- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Terhis hikayem!

Askerdeyken bize de vurdu erken terhis!
Otuz gün!
Dedikodusu dört ay önceden başlamıştı.
“Yetmiş beş gün erken terhis geliyor Ahmet!”
“Uydurmayın! Olsa önce ben duyarım! Yok öyle bir şey!”
“Hadi lan! Söylemiyorsun mahsustan!”
“Niye söylemeyeyim? Valla söylerim!”
Aslında umurumda değildi terhis merhis! Sabah dokuzda onda kalkardım, giderdim santrala! Bakardım ne var ne yok diye, sonra doğru bir Ermeni’nin bakkalından peynir ve salam, dönüşte gazete bayiinden iki gazete alır gelir, santralın önündeki çardağın altında kahvaltımı yapar, gazeteleri okurdum. Arada bir denize girmek için sabah sporuna da giderdim.
Nereden duyardı bilmem komutanım ayda bir gelir saçıma sakalıma kızardı!
“Yakacağım onları Ahmet; ona göre!”
Sekiz gün geç katılmıştım birliğime. Dağıtımda da firar etmiştim bir hafta! Kırk gün de izin kullanmıştım. Hafta başlarında da Adana’ya gezmeye giderdim. Babama mektup göndereceğim hikâyesiyle! Babam Iraktaydı o zamanlar ve şirketin merkezi Adana’daydı.
Öğle ve akşam yemeklerimi İskenderun’un meşhur "Kervan" kebapçısından söylerdim. Bisikletle getirirdi çocuk.
Bir ay da futbol kampına katılmıştım! “Tugayı ikinci yapan kaleci” unvanıyla kapadım bu maceramı! Yoksa birinci olacakmışız!
Kornerden gol yiyince komutanım çok kızdı!
“Ulan nasıl yedin o golü evladım?”
“Komutanım, arkadaş kambura yatınca dengem bozuldu topu bizim kaleye yumrukladım!”
Dörtyol stadında oldu bu olay!
Tugaya döndüğümde Harekât ve Eğitim Şube Müdürü beni çağırdı!
“Size aldığım formalar, yedirdiğim kuru üzümler haram olsun Ahmet! Tugayı mahcup ettiniz!”
Kahramanmaraş taburu birinci olmuştu!
Zaten doğru dürüst antrenmana çıkmazdım! Roman okurdum odamda! Kamp yaptığımız taburun takımıyla taktik maçlara çıkardım o kadar!
Bir gece Ankara’dan aradı arkadaş!
“Ahmet gözümüz aydın! Otuz gün erken terhis oluyoruz!”
“Doğru söyle Adnan! Millete söylerim, rezil olmayalım!”
“Valla lan, emir çıktı!”
Gecenin yarısı aradım bölüğü, haber verdim!
Terhisler başlayınca sıkıntı da başladı bende! Hiç izin kullanmayanlar gitmeye başladılar!
Normalde Kurban Bayramı sonu günüm bitiyor ama ya komutanım geç geldiğim ve firar ettiğim günleri de eklerse günlerime?
Moralim müthiş bozuk!
Bayram içtimasına da çıkmadım. Santralda kaldım.
Bayram töreni bitince arkadaşlar santrala geldiler.
“Seyit Ahmet Başçavuş seni çağırıyor Ahmet!”
Gittim bölüğe!
“Niye içtimaya çıkmadın?”
“Canım sıkıldı komutanım! Bayramı burada geçireceğiz anlaşılan! Gönderseydi ya beni dün akşamdan da biz de evde yapsaydık bayramı?”
“İzin kâğıdın hazırdı! Mustafa Yüzbaşı, Ahmet beni aramasa verme ona izin kâğıdını dedi. Niye aramadın onu? Arasaydın akşamdan giderdin! Al kâğıdı git evine! Evde bekliyor seni!”
Deli oldum!
Aklıma hemen karşı caddedeki “Petek Pastanesinden” baklava yaptırmak bile gelmedi, doğru komutanın evine gittim!
Kendi açtı kapıyı!
“Nerede kaldın ya! Akşam gitmeyecek miydin sen!”
Bir de dalga geçiyor!
Baklava yedim limonata içtim!
İzin kâğıdımı imzaladı verdi bana!
“Unutma bizi!”
Geldim bölüğe!
Bölüğü topladık vedalaştık!
Aradım Hatay Tur Ahmet Abiyi hemen ardından!
“Abi hemen İstanbul’a bir bilet! Özgürüm Abi!”