- Kategori
- Kent Yaşamı
Toçoğlu
Sakarya Büyük Şehir Başkanı olan Toçoğlu'nun Sapanca'yı hem yönetsel hem de yatırımsal anlamda ihmal ettiği konusu, Sapanca'da en sık konuşulan şeylerden biri olarak dikkat çekiyor.
Hatta bu üvey evlat muamelesinin başkanın yıllar yıllar öncesine dayalı kişisel bir meselesiyle ilgili olduğuna yönelik şehir efsanesi haline dönüşmüş bir takım tevatürlere de; çarşıda pazarda rastlamak Sapanca'da alışılagelmiş durumlar arasında yer almakta.
Kişisel olarak, siyasi deneyimi bu derece yüksek bir siyasetçinin böylesi şahsi meselelere dayalı bir yönetsel anlayış benimsemiş olabileceğine imkan ihtimal vermesem de; bu durum Sapanca'da konunun bu şekilde yorumlandığı gerçeğini değiştirmiyor.
İnsanımızdaki Sapanca'ya gereken ilgi ve desteğin gösterilmediğine dair duyulan bu rahatsızlığın, bir dönem kara mizah da içeren bir şekilde Kocaeli'ye bağlanmak isteği gibi bir boyuta ulaştığı düşünüldüğünde, bu durumun altında yatabilecek olan sebeplere kafa yormadan edemiyor insan.
Ve akla hemen şu soru geliveriyor:
" Yahu yönetim ve denetiminiz altında Sapanca gibi bir yer olur da siz hangi akla hizmet ona hak ettiği değeri vermezsiniz?"
Şu tartışmaya açık olmayan bir gerçek ki; Sapanca'yı dilediğiniz kadar ihmal edin; istediğiniz kadar yatırım ve kolaylığı Sakarya'da, Sapanca dışındaki herhangi bir yer ile buluşturun veyahut Sapanca'ya yıllardır reva gördüğünüz bu üvey evlat muamelesini dilediğiniz kadar derinleştirin Sapanca'nın sahip olduğu alternatifsiz olma gerçeğini değiştirmeniz mümkün olamaz.
Türkiye'nin neresine giderseniz gidin alıp elinize mikrofonu karşınıza çıkan insanlara " Sakarya ile ilgili ilk aklınıza gelen şeyler nedir? " diye sorduğunuzda acaba kaç kişi Serdivan veya Hendek, kaç kişi Sapanca diye yanıt verecektir gibi cevabı belli bir soruyu sorma gereği dahi duymuyorum.
O nedenle Sapanca'ya bir alternatif oluşturmak için gölün içine, Serdivan Kıyısı'na yakın ultra lüks bir ada dahi inşa etseniz; ve hatta o gölün adını " Sapanca Gölü yerine Serdivan Gölü " olarak değiştirseniz bile ülkemiz hafızasındaki Sapanca bilinirliğini ikinci plana atma imkanınız olamaz.
O yüzden bana sorarsanız Sapancalılar olarak bizler gayet rahat olmalıyız. Belki de Sapanca'nın bu derece ihmal ediliyor oluşu çok daha hayırlı birşeydir.
Düşünsenize Büyük Şehir Belediyesi'nin Sapanca'yı ihya edeceğim diye Adapazarı gibi Sapanca'yı da bir döner kavşaklar yığınına dönüştürdüğünü.
Aynı istikamette doğruca ilerleyebilmek için semazen gibi her gün o döner kavşaklar etrafında fır dönmek hoşumuza gider miydi?
Peki ya yaz turizmimiz daha da hareketlensin diye yaz aylarında sahilimizin Karasu sahili gibi bir " Apaçi Cenneti " olmasını ister miyiz?
Gelişimsel seviye ve bir kent kültürüne sahip olma konusunda Kocaeli'nin kat be kat gerisinde kalmış bir Sakarya'yı yöneten aklın, Sapanca'dan uzak kalmasına çok da vehmetmemek lazım bence.
Kartepe Belediyesi Kocaeli Büyük Şehir Belediyesi'nin desteğiyle " Türkiye'nin Davos'u Olma " gibi bir projenin peşinde mesai harcarken, Sapanca'da bizim meselemiz hala " Adaray Büyük Şehir tarafından Sapanca'ya kadar getirilecek mi? " Bu imar sorunu ne olacak arkadaş? " Büyük Şehir acaba bir gün Kocaeli Üniversitesi Hastanesi'ne Sapanca'dan otobüs kaldırır mı dersiniz? " Şu su fabrikaları önündeki halka ayrılmış susuz çeşmeleri açmayacaksak madem müzeye dönüştürsek nasıl olur dersiniz? " gibi sorular arasına sıkışıp kalmışsak bırakalım da bizi ihmal etsin zatı alileri.
Gündüz vakti elinde fenerle " Dürüst bir adam arıyorum. " diyerek dolaşan ünlü Sinoplu felsefeci Diyojen'in kendisine dile benden ne dilersen diyen Büyük İskender'e verdiği o meşhur cevapla bitirelim yazıyı :
" Gölge etme, başka ihsan istemem. "
Sapanca'nın üstünde güneş batmaz rahat ol sen !