The Road / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '11

 
Kategori
Sinema
 

The Road

The Road
 

 

Yaşanılan öyle büyük bir felaket ki, bu felaketin çaresizliğinde baba, küçük oğluna umutla, sevgi ve şevkatle sarılarak "Eğer o, Tanrı'nın kelamı değilse, Tanrı hiç konuşmuyor " diyor . Bu genç adamın, gideceği yolda içindeki insanlık ateşini ve iyiliğe olan umudunu, bu küçük oğlan çocuğunun sevgisinden başka ne canlı tutabilir ki?

Bu görüntü zihnimde aynı anda, Irak'ta demir tellerin ardında kafasına çuval geçirilmiş esir bir babanın küçük oğluna sarılışı görüntüsüyle birleşiyor. Fotoğrafçı Jean-Marc Bouju'nun ‘World Press Photo" ödülünü aldığı fotoğraf karesi bu.

İyilik ve kötülük, siyah ve beyaz, doğru ve yanlış, yaşamak ya da ölmek.

Yaşamda tanık olduklarımız dünyanın böyle keskin çizgilerle ayrılma noktasına giderek daha çok yaklaştığını gösteriyor. Depremler, sel, tsunami, kasırga gibi doğal afetler bir yanda, insan eliyle yaşanan nükleer çevresel felaketler ve savaş bir yanda, yaşamaya , hayatta kalmaya kodlanmış insanların seçimleri daha da güçleşiyor. Hayatta kalmak için herşey mübah mı?

İyi kalabilmek için kötülük de yapılabilmeli mi? O zaman iyi olmaya hala devam edebilir miyiz?

Doğruyu bulabilmek için yanlışlar da yapılabilir mi ?Yanlış yanlışlık doğurmaz mı?

Yaşamak için öldürmeli mi?

Sadece beyaz olmak için aradaki tüm renkler feda edilebilir mi ? Zaten güneş olmayınca beyazın ne anlamı var ki?

*****
"The Road" , bir kıyamet sonrası senaryosudur.

Filmde dünyayı kaplayıp uygarlığı yok eden yıkıcı bir afet sonucunda, bir baba ve oğlu, insanlığını kaybetmeden hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Güneş olmadığından hava soğuk ve karanlıktır .Hayvanlar ve tüm bitkiler ölmüştür. Yiyecek yoktur. Hayatta kalan çok az insanın büyük bir bölümü toplayıcılık ve yamyamlıkla yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Açlıktan insanlar birbirlerini öldürüp yiyecek hale gelmiştir. Bu nedenle herkes herkes için yaşamını tehdit eden birer tehlikedir. İyiler ve kötüler ayırt edilemez durumdadır.

Baba ve çocuk güneye gidiyorlar. Güneyin daha sıcak olduğunu yiyecek bulabileceklerini ümit ederek.Ve iyi insanlara rast gelebileceklerini düşünerek. Bu zor yolculukta baba aynı zamanda küçük oğlunu hayatta kalmaya ve tüm zorluklara rağmen iyi insan olarak kalabilmeye hazırlıyor... ve gerektiğinde ölüme .Bu kıyamet günlerinde hem hayatta kalmak hem de iyi insan kalabilmek mümkün mü ?

Daha da önemlisisi böyle bir dünyada yaşamaya değer mi ? Yaşamaya değmesi için ona anlam verecek bir şeylere sarılmak gerek. Filmde baba da küçük oğlunun sevgisine sarılmış. Hayatlarında bu anlamı bulamayanlar ya da kaybedenler ise intihar etmeyi seçmişler. Küçük çocuğun annesi dahil. Anne böyle bir hayatı yaşamaktansa ölmeye gitmiş. Anladığımız bu.

Rüya sahneleriyle sağlanan geçmişe dönüşlerle adamın felaketlerin başlangıcında, eşiyle yaşadıkları zamana gidiliyor.

İzlerken fantastik bir film izliyorum diyebilirsiniz ama böyle bir felaketin dünyanın çok da uzağında olmadığını ve bir gün aynı durumla karşılaşabileceğimizi düşünüp ürperiyor insan. Hele şu son yaşanan nükleer felaketlerden, hiç bitmeyen savaşlardan sonra. Sanki dünya kendi sonunu kendisi hazırlıyor. Acaba böyle bir durumda kalsak "biz ne yapardık" diye de sormadan edemiyorum.

Film yavaş ilerliyor. Tempo ağır. Aksiyon filmlerini sevenler sıkılabilir. Kan ve şiddetten uzak . Ama kıyamet sonrası insanların karşılaşacağı ortamı ve yaşadıkları gerek fiziki gerekse psikolojik durumları yansıtması bakımından insanı içine alabiliyor.

Bunun yanı sıra havada kalmış sorulara cevap ararken filmin dışında da kalabilirsiniz. Dünyanın bu hale nasıl geldiğinin ve "anne" ile kopan bağların sebebinin tam net olarak verilmemesi gibi... Neden güneye gidiyorlar gibi... Buldukları yiyecek deposu gibi ...Bence bunlara da fazla takılmamak gerek.

Filmde bir kişi ( yolda karşılaştıkları yaşlı adam ) hariç hiçbir karakterin isminin olmaması da ilginç. Gerçi fazla karakter de yok ama . Zaten böyle bir ortamda isme de ne gerek var denilebilir.

"The Road", Cormac McCarthy'nin 2006'da Pulitzer Ödülü kazanan aynı isimdeki romanından uyarlanmış 2009 yapımı bir film. John Hillcoat yönetmiş.
Başrolerinde ; Viggo Mortensen (baba) , Kodi Smit-McPhee (küçük oğlan), Charlize Theron (anne) , Robert Duvall ( yaşlı adam ) ,Guy Pearce, Robert Duvall, Garret Dillahunt var

Senaryosu ve böyle bir kıyamet ortamının perdeye yansıtılması bence başarılı .

 

Tijen Taşlı- İzmir

 
Toplam blog
: 156
: 2800
Kayıt tarihi
: 03.04.07
 
 

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR. 9 Eylül Ünv. İşletme mezunu, 9 Eylül Ünv.Sosyal Bil. Ens.Sağlık Kurumla..