​ Terör örgütü bile bu kadarını beklemiyordu! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '12

 
Kategori
Güncel
 

Terör örgütü bile bu kadarını beklemiyordu!

Terör örgütü  bile bu kadarını beklemiyordu!
 

Türkiye dış ve iç siyasette dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Terörün zirve yaptığı 85-95 yılları arasında olduğu gibi Pkk artık dış desteğini artırmış, hatta bana göre Pkk adı altında belki onların haberi bile olmadan eylemler yapılmaya, katliamlar peşinde koşulmaya başlanmıştır. 

Türkiye'nin bölgede söz sahibi olmak istemesi İran'ı hareketlendirmiş, Suriye rejimine karşı duruşu, Irak'taki gelişmelerde Sünnilere açık destek verişi Ülkemizi tek hedef haline getirmiştir. Savama, Muhaberat gibi gizli teşkilatların yanı sıra birbiri ardına "biz geliyoruz" açıklamaları yapan Kudüs Ordusu, Hizbullah gibi İran destekli örgütler de harekete geçirilmeye başlanmıştır.

Terör faaliyetlerinin  en hain yıllarında olduğu gibi, İran, Suriye ve Irak  tüm imkanları terör örgütü için seferber etmiş, kamp, silah ve paranın haricinde eleman desteği gibi yapılabilecek tüm olanaklardan faydalandırma  yoluna  gitmişlerdir.  

Kimse  yapılanları  Pkk'ya maletmesin, belki bazı terör faaliyetlerinden haberleri bile olmuyor. Terör örgütü bir anda kendine o kadar çok ortak edindi ki; kanlı ellerini o kadar çok sıkan var ki, onlar da bu işe şaştı eminim.

Buraya kadar anlattıklarım, aslında az-çok olaylara vakıf tüm insanımızın bildikleriydi. Bana göre işin en kritik yanı bundan sonra yapılacakların ne olacağı ve bu yönde herhengi bir strateji belirlenip belirlenmediğidir.

Daha öncede yazmıştım, eğer geleceği sizin dışınızdaki gelişmelere bırakıp "hele bir görelim" politikası izliyorsanız durumunuz vahim demektir. Ancak, siz politikalar oluşturup bu politikaları çeşitli (olumlu-olumsuz) senaryolarla destekliyorsanız işiniz kolaylaşacaktır. Çünkü bu tür çalışmalar tüm olasılıklara göre hazırlık yapma imkanı size sunacaktır. Ülkemiz için bu tür bir dış politikadan söz edebilir miyiz, işin açıkcası pek sanmıyorum.

Aslında Sayın Davutoğlu tüm Türkiye'nin özlediği söylem ve eylemlerle işe başlamıştı. Dış ülke ziyaretleri, İsrail'e karşı atılan adımlar, neredeyse tüm komşu ülkelerle kaldırılan vizeler Arap Baharında söz sahibi olma çabaları, seversiniz ya da sevmezsiniz aktif bir dış politika demekti. Ancak bu aktiflik Ülkemize ne getirip ne götürdü derseniz orası tartışılır!

Şimdi önceyi değiştiremeyeceğimize göre, bundan sonra ne yapılacağına fikirler sunalım. 

Birinci yol köşemize çekilip Irak, İran, ve Suriye politikalarını tekrar gözden geçirmektir. "Kusura bakmayın biz yanlış yaptık" diyerek eski uyumlu komşuluk günlerimize geri dönmek için duaya başlayabiliriz.

İkinci yol ise başladığımız işi bitirebilmek için  daha da aktifleşip planlar geliştirmektir. Bizim yaşadığımız coğrafyada, birilerine kafa tutacaksanız ya çok güçlü olacaksınız ya da çok güçlü bir ortağınız olmalıdır. Bizim çok güçlü olduğumuz kısmı biraz şaibeli, o zaman güçlü bir ortağımız olmalı.

Amerika, Çin, Rusya ya da İsrail. Bu ülkelerden,  Amerika'yı seçmiş durumdayız. Ama Amerika, özellikle Irak cehenneminden sonra bölgede direk bulunmak yanlısı değil. Bu ortaklıktaki çelişkimiz ise çok büyük;  Amerika ile ortaksanız İsrail'le düşman olmanız anlamsızdır.

Amerika'yı yöneten siyonizmin anahtarını elinde tutan İsrail, Ortadoğu'da pervasızca hareket ederken Türkiye'nin İsrail'e kafa tutup Amerika'dan destek umması mantıksızlığın ileride giden kısmını! oluşturmakta.  Irak gibi Amerika'nın kendi eliyle koltuğa oturttuğu bir yönetimin Ülkemize bu denli kafa tutmasının açıklaması işin İsrail ucuyla alakalı olsa gerek.

Sözün özü dostumuzu da düşmanımızı da doğru seçemiyoruz. Önce kolkola girdiklerimizi daha sonra kan döküyorlar diye düşman ilan ediyoruz. Oysa bu coğrafyada Esad rejimini ya da Saddam'ı, İran Rejimini bu günlük hatırlamamak lazım. Bu iktidar ve rejimlerin hepsi kanla çizilmiş geçmişlere sahipler. 

Şimdi bir soruya cevap arayalım. Müslüman kanını döken İsrail olunca kötü de bizim ülkemizde terör örgütü eliyle ya da bizzat gizli teşkilatları eliyle yapan İran, Irak ya da Suriye olunca farklı mı?  Benim için hiç bir farkı yok. En azından İsrail kendi -bizce yozlaşmış-  dininin gereğini yerine getirdiğini bağırarak söylüyor. Ya bizim dinimizden olduğu için sempati duyduğumuz komşularımız? Onlar da tıpkı İsrail gibi müslüman kanı dökmekte sıkıntı görmüyorlar.

Bu Coğrafyada gerçek olan tek şey var. " Önce mefaat sonra din ve ırk."  Bu mantık, tüm olanlarda, kendini aşikar kılmıştır. Bizim Ülke politikamızın temelini de "Ülke Menfaati"  taşlarının üstüne inşa etmedikçe; anlamsız bir şekilde kendimize" mazlumun yanındaki güçsüz güç!" imajı verdikçe  ne kendi ayaklarımız üzerinde durabilir ne de mazlumun yanında yeralabiliriz. "Güçsüz güç" diyiyorum çünkü başladığımız hiç bir işi bitiremiyoruz ve bize karşı yapılan saldırılara sadece konuşup, esip savurarak karşılık verebiliyoruz.

Mesela şu an bizim için  en önemli hususun Esad'ın imhası olması gerek. Tabi kurulacak yeni iktidarı da bizim desteklediklerimizden oluşturmak şartıyla. Ya da terör örgütü elebaşlarını ele geçirmek. Bazı adımları daha hızlı  atmamız gerekiyor artık.  Aksi taktirde Müslüman!!!  komşularımızın destekleriyle daha çok kanımız akacak.

 
Toplam blog
: 164
: 672
Kayıt tarihi
: 21.10.10
 
 

İnşaat Mühendisiyim, olaylara anlık değil öncesi ve sonrasıyla bakmaya çaba gösteririm. Dağ havas..