen ordu bir türlü darbe yapamıyor. Kısmeti mi bağlandı ne! Oysa manşetlerde her gün darbe var. Bu da kansız olanı sanırım. Ya da hayali… Hani bir zamanlar ortalığı kasıp kavuran ve sahiplerine köşeyi döndüren naylon faturalar vardı ya… O hesap.

 
Toplam blog
: 669
: 1503
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..