- Kategori
- Güncel
Pembe gözlükler

Küçük şeylere sahipken mutlu olduğumuz zamanlardan; büyük şeylere sahip olup da mutsuz olduğumuz zamanlara henüz gelmemiştik.
Sapanca'ya düşecek olan ilk kar tanesinin haberini bültenlerden değil; yüzümüze vuran kar soğuğundan anladığımız zamanlardı.
Bodrumlarımıza Ağustos itibariyle özenle istiflediğimiz odunlar öyle bir düzen içindeydiler ki; kışın ayazında sobaya atmak onları bir vicdan muhasebesine dönüşürdü çoğu zaman.
Yarısı yaz yarısı kış diye bildiğimiz Ağustoslar'dan, dört mevsim kanımızı donduran iklimlere henüz varmamıştık.
Çocukların yanarak, kıyıya vurarak ya da istismar edilerek can verdikleri haberler, ya bizden çok uzaklardaydı; ya da bizler Sapanca'da geçen rengarenk bir çocukluğun efsunu içinde pembe gözlükler takıyorduk.
O günlerde de mapushanede yatan mahkumlar için af konuşuluyor, af çıkıyordu belki ama gecenin bir köründe çocuk tecavüzcülerinin istifade edeceği kanun görünümlü kararnamelerin o yüce Meclis çatısı altında ketenpereye getirilmeye çalışıldığına hiç şahit olmamıştık.
Çocuk kelimesindeki masumiyetle; tecavüz kelimesindeki iğrençliği aynı cümlede kullanmak bile mide bulandırıcı bir şeyken konunun buralara kadar gelebilmiş olması bizi insan yapan pek çok şeyi artık bir kenara bırakmaya başladığımızın ip uçları değil; bizzat kendisiydi adeta.
Kendi dönemlerinde bedene yapılan tecavüze verilen cezayı en çok arttıran siyasiler olmakla övünenlerin; hayata yapılan tecavüzü ödüllendirirmişcesine kararlar vermek arifesinde olmaları, büyük bir çelişkinin mi dışa vurumuydu yoksa ; fikir neyse zikir de odur minvalinde birşey miydi en ufak bir fikrimiz yoktu.
Hele bir de " Bu zaten bizim kültürümüzde geleneğimizde var. " gibi pişkin bir cümleyi bir o kadar pişkin sırıtışıyla ekranlarla buluşturan o adamın hali, fikrin de zikrin de ne olduğunu ortaya net bir biçimde koyuyordu aslında.
Sapanca'da büyümüştük biz, ne böyle bir ne gelenek görmüştük; ne de bize özgü olduğunu söyledikleri böyle bir kültürden haberdardık.
Siyasetin estirdiği sert rüzgarlar her zaman olduğu gibi o zamanlar da basının yelkenini dolduran bir etki yapardı lakin; hiç bir gazete tecavüzcülerin istifade edebileceği bu kanunu eleştirenlere yönelik olarak " Bu Kanuna Karşı Çıkanlar Nihaktan Değil Zinadan Yana " gibi bir başlık atacak kadar ileri gitmiyordu.
Biz de bir gazeteyi, bir matbuat müsfettesinden, bir kağıt parçasından ayırt edebilmeyi böyle başlıkları görünce yıllar yıllar sonra öğrenmiş oluyorduk.
Sapanca'da doğup büyümüş olmak demek tabiki de her daim mutlu mesut olmak anlamına gelmiyordu.
Pek tabiki bizim de hayata dair kızgınlıklarımız, kontrol etmesi güç öfkelerimiz oluyordu belki ama; o öfkenin asla hiç kimsedeki gücün esareti altına girmesine izin vermiyorduk.
Çünkü güce eşlik eden öfkenin bir tür zavallılık olduğunu Sapanca Sokakları'nda öğreneli çok zaman olmuştu.
" Peki değişmeyip hep aynı kalan hiç mi birşey yoktu? " derseniz.
İki şey hiç değişmemişti:
1- Siyasetin o zamanlarda da kazığı atarken atılan nutukların kazığı yiyenlere alkışlatıldığı birşey olması !
2- Bizlerde yastığın altında ne bozduracak ne de biriktirecek doların olmaması !!