Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
442
 

Tekerleklerin Şarkısı

Tekerleklerin Şarkısı
 

Aklım gidemediğim etkinliklerde kalıyor. Şimdi de Goethe Enstitüsü'nün, ' Kültür Köprüleri ' programı çerçevesinde hazırladığı "Avrupa Edebiyatı Türkiye'de-Türk Edebiyatı Avrupa'da" adlı proje, 14-20 Aralık arasında Kayseri'ye uğruyormuş. Olur da Kayseri 'de ikamet etmekte olan birileri görür yazımı okur da , zaman ayırabilirse iyi bir iş yapmış olurum diye yazıyorum. Tek kişinin bile görmesi ve katılması , katılan kişinin ufkuda kimbilir ne güzellikler ne değişimler yaratabilir ki buna önem veriyorum.


Goethe Enstitüsü'nün Peter Weiss 'in Direnmenin Estetiği ( YKY, kasım 2005) adlı devasa tarihsel - belgesel romanıyla ilgili etkinliklerinin bir kaçına katılmıştım. 1937-1944 yılları arasındaki antifaşist direnişi ve ve bu direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin öykülerini, merkez alarak, isimsiz bir ben anlatıcının, bakış açısıyla, tarihi, Antik Yunan 'dan bu yana sanat ve siyaset düzleminde dile getirmişti yeni bir kurguyla. Peter Weiss zamanında yok sayılan önemli bir yazar aslında. Neden yok sayıldığı anlaşılmıştır sanırım.

Bu devasa belgesel yapıtı Türkçemize kazandıran çevirmenler Çağlar Tanyeri veTurgay Kurultay ile de Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde tanışma olanağı bulmuştum 2006'nın ocak ayında.


Dönelim haberimize. Projenin Kayseri ayağında Bulgar yazarlar Alek Popov ile Ekaterina Yossifova, gençlerle söyleşiler yapacakmış. Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde mimar Bruno Taut 'un, eserlerinden örnekler sergilenecekmiş. Etkinliğin açılışı, 17 Aralık'ta saat 14.00'te Alek Popov'un Erciyes Üniversitesi Yabancı Diller Konferans Salonu'nda okuma ve söyleşisiyle gerçekleştirilecekmiş.

Bulgar yazarlar deyince şöyle bir durmak gerek. Son yıllarda tanıştım Bulgar yazarlarla ve Bulgar öyküleriyle. Kültür Bakanlığından aldığım bir öykü antaolojisinde Bulgar Öykücülerin duyarlığı karşısında dilim tutuldu. Anneannemin öyküleri, hatırlamaya uğraşıp da başaramadığım öyküleri kitabın sayfalarından bir taşkın olup aktılar belleğime yeniden. Öylesi bir benzerlik, fukaralık, seferberlik yılları, insanların çaresizliği, saflığı, iyi niyeti ve aşkları. Sanki biraz da Çehov öykülerini anıştırıyorlardı.

Sonra ıslak bir günde, sanki gökyüzü ağlıyor gibi gelmişti, Üsküdar iskelesine Çin Mallarıyla yarışırcasına tanesi 3 TL'ye kitaplar gördüm yere atılmış, toz toprak içinde ve yağmur damlalarıyla ıslanıyorlar. Acıdım kitaplara inanır mısınız! İçinde emek var, geceler boyu tek bir sözcüğün, evet tek bir sözcüğün yerine acaba ne koysam da daha güzel daha anlamlı bir eser yaratsam diye çırpınan yazarların yorgun solukları var. Sahte, kaçak , korsan baskı da değiller. Elde kalan kitaplardı sadece. Bir kapağına bir de arkadaki yazılara bakıp, okuyabileceklerimi bir poşete doldurmuştum ya sanki yazarların onurunu emeğini de kurtarmışçasına sevinmiştim.

Sonra oralardaki bir çayhaneye , vapur ve martı çığlıkları ile dalgaların seslerinin yağmurla karıştığı cam kenarlarından birine oturdum. Kitaplardan birini açtım. Tekerleklerin Şarkısı. İsmi ve kapaktaki nostaljik fotoğraftı beni çeken. Balkan Hikayeleri diyordu başlığında. Yazarı da Yordan Yovkov.

Öykülerin güzelliği büyülemişti beni. Pek de yabancısı olmadığımız bir coğrafyayı XIX yüzyılın Balkanlarını anlatıyordu öyküler.Okuyan olarak kendi sesim değil de anlatanın içli sesi hüzünlü bir melodiye dönüşmüştü. Evet, evet yine anneannemdi anlatan. Bitmeden kalkamıyordum, ayrılmak istemiyordum. İşte kitaplarla böylesi serüvenler yaşarım. Hiç umumadığım bir anda,bir kitap, bir öykü, bir sözcük beni çeker alır Kafdağı'nın gerilerine yıllar yıllar öncesine atıverir.

Arka kapakta da söylendiği gibi aşıklarıyla, eşkiyalarıyla , ağalarıyla, köy yaşantısının canlı bir panoramasıydı öyküler. Dönemin soyal, hukuksal ve geleneksel açmazlarını belirtmekle kalmamış, olması gerekeni de dile getirmiş diye yazmışlar ki katılıyorum. Yovkov' un bir başka özelliği de siyasi ve idolojik oluşumların ötesine geçebilmesiydi. Halkının Türklerle savaştığı bir zaman diliminde, Balkan savaşları ve I. Cihan Savaşı yıllarında, kaleme aldığı eserlerde, Türk kültür sanat ve felsefesine yansız bir yaklaşım sergiler. Bana göre işin ilgiç bir yanı da "yazarın orduda subay olduğu sıralarda yazdığı öyküler en iyileriydi" sözcükleri arka kapaktaki . Çevirmeni Kemal Pınarcı ve 1999' da Kaknüs yayınlarından çıkmış.


Bir de değerli şairimiz Kemal Özer'in ölümünden önce alıp okumaya başladığım Bulgaristan Mektupları var aklımda. Kemal Özer'i kaybettiğimiz o günlerde kitabı yarılamış, şurasına burasına boşluklarına, görünce sorabilirim belki diye notlar düşmüştüm. Onu kaybedince öylesi bir hüzün sardı ki okuyamadım devamını. İşte orada Bulgaristan Mektupları'nda Kemal Özer ile Fahri Erdinç in 1976-1986 yılları arasında yazdıkları ve iki ülkenin sanatsal ve siyasal gündemine dair yazılardan da epeyce çıkarsamalar yapmıştım Bulgar Edebiyatı hakkında da.


Nereden nereye geldim işte. Umarım Goethe Enstitüsü'nün, 14-20 Aralık tarihlerinde Kayseri'deki etkinliklerini duyurabilmişimdir bir kişiye bile olsa....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı soluksuz okudum..altını çizdiğiniz haberin dışında algıladığım çok şey vardı..anlattıklarınızla tanışıkdım sanki..duyarlı yüreğinize çok teşekkürler..

Gülden Işık 
 13.12.2009 22:39
Cevap :
Sevgili gülden hanım, Çok teşekkür ederim. sevdiğim beğendiğim kitapları anlatmak hoşuma gidiyor. :)) selam ve sevgiler.  14.12.2009 8:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1332
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster