​ Teslim olmak ve bırakmak... / Yoga / Meditasyon / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '14

 
Kategori
Yoga / Meditasyon
 

Teslim olmak ve bırakmak...

Teslim olmak ve bırakmak...
 

Mevsim kış diye mi bilmiyorum bu aralar yin yoga havamdayım. Gerek kendi pratiğimde gerekse derslerimde hep yin yogaya yönelmek istiyorum. Geçen akşamki grup dersimde de aynısı oldu. Derse giderken aklımda birkaç seçenek vardı. Ya zirve duruşu bir burgu olacaktı ya da karın güçlendirici bir asanayı seçecektim dersin ana teması olarak. Bir seçenek de yin yogaydı.

O akşam dersin olduğu spor tesisine giderken trafik rahattı. Beklediğimden daha erken vardım tesise. Hani trafikte cebelleşmiş olsam zirve duruşu burgu ya da karın güçlendirici olan bir ders belki bana daha cazip gelecekti. Tesise çok rahat ve huzurlu bir şekilde ulaşınca, kendimi gevşemeye ve katılımcıları da gevşetmeye daha yakın hissettim.

Stüdyonun ışığını iyice kıstım ve yin yogaya uygun dinlendirici şarkıların bulunduğu bir cd çalmaya başladım. Yin yogaya karar vermiştim ama bu yoga tarzında da değişik dersler işleyebilirdim. Kalça ve uyluk ağırlıklı bir ders yapabilirdim. Ders tüm bedene yönelik ya da belli bir meridyene yönelik olabilirdi. Düşünürken kalça ve uyluk ağırlıklı bir derste karar kıldım. Ne de olsa tüm gün sandalye ve koltuklarda oturuyorduk ve bu nedenle kalça kaslarını esnetmeye ihtiyaç duyuyorduk.

Derse "savasana" (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile başladık. Herkes sırt üstü yattı ve kendini müziğin akışına bıraktı. Ben de herkes bedenini ve zihnini rahatlatmaya çalışırken yin yoga hakkında biraz bilgi verdim. Yin yoganın teslim olmak ve bırakmak ile ilgili olduğundan, içimizdeki anne sevgisini geliştiren bir çalışma olduğundan, anne sevgisinin olmak ile ilişkili olduğundan bahsettim. Ayrıca yang çalışmanın baba sevgisini besleyen bir uygulama olduğunu, baba sevgisinin kendimizi ve başkalarını olduğu gibi değerlendirmemizi sağladığını, baba sevgisinin bize değişimin mümkün olduğunu gösterdiğini anlattım. Anne sevgisinin kabul etmeyi teşvik ettiğini ve baba sevgisinin gelişimimiz için bize ilham verdiğini de söyledim. Tüm bu bilgileri Sarah Powers, Bernie Clark ve Paul Grilley'in kitaplarından edinmiştim.

O sırada yan stüdyoda minder kalmadığı için sınıfa giren çıkan oldu. Birden dikkatim dağıldı. "Ben ne söylüyordum, neden bahsediyordum?" diye düşündüm bir an. O anda içeri girenlerden birinin anahtarı yere düştü. Bir gürültü koptu. Ben sınıfı dinginleştirmeye ve yin yogaya hazırlamaya çalışırken, bu gürültü patırtı hiç iyi olmamıştı. Üstüne üstlük ben de biraz dağılmıştım. Aklımdakileri toplayıp cümlelere dökmem biraz zor oldu ama sonunda konuyu bağlayabildim: "Teslim olmak ve bırakmak." Ben teslim olmuştum. Bu gürültü patırtı konusunda elimden bir şey gelmeyecekti. "Akışına bırak Burcu. Şu an senin de katılımcıların da deneyimlemesi gereken şey bu."

Sınıfı "savasana"dan uyandırıp küçük esnetmelerle bedenleri ısındırmaya başladım. Önce sağ bacağı sonra sol bacağı teker teker göğüs kafesine doğru çekerek esnetmek, ardından bacakları sağa ve sola açarak kasık kaslarını esnemek ve en son iki bacağı birden göğüse doğru çekip omurgayı sağa sola sallamak...

Sırada yin yoga akışı vardı. Her bir duruşta üç-dört dakika kadar bekleyecektik. Omurgayı ve kasıkları esnetmek için "butterfly" (kelebek pozu) ile başladık. "Dragon" (ejderha), "half saddle" (yarım eyer), "caterpillar" (tırtıl), "sleeping swan" (uyuyan kuğu) ve "half butterfly" (yarım kelebek) diğer kalça ve uyluk açıcı asanalardı. Bu duruşlardan sonra "square" (kare), "shoelace" (ayakkabı bağcığı) ve "eye of the needle" (iğne deliği) asanalardan birini seçmelerini söyledim. Derste öğrencilere seçim hakkı tanımak dersin havasını değiştiriyordu ve öğrencilerin o an kendi ihtiyaçlarına ve bedenlerinin yapısına uygun olanı yapmalarını sağlıyord. Sonuçta üç duruş da kalçayı dışa çeviren kasları esnetiyordu. Ben de bu etkiyi yaratmak istemiştim.

Kalça ve uyluk çalışırken genellikle öne eğilmeler yapıldığı için, insanlar çok fazla içe dönebiliyor ve dersin havası iyice ağırlaşabiliyordu. Aslında amacım buydu. Bir akşam dersinde, ışıklar kısılmışken, tüm günün yorgunluğunu hissederken yin yoga yaparak özellikle kalça bölgesindeki birikmiş duygu ve enerjiyi rahatlatmak, gevşetmek ve esnetmek... Bence amacıma ulaşmıştım.

Tüm bu kalça açıcı asanalar içindeyken kimi katılımcılar çok huzurlu, sakin ve rahat kimileriyse kıpır kıpırdı. Her zaman derim: "Yoga matı (minderi) üzerinde nasıl tepkiler veriyorsak, hayatta da aşağı yukarı benzer tepkiler veriyoruzdur" diye. Yine aynı görüşten bahsettim. Her duruşta, "bırakmayı, teslim olmayı, kabul etmeyi" hatırlattım. Yin yogada bir deyiş olduğundan bahsettim: "Poza girmek için bedeni kullanmıyoruz, bedenin içine girmek için pozu kullanıyoruz." Nefesin her zamanki gibi bize rehber olduğunu hatırlattım. Duruşta zorlandığımızda nefese yönelip sakinleşebileceğimizi, eğer o an asanada kalmak hiç mümkün değilse kendimizi zorlamadan duruşu bırakmamızı söyledim. Tabii ki eğer fiziksel bir rahatsızlık hissediyorsak, asla devam etmememiz gerektiğini de hatırlattım. Fiziksel rahatsızlık yoksa bizi tek zorlayan duygular ve düşüncelerdi. Peki sabretmek, kabullenmek, teslim olmak, kendini bırakmak mümkün müydü?

Sınıf duruşlar içindeyken yin yoga hakkında biraz daha bilgi verdim. Yin'in bedenimizdeki dişil enerji, ay, soğuk, serin, karanlık yang'ın ise eril enerji, güneş, sıcak ve aydınlık olduğunu, yin yoganın bizi şifalandırıcı bir yoga tarzı olduğunu, bir asanayı yaparken hedef bölge dediğimiz ve germeyi hissettiğimiz noktanın duruştan çıktıntan sonra kanlanacağını anlattım. Aslında yin yoga ile kendimize bir nevi akapuntur yapıyorduk. Bir bölgeyi önce sıkıştırıyor, sonra o bölgeyi rahatlatıp oraya kan, yaşam enerjisi, "chi" ya da "prana" akışını sağlıyorduk. Kısaca meridyenlerden de bahsettim. Bacak önü, bacak arkası, omurga, bacak içi ve bacak dışı derken aslında mide, dalak, idrar kesesi, böbrek ve karaciğer ve safra kesesi gibi meridyenleri uyardığımızı ve yine bu bölgeleri şifalandırdığımızdan bahsettim.

Derken dersin sonuna gelmiştik. Normal ders saati bitmişti ama henüz akış tamamlanmamıştı. Yin yoganın başka bir özelliği: Asanalarda beklerken ve o enerjiyi hissederken, eğitmen olarak senin de gevezeliğin tutuyordu. Şunu da anlatayım, şundan da bahsedeyim derken zaman su gibi akıp geçiyordu. Neyse ki bizden sonraki derse daha yarım saat vardı. Kimse de gitmesi gerekiyormuş, acelesi varmış gibi bir izlenim vermemişti. Herhalde herkes halinden memnun ve saatin farkında değil diye düşündüm. Zaten bir iki asana yapıp dersi tamamlayacaktım.

Şimdi enerjiyi biraz yükseltmenin zamanı gelmişti. İki seçenekli bir arkaya eğilme yapacaktık. İsteyenler ve/veya belinde rahatsızlık olanlar "sphinx" (sfenks), bel omurlarında rahatsızlık hissetmeyip daha esnek olanlar "seal" (fok balığı) deneyeceklerdi. Ya da bel omurlarını biraz esnetmek için önce bir iki dakika "sphinx" ardından daha derin bir duruş olan "seal"...

En son "cat tail" (kedi kuyruğu) burgusuyla tüm omurgayı rahatlattık. "İsteyen direk savasana'ya geçebilir. Hala enerjim düşük, bu arkaya eğilmeler beni canlandırmadı diye düşünenler savasana öncesi istediği asanayı yapabilir. Urdhva dhanurasana (köprü), sirsasana (baş duruşu), sarvangasana (omuz duruşu), pincha mayurasana (tavuskuşu) ya da adho mukha vrksasana (kol duruşu) yapabilirsiniz" dedim. Bazı öğrenciler hemen "savasana"ya geçti bazılarıysa saydığım asanalardan yaptılar. "Ve şimdi herkes derin gevşeme ve dinlenme duruşuna geçsin" dedim.

Hafif bir şarkı eşliğinde gevşediğimiz derin bir "savasana" sonrası bağdaşta oturup dersi sonlandırmanın vakti gelmişti. Dersin başında söylediklerime ek olarak, "hem yin hem de yang enerjiye eşit derecede ihtiyacımız olduğunu, anne sevgisinin dengelenmemiş gölgeli kısmının yin enerjinin fazla olması anlamına geldiğini, yin enerjinin fazla olmasının motivasyon eksikliğine, kronik şikayetlenmeye, mağdur olmuş hissetmeye ve bağlantı kuramamaya neden olduğunu" anlattım. Ayrıca "baba sevgisinin fazla olmasının yang enerjinin fazla olması anlamına geldiğini, yang enerjinin fazla olmasının da tatminsizliğe, yargılayıcı olmaya, mükemmeliyetçi olmaya ve hoşgörüsüzlüğe neden olacağını, yang olmadan yin'in beceriksizliğe yin olmadan yang'ın da duyarsızlık ve suistimale yol açacağını" söyledim. Dersin teması "denge"ydi. "Bu nedenle, hayatımızda yin ve yang enerjileri eşit derecede olmalı." Gözlerimizi açmadan önce hayatın içinde dengeyi bulup koruyabilmemizi diledik.

Her yin dersin sonundaki gibi bu ders bittiğinde de kimse kalkmak istemedi. Herkes de bir rehavet gözleniyordu. Yin enerji böyle bir şeydi.

Dersin sonunda öğrencilerden biri yanıma geldi. "Ders boyunca ara ara video çekimi yaptım. Hastalarıma da yaptırmak için. (Bahsettiğim öğrenci bir fizyoterapist). Sizin için mahsuru var mı?" diye sordu. Tabii ki yoktu. Öğrendikçe öğretmedikten ve öğrendikçe paylaşmadıktan sonra neden yoganın içindeyiz ki? Yoga dünyası bu şekilde büyüyecek ve gelişecekti. Bu şekilde içimizdeki yin enerji, anne sevgisi artacaktı. Önce kendimize "anne şefkatiyle" bakmayı öğrenecektik; sonra başkalarına... Böyle böyle kendimizi ve hayatı olduğu gibi kabullenip, teslim olup, akışına bırakacaktık. 

 
Toplam blog
: 201
: 432
Kayıt tarihi
: 08.05.13
 
 

Uluslararası Yoga Alliance onaylı hatha, vinyasa, yin ve prenatal yoga eğitmeni... Hayata bambaşk..