The apartment / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '09

 
Kategori
Sinema
 

The apartment

The apartment
 

The Apartment


"The Apartment (Garsoniyer)" filmini izlemişken sıcağı sıcağına bir şeyler yazayım dedim. Son günlerde başlayan Jack Lemmon hayranlığım "Some Like It Hot (Bazıları Sıcak Sever)" ile başlamıştı. "The Apartment" ile bir seviye daha yukarı çıktı. Film Türkçeye Garsoniyer olarak çevrilmiştir. Filmin konusundan çok az bahsedeceğim. Çünkü filmi izlemeyenlerin, bu tattan mahrum kalmamasını isterim . 1960 yapımı filmin yönetmeni Billy Wilder. Billy Wilder, bir çoğumuzun belki ismini bile duymadığı bir yönetmen ama kazandığı 6 oscar ödülü bile ne denli büyük bir yönetmen olduğunun göstergesi. Dedim ya filmden çok bahsetmeyeceğim ama kısaca da söz etmeden geçmemek lazım. C.C. Baxter(Jack Lemmon) büyük bir sigorta şirketinde çalışmaktadır. Şirketin üst düzey yöneticilerine evini garsoniyer olarak kullandırmaktadır. Bu öylesine büyük bir noktaya gelmiştir ki, evi için gün gün düzenlemeye bile gitmek zorunda kalmıştır. Şirketin patronu Jeff Sheldrake'in evine getirdiği kişinin hoşlandığı asansör görevlisi olan Fran Kubelik(Shirley MacLaine) olduğunu öğrenmesiyle işler değişecektir.

Filmde oyunculuk o kadar doğal ki filmde bir dakika bile sıkılmıyorsunuz. Shirley MacLaine rolünde adeta oyunculuk dersi veriyor. Film ayrıca yozlaşan iş ilişkilerinin, insanların yükselmek adına neler yapabileceğini de gösteriyor. Dikkatimi çeken bir diğer konu ise, dönemin filmlerinde siyahilerin sosyal statüsünün gün gibi aşikar olması. Bugün siyahi bir başkan seçen ABD'nin, o yıllarda filmlerinde siyahileri daha alçak işlerle uğraşan ikinci sınıf insanlarmış gibi göstermesi gözlerden kaçmayan bir nokta. Bu etkiyi bir çok filmde görmek mümkün. Göze sokacak şekilde gösterilmese de, bilinç altında oluşan bir etki bırakıyor bu durum. Film 10 dalda aday olduğu oscarların 5'ini alarak kalitesini ispatlamış oluyor. İlginç bir not ise bu filmin, siyah beyaz son oscar ödülünü alan film olması. Filmin başrol oyuncularının adaylığı da ikilinin uyumunun ne denli büyük ölçüde olduğunu gösteriyor. Billy Wilder bir çok filminde başrolde aktör olarak Jack Lemmon'ı tercih ettiğini, kendisyle arasındaki baba-oğul diyolağuna bağladığını da bir çok röportajında belirtmiştir.

"The Apartment" romantik komedi olarak niteleyeceğimiz türde bir film. Fakat filmde aşırı romantizme kaçmayan ve abuk sabuk espirilerin olmadığını da belirtmek lazım.

Bir parantez de Jack Lemmon'a açmak lazım. "Some Like It Hot"'ı izlerken Jack Lemmon'ın komedyenliğine ve ouynculuğuna hayran kalmıştım. Bu filmle beraber gözümde en iyi aktörler listesinde yerini sağlamlaştırdı. Jim Carrey'in ciddi anlamda kendisine idol olarak Jack Lemmon'ı seçtiğini düşünmeden de edemiyorum. Jack Lemmon mimiklerini o kadar güzel kullanıyor ki duygu ve düşüncelerini konuşmadan bile anlatabiliyor. Ayrıca Jack Lemmon Batman filminde oynasayadı Joker karakterini de mükemmel canlandırırmış. Gülüşündeki yüz ifadesi farklı bir ironi oluşturuyor. Saçmalığa kaçmayan, ifadeleri adeta yaşayarak hissettiren bir yapısı var Lemmon'ın. 8 dalda oscara aday gösterilmesi bile başlı başına bir başarı hikayesi.

Sabırsızlıkla izlemeyi beklediğim bir diğer film ise, aynı üçlüyü(Billy Wilder-Jack Lemmon-Shirley MacLaine) tekrar bir araya getiren "Irma La Douce(Sokak Kızı İrma)".

Üçlünün ilk filmi olan "The Apartment(Garsoniyer)" izlemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir. Özellikle romantik komedi tarzında film sevenler kesinlikle kaçırmasın derim.

 
Toplam blog
: 92
: 2632
Kayıt tarihi
: 28.01.09
 
 

Parliament Sinema Klübü'nde yayınlanan filmleri izlemek için çocuk halimle uykudan feragat ettiği..