- Kategori
- Blog
To be, or not to be

Allı morlu blog’lar / Bol desenli kumaşlar / Kahve telvesi / Kahve delisi / Ayığı, / Bayığı / Yandan çarklısı / Çam Sakızı, Çoban armağanı / Cinlisi / Perilisi / Şövalyesi / İyi huylu meleği / Ayakbağı, tosbağı / “Olmak veya olmamak, ”derken, / Geldik bu günlere erken.
İmam bayıldı / Molla ayıldı / Zartu / Zurtu / Cem’i cümlesi / Kaynana zırıltısı / Hepsi bir arada / Sevgili pirmete / “Ağır ol molla desinler” diye / Az mı seslenmedi bizlere / “Ağır ol, molla desinler” diye / “Çek ustam, pilav üstü az molla bozuntusu “ olsun / Diyenler de var bu memlekette / Hakiki mollalık zor / Kafanı her bir şeye yor / Enine nanay / Dikine nanay / Şinanay yavrum şinanay /
Ne o be?! / Memleketi mollalar sardıydı / Yetti gari, bitti gari / Sen sağ, ben selamet / Kadifedendir kesesi / Şimdi mollaların sesi çıkar/ Çünkü artık her yerde varlar / / Ah neremi neremi / “Yesinler” ollum seni /
Çakmak var / Benzin, fitil yay var / Blog’larda çakmalar var / Çakmak taşları var. / Çakan çakmak / Çakaralmaz çakmaklar var / Kumaşına bak bezini al / Kenarına bak kızını al misali / Bloglarımız var bol desenli / Kimisi jorjet, kimisi simli / Allı morlu fıstıkî / Böreklisi, beynirlisi, pişmaniyelisi / Derya kuzusu bloglar / Kızlar pirinç ayıklar / Bol desenli kumaşlar.
Kahve telvesi / Masal perisi / Kahve delisi / Sabiha’nın melekleri / Çok ulusludur bloglarımız / Onlar bizim ağız tadımız / Ah neremi neremi / Sevsinler sizleri
Bloglar’dan dertli misiniz / Önce yorgana bak yorgana / Ah dingala dingala / Kömür de koydum mangala / Ya ayağını kısalt / Ya da yorganını / Akşamları yak klimanı / Dürüyemin güğümleri kalaylı mı / Etekleri kısa mı? / Dert etme / Olma sen nane / Te bu ka işte!
Sonracığıma / Bu blog iki buçuk lira / Hem kaynasın, hem oynasın / Ah, elinde mayosu / Deniz banyosu, deniz banyosu / Acaba diyorum / Gitmek mi zor, kalmak mı zor / Siz hiç merak etmeyin / Bacayı önceden temizletmişiz / Orijinal kılıflıdır minareler / Ah naneler naneler / Ah, demeyin öyle / Vallahi gücüme gider / Eller gider Ay’a / Bizse bloglarda hep yaya / İçimde koskoca bir yara / Heyamola, heyamola...
Aşk acısı / Blog yarası / Üzüm karası / Dam üstünde saksağan / Önce dur bekle / Vurma sen kazmayı / Ah Düriye Düriye / Ayıkla sen börülce / Fistan senin neyine / Gel beriye beriye /
Düşme Balcı’nın diline / İşte o sevgili Balcı / Yakınır bazı bazı / “Eskiden saygı vardı / Yazılardan bal akardı / Edepsizlik sıkardı / Vardı saygı, vardı etik / Şimdi sıfırı tükettik” / Diyor Balcı babamız / Gözleri hamsi yeşili gibi / Aynen hamsinin gözleri gibi / Bi yanayi, bi söneyi / Böylesi gönülü, ben neyleyi, / enine nanay, / Dikine nanay / Şinanay yavrum şinanay…
Ben de “sülerim ki” / Ah seni gidi fenersiz Diyojen / Parmağında var mı ojen ? / Alan da gaçan mı ? / Yeni mi ayıldın sen / Kalemin bal akıtırdı / Şimdi / Çarşambayı sel aldı / Zırt- pırt daldırdın kalemi / Delik deşik ettin kemaneyi / Sana kemençe dayanmayi / Oy oynayi oynayi / Oy naneler, naneler / belli oldu bahaneler /
Konumuz, “Blog’lardan, gidip gitmeme” / İnsan kendini, kor mu ihaleye / Üstelik, sorulur mu öyle? / Bundan: sana, bana, ona, ne! / Gitsen ne yazar, gitmesen ne / Hem, sormazlar mı ki adama? /“Sen zaten, var mıydın?” diye / To be, or not to be!
Kahve telvesi / Blog delisi / Çam sakızı, / Çoban armağanı / Blog kaypağı / Blog perisi / Sabihanın meleği / Çok hoş gelir sesleri / Güllü, Gülizar, Güldeste / Gülbeste’lerden beste beğen / Zonguldağın kömür karası / Üzüm karası / Kazan karası / İmamın karısı / Kaçtı gece yarısı / Hani bunun maskarası / Dedik de dedik / Gınalar getirdik / Şimdi sözü, “Editorya’ya” getirdik/
7 bini devirdik, blog açıldı açılalı / Birlikte geçtik biz bu yolları / Adları çıktı editorya’ya / Bir o yana, bir bu yana / Tanrı şerlerden koruya / Her şeyin başı imla / Adları “sayın editör” soyadları “komtere” / Diye diye, ahan da geldik bu günlere / Bizim de canımız var, biz de insanız diye diye / Düşünen yok onları, “ne alemdeler” diye / Sünger gibi dertleri emerler / Blogcu kaprisleri de çekerler / Elemtere şiş, kem gözlere şiş / Öyle, atıp tutmakla olmuyor bu iş / Yeter ki gölge etmeyelim / İstemezler başka ihsan / Ama, velakin, mamafih diye diye / Geçti zaman / Sormayın gari, el mi yaman, bey mi yaman /
Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 yaş şiirine / Gıcık olsun diye / Taşı koyalım gediğine / Editorya’nın aflarına sığınarak:
“Bu gün on beş, Ay’ın yarısı eder / Şaka maka ortasındayız ayın / Maaşın, aldığın gün hemen biter / Gözünün yaşına bakmadan gider / Neylersin, dertler bitmez aybaşında / Maaşın yetmiyor, söyle n’olacak? / Her aybaşı kaynanan sofra başında / Bir şişeyle neşen olacak / Kraliçe misali, karın karşında ”
Ört ki, ölem!