- Kategori
- Sinema
Titanic’ten Oscar’a Kate Winslet

İlk Titanic’le tanıdık Kate Winslet’i ve Di Caprio ile başrolü paylaşıyordu. Yıllar sonra yine Di Caprio ile başrolde Revolutionary Road’da (2008, yapımcı Sam Mendes)oyunculuk işinde fersah fersah gelişme kaydetmiş bir Winslet görüyoruz. Titanic'teki rol yapamayan, donuk, ifadesiz kadın aynı kadın mı, inanması zor.
Revolutionary Road’da baştan sona nefes kesen bir oyun sergiliyor Winslet. Di Caprio da ona yetişmekte geride kalmıyor.
Film 1950’lerin Amerika’sında geçiyor ama, sorduğu sorular yine hayat arayışları ve çıkış yollarıyla ilgili.
2 çocuklu mutlu bir aile, işinde terfi alamaya hak kazanan bir aile babası, diğer yanda oyunculuk hayallerini geride bırakan kendini ev kadınlığı ve annelik rollerinde boğulmuş hisseden anne…
Bütün hayatı böyle mi geçecekti? Herkes bu kısır döngü içinde yaşayıp duruyordu? Gerçekten istedikleri hayat bu muydu?
Başka bir hayat var mıydı?Herşey daha çoşkulu, daha tutkulu , daha anlamlı olablir miydi?
Her şeyi bırakıp, 6 ay Paris’te yaşama ve hayattaki gerçek varoluşlarını bulma fikri kulağa ne hoş geliyordu. Onlar gibi yaşayan komşuları bu fikri hem delice bulacak, hem de gıptayla bakacaktı. Onları en iyi anlayan ise ev sahiplerinin deli oğlu olacaktı. Hayatın rutininden kaçış, delilik kimliğinde mi form bulacaktı.
Güzel insanlarla hayat hakkında özlü ve sözlü bir film; Kate Winslet’in revolution ‘ını çoktan tamamladığı apaçık ortada, Oscar’ı çoktan hak ettiği de…