Teknoloji ve Sanal delikanlılık / Teknoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '12

 
Kategori
Teknoloji
 

Teknoloji ve Sanal delikanlılık

Bizim kuşak yani 70 lerde çocuk, seksenler de genç olanlar bu ülkede teknolojik gelişimden en çok nasibini alan yada etkilenen kuşaktır. Bu olay bir yönden bakınca son derece güzel görünse de başka bir yönden bakınca aslında o kadar da güzel görünmüyor 70 lerin sonuna doğru başlayan teknoloji ile dansımız 2000'li yıllarda bizi sanal delikanlı; yetiştirdiğimiz çocuklarımızı da sanal bebek ya da çocuk haline getirdi.

1970'lerin başlarında akşama kadar sokaklarda ayakkabı eskiten, gazozuna mahalle savaşına benzer maçlar yapan, mahalle kavramı, cadde kavramı ile büyüyen, akşam namazını, müteakip anneleri eve gel diye bağırtmaya başlayıp yatsı namazına doğru eve dönen, yırtılan pantolon, komşunun kırılan camından  dolayı babadan papara yememek için erkenden yatan çocuklardık.

70 lerin sonuna doğru evlerimize televizyon denen bir alet girdi. Teknolojinin lanetinin başladığı an işte bu andı. Hayatımızda belkide yalan ilk kez meşrulaştı. Ölen adam aslında ölmüyordu, Tarık Akan ile Gülşen Bubikoğlu aslında evlenmiyordu, o çocuk aslında o adamla o kadının değildi. İlk başlarda bir türlü anlayamadığımız bu olaylar zaman içinde o kadar sıradanlaştı ölümünde, evlenmeninde hatta çocuk sahibi olmanında ne bir kutsiyeti kaldı ne de bir kıymeti.

80 lerde ikinci darbeyi yemeye başladık teknolojiden. Telefon denen bir canavar evlerimizi işgal etmeye başladı. Hemde ne işgal. Evlerimize girsin diye aylarca PTT Müdürlüğü'nün yolunu aşındırıyorduk. Bu canavar alet arkadaşlarımızla aramıza girmeye başladı. Önceden evlerinin önüne gidip camın altında Mehmeeeeet, Mehmeeeeet diye bağırdığımız,  ağzında lokma ile cama çıkan, boğulma tehlikesi geçirerek bir yandan yutkunarak bir yandan koşarak aşağı inen arkadaşımıza artık salonun baş köşesinde dantelli beyaz örtünün altındaki canavardan ulaşıyorduk. Mehmet artık dizinde yaraları olan eli yüzü kirli eti kemiği olan, kanlı canlı, bizi görünce çürük dişlerini saklamadan gülen, çilli, candan arkadaşımız değil de ahizenin ötesinde alo diye varlığını hissetmeye çalıştığımız bir ses oluvermişti artık.

90 lara geldiğimizde bu canavar şekil değiştirip evrimini tamamlayarak daha sempatik ama daha güclü bir  hale gelerek cebimize girecekti. Mehmet in artık sesini bile duyamıyorduk. Mehmet de sanki evrim geçirmiş ses olarak sms melodisi çıkarıyordu, söz olarakta bize Türkçe nin başını gözünü yaran nbr, slm, olm,  :) , :(    gibi abuk subuk digital karekterler gönderiyordu.

Bu canavar bizi öylesine içten içten ele geçirmiştiki en yakın akrabamızın daha ev ardesini unutmuştuk, onu sadece rehbere kaydetmiştik. Yabancı bir şehirde başımıza gelebilecek en korkunç şey artık cep telefonumuzu kaybetmek oalcak hale gelmiştik.

90 ların ikinci yarısında teknoloji üzerimize  bir canavar daha  salıyordu ki bununla gerçek hayata dair neyimiz varsa kaybedecektik. Bilgisayar denen bir başka canavar ve bunun yaydığı internet denen bir hastalık. Bu hastalık çok farklı şekillerde etki gösteriyordu bünyemizde. Kimilerimizi chat odalarına hapsetti. Kimlerimiz de messenger bağımlılığı yaptı. Sanal oyunlar esir aldı bir çok arkadaşı. Bu sefer ki canavar kendini sürekli güncelleyerek geliştiriyordu bu nedenle ne başa çıkabiliyorduk ne de karşısında durabiliyorduk. Bu canavar öyle bir hale geldiki ev adresi yerine birbirimizin facebook hesabını soruyorduk, düğün davetiyesi göndermek yerine etkinlik oluşturuyorduk. Hatta devlet büyüklerimiz, siyasetçilerimiz, sanatçılarımız, bilim adamlarımız bile twitter hesabından açıklamalar yapar duruma geldiler.

Tüm bu teknolojik gelişme en çok karekter erozyonu oluşturdu hayatımızda. Karşımızda ki insandan uzak olmamız, erişilebilirliğimizin zor olmasından dolayı rahatça yalan söyleyebiliyorduk. Chatte doktor oluyor, profil resmin değiştirerek prenses kadar güzel olabiliyorduk. İstediğimiz gibi messenger hesabı açarak konşup istediğimizde hesabı kapatıyorduk. 70 lerde 80 lerde  mahalle delikanlısı olan gençlerin yerine 2000 lerde sanal delikanlılar meydana çıktı. Önceden bir sözünden süphe duyuldu diye mahalleyi terk eden delikanlılar varken. Bugün o delikanlının evindeki oğlu farklı isimlerle internette arzı endam etmekte.

Son 30-40 yılı düşününce gelişen teknoloji bize sayısız nimetler kazandırdı. Düşünemeyeceğimiz kadar kolaylık sağladı ama bunun bedeli çoooook ağır oldu. Bizleri birer sanal delikanlıya çevirerek hesabı kesti. 

 
Toplam blog
: 15
: 440
Kayıt tarihi
: 10.08.12
 
 

Üniversiteden biyolog olarak mezun oldum. Bir abimizin çayını içemeye gitmek öğretmen olmama sebe..