- Kategori
- Kitap
Teslim oluyorum
Murathan Mungan’ ın “Güne Söylediklerim “ adlı kitabını aldım ve şu günlerde sindire sindire okumaya devam ediyorum.
Açık söylemem gerekirse ben; her gün, güne başlarken veya gün içinde yaşadıkları anlamında 24 saatleri kapsayan bir deneme kitabı beklentisiyle aldım. İçeriği o kadar da önemli değildi aslında, ben Murathan Mungan okumak için zaten onu alacaktım. Fakat günleri kotarmak adına sıkıntılarım olduğu için, sanırım böyle bir beklenti içine girdim.
Hâlbuki günden kastettiği “ özel günlermiş “ ve o günlerde ona verilen “ elindeki işlerle “ ilgiliymiş. Hoş buldum yine de beklentilerimin karşılanmamasına rağmen. Kısacası teslim oldum akışa ve kısmetime razı oldum, böylece süreçten de memnun oldum. İşte asıl mesele bu zaten bana göre; akışa, yani güne ve getireceklerine güvenmek.
Tekrar kitaba dönecek olursam; okuduğum yere kadar birkaç paragrafın altını çizdim. Bunları paylaşmak istiyorum sizlerle. Ayrıca o alıntılara geçmeden şunu da belirteyim; Pınar Kazma’ ya ait kapak tasarımı da harika!
Gelelim alıntılara; ilk alıntı Ezidilerle ilgili kendisinden istenildiği için yazdığı ve kitapta “ Dara Mirada “ başlığı altındaki bölümden:
“Çok sözü olan kişi, olayları hikâye eden kişi anlamına gelen “ Kavval “, Arapça bir sözcüktür ve kervanların uzun çöl yolculuklarında insanlara hoşça vakit geçirtmek için hikâyeler anlatan kişi anlamındaki “ maval”la dil akrabalığı vardır. “Mavval “ , ne yazık ki Türkçe kullanıma “ maval okumak “gibi olumsuz bir anlam yüklenerek geçmiştir.”
Yazar, bu alıntıyı yaptığım bölümde Ezidilerin dinsel sınıf ve grupları yanı sıra ritüellerine ayrı ayrı değinmiş. Geniş çaplı bir araştırmanın çekirdeğini sunmuş. Böylece Ezidiler hakkında bilgi sahibi olurken, çok kullandığım “ maval okumak “ ile ilgili kısmı da ilgimi çekti, paylaşmak istedim. Ayrıca bana çocukken, uzun yaz akşamları sokakta arkadaşlara anlattığım masallar nedeniyle “ masalcı “ lakabı takılmıştı; bunu da anımsamak hoşuma gitti.
Diğer alıntılar ise; kitabın “ Ağın Gördükleri” bölümünden. Şöyle ki:
“Resim ve fotoğraf üzerine yazı yazmayı fal bakmaya benzetirim ben. Birbirimize gördüklerimizi anlatırız. Bildiğimiz gibi, her fal özneldir. Biraz da bakanın gözlerinin ve biriktirdiği kelimelerin hikâyesidir. Bu yazı da öyle. Göze ya da ağa takılanlar diyelim.”
“Renk doygunluğunu artırdığı fotoğraflarsa, “ deniz daha mavi, yaprak daha yeşil görünsün, “ diye ucuz bir süslemecilikle değil, gene fotoğrafın kendisine dert ettiği mesele daha iyi anlaşılsın diye yapılmış müdahaleler olarak yerini buluyor.”
“Germen’in fotoğraflarındaysa ışığın kullanımı daha başka bir özellik gösteriyor. Kimi zaman bir sokak lambası gibi doğrudan bir kaynak da olabiliyor bu, bir yerlerden yansıyan ışık nedeniyle parlayan herhangi bir metal nesne, bir su birikintisi de… Örneğin tel örgülerin arkasından çekilmiş halı saha spotları, kimsesiz park lambaları, yoldan geçen otobüsün içinin aydınlığı, karşı sahilin ışıkları, uzak evlerin camlarındaki yansımalar… Hepsinde de ışık amaçlanmış bir ıssızlığı aydınlatıyor. Bu fotoğraflardaki bir tür saklı hüznü koyu gölgelerle değil parlak ışıklarla uyandırıyor.”
“ Fotoğraf sanatının yazınsal sanatlar içinde en çok öykü ve şiirle benzeştiği söylenir. Ben de “ fotoğraf “ın, saklı olaylar; çoğaltılabilir anlar, ucu açık durumlar içerdiği için “ öykü “ yü; imgeler oluşturma gücüyle de “ şiir “ i düşündürdüğü kanısındayım. “
Yukarıdaki alıntılar ise; yazarın Murat Germen’ in fotoğraf albümüne giriş yazısı olarak hazırladığı metinden. Yazar, fotoğrafı nasıl okuduğu ile ilgili ipuçları da sunmuş, fotoğraflarla ilgili izlenimlerini sunarken. Çok hoşuma gitti!
Uzun uzadığı alıntılar üzerinde durmayacağım. Sadece bu alıntılardaki bir iki sözcüğü cımbızlayıp bırakacağım herkes kendine göre boşlukları doldursun. İşte o sözcükler; hüzün, ıssızlık, sokak lambaları, öykü, şiir…
Şimdilik bu kadar!