- Kategori
- Siyaset
Tek adam fikrinin düşünsel alt yapısı
Güçlülerle güçsüzler arasındaki farkın hem yerel hem küresel düzeyde bu kadar arttığı bir dünyada, tanığı olduğumuz olaylara şaşırmaya şaşırmak lazım bence.
Olgular yerine algıların; gerçekler yerine hamasetin hakim olduğu bir iklimde,
bir de herşeyin merkezine korkuyu yerleştirdiğiniz vakit, güçlü ve güçsüzler arasındaki dengeyi alt üst etmek için başka hiçbir şey yapmanıza gerek kalmaz.
Çünkü korku öyle bir duygudur ki; onun olduğu yerde ne evrensel bir ahlaktan; ne de insani bir hasletten söz etmek mümkün olabilir.
İnsanları edilgen ve itaatkar kılmak için başvurulan yöntemler arasında güce dayalı bir korkuyu tabana yaymak, tarih boyunca tüm tek adamcı yönetimlerin birinci derecede kullandıkları işleyiş şekli olmuştur.
Böyle bir yönetsel anlayışa sahip tüm tarihsel kişiliklerde ilginç bir ortak özellik bulunur.
Onlara biraz yakından baktığınızda kendilerini tam manasıyla ikna edici bir şekilde savunamadıklarını görürsünüz. Bunu onlar yerine yaptığını zanneden gürültücü, patırtıcı ve rüzgar nereden eserse oraya doğru dümen kıran kemikleşmiş bir kitle vardır.
Bu kitle o güce inanmaktan ziyade ona boyun eğmiştir ve aynı safta yer aldığı bu gücün hak mı batıl mı olduğuna bakmadan herkesin de ona boyun eğmesini ister.
Onlara göre gücün sahibi olan her kimse, onun doğru dediği şey bütünüyle yanlış dahi olsa; muhakkakki onun, doğru bildiği birşey vardır.
Gücün sahibi etrafında oluşan bu sıkı saflara ait özgür irade, gönüllü olarak bir kenara bırakılmıştır ve işin ilginci bu durum onlar için hiç bir önem arz etmez.
Çünkü bu kitlenin önemli bir ekseriyeti hayatın kazanılan birşey olmaktan ziyade; lütfedilen birşey olduğunu düşünür.
Dolayısıyla onlar için gücün sahibinin herkes adına düşünüp, herkes adına karar vermesi; tartışmaya dahi gerek olmayan bir konudur.
İlginç olan bir diğer konu da; tüm bu hadisenin güya güzel ahlakı merkeze alan bir atmosferde yaşanıyor olmasıdır.
Toplumun birbirinden korkması, nefret etmesi ve sadece kendini düşünen bireylerden oluşan bir kalabalığa dönüşmesi, güçlünün haklılığına yol veren yeni bir ahlak tanımı ortaya koymuştur artık.
Bu tanım içinde haklı olanın gücünün yerini, güçlü olanın haklılığı alır ki; gücün sahibi olanın varlığına yüklenen kutsiyet ve mitleştirme tam da bu noktada yerine oturur.
Ahlakı, sadece _miş gibi yapmaktan ibaret sayan bu yeni tanım içinde artık herşey, gücü elinde tutanın kendine yontacağı bir meşrulukta gerçekleşebilir.
Sonuç olarak böylesi bir düzenin dünyadaki diğer örneklerine baktığınızda şunu görürsünüz ki; insanlar, vazgeçemeyecekleri üç ana unsur olan can, geçim ve özgürlük gibi kavramlardan mahrum bırakılmak zorunda kaldıklarında önce özgürlük sonra geçim ve en sonunda da canlarından geçerler.
Ama "Bağımsızlık benim karakterimdir. "diyen bir liderin ulusunun vazgeçmeyeceği ilk şey özgürlüğüdür.
O nedenle tek adam, Şevket Süreyya'ya ait bir kitap ismi olmaktan öteye geçmez bu memlekette.