​ Toklar! Açlar, çoklar / Dünya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Anadolu Mesleki Eğitim Derneği

http://blog.milliyet.com.tr/anadolumed

30 Eylül '14

 
Kategori
Dünya
 

Toklar! Açlar, çoklar

Toklar! Açlar, çoklar
 

Ekonomiden pek fazla anladığım söylenemez, kazandığımı zar zor yetirdiğim bile söylenebilir. Benim gibi birçok insanın da aslında ekonomiden anladığını zannetmiyorum. Algılarımızı yönetenlerin ise; para harcamaktan tutun da, çocuklarımızın geleceğine, seneye nereye ve de niçin gitmemiz gerektiğine, bizim ne kadar borçlu olmamız gerektiğine, ne kadar paramızın olması gerektiğine kadar her şeye karar veriyor olmalarını içime sindiremiyorum. Nereme sindireceksem?  

İnsanlar, planlar yaparlar genelde bu planlar başarısız olur. Çevreden etkilenirler, televizyondan etkilenirler, almayacakları aslında ihtiyaçları olmayan şeyleri, olmayan paraları ile sürekli olarak satın alırlar, borçlanırlar. Sonunda olmayan paralarla alınan şeylerin ödenme vakti gelir, para yetmez. Ellerinde ne varsa yok pahasına satarlar ama yine yetmez, daha fazla çalışırlar yine de yetmez. Zira borçlunun pazarlık hakkı da gücü de ne yazık ki yoktur. Bu döngü insanlarda bazı değerlerini, piyasaya sürmelerine neden olur. O da çözüm olmazsa intihar, ya da olumsuz başka bir sonuç. Bu müflis yaşam şekli kişide olursa topluma pek fazla bir etkisi olmaz. Ancak ülke yönetimi aynı şekilde olursa ne olur. Aslında Osmanlı Tarihini bilen, dünya medeniyetlerini inceleyen hemen herkesin göreceği gibi, biten her medeniyet dıştan yıkılmamıştır. İçteki temeller sağlam inşa edilemediği zamanla çürüdüğü için, çürüme yönetim kademelerindeki insanların kişisel çıkarlarını ön planda tuttukları için, yeterli bilgi beceri ve deneyime sahip olmadıkları için yıkılmıştır. Sebepler ne olursa olsun uzun süreli, ciddi bir yönetim zafiyeti olduğu katidir. Devletler incelendiğinde bazen bin yıllık devletler ayakta kalabildiği gibi bazen de bir insan ömrünü dahi tamamlamadan bir asır bile sürmeden yıkılan onlarca devletçikler vardır. Bu örnekleri çevremizde de gözlemliyoruz. Bu arada bizim ülkemizin de ömrünün henüz bir asrı doldurmadığını söylersek, ayıp olmaz umarım. Günlük olaylar ve yorumlar siyasetçilerin işi. Siyaseten atılan minik minik adımlar ise devlet ömrünü ya bitiren, ya da devam ettiren uzatan adımlar olduğu bir gerçek. Mevcut sistem olan demokraside ise iktidar demek; etkili halkla ilişkiler, ikna, propaganda gibi ve daha birçok algısal operasyonların işin içine girdiği, kimin doğru söylediğini ancak uzun yıllar sonra neticelere bakılarak anlaşılabileceği bir süreç.

Ekonomi, insanları günümüzde yönetme aracı olarak en önemli argümanlardan birisidir. Belki yönetim konusunda ekonomi, dinle başat bile olabilir. Ekonomi kâğıt üstündeki istatistikler bir yana aslında elde kalan, yaşam düzeyinin artması, (bu tartışılması gerekli bir durum) olarak algılanabilir. Bir ülkenin üretimi tüketimini karşılamıyorsa bu uzunca sürdürülebilecek bir durum değildir. Bunun anlamı ya borçlanılıyordur, ya kayıtlı kaynaklardan başka kaynaklar kullanılıyordur, ya da bilmediğimiz ama sonra kokusu çıkacak borçlanma yöntemi vardır. Bu durum bir aile düzeyinde düşünülüyorsa aile sürekli borçlanıyor, geliri giderlerini karşılamıyorsa, babanın aile fertlerine verdiği görevlere rağmen evlatlardan bir grubu sürekli olarak diğer gruba borçlanıyor ise bundan daha da garibi çok çalışan sürekli daha fakir oluyorsa, bu baba ve zengin evlatlar büyük bir hata içindedir. Çünkü toplamda zararda olan ailenin aslında kendini kurtarması bu durumda neredeyse imkânsızdır. Aç olan grup her an mücadeleden çekilebilir, ne olursa olsun yeter diyebilir. Zengin olan kardeşlere ve babaya olan güven yitirilebilir, iç karışıklık çıkabilir, dışarıda hazır bekleyen güçlü ve alacaklılara toptan direnmesi gereken kaybedecek bir şeyi olmayanlar değildir. Aile olmanın kuralı güçlünün güçsüze binmesi değil, takım çalışması kapsamında toplu başarıdır. İç huzursuzluğu bitirip, dışarıda tek ses olmaktır. Olası bir başarısızlıkta ailenin zengin bireyleri bu başarısızlıkları misliyle alacaklardır. Bir takım başarısız olduğunda kimse takımın malzemecisinden hesap sormayı aklına getirmez. Çatı çökerse temel yıkılırsa, bu çatıdan bazılar canlı kalabilir. Ama bunun kim olacağını kimse bilemez. Tarih göstermiştir ki işbirlikçiler her daim kullanılıp atılmıştır. Dini dili aynı bile olsa. Hem zaten çalışanın, üretenin, fakir olduğu ailede adaletten bahsedilebilir mi? Fakir kardeşe ayrı muamele, zengine farklı muamele kabul edilebilir mi? Ailede mallar sadece zengin kardeşlere verilebilir mi. Zaten özünde de matematiksel olarak kapalı bir sistemde birinde fazla birinde az ya da hiç yoksa aslında fazla olan az olanı ya kandırmış elinden almış ya çalmıştır. Aslında dünya da böyle değil mi?

Dünya medeniyetinin yaşayan uygarlıkları, yaşam tarzlarını, paylaşım tarzlarını, üretim tarzlarını gözden geçirmedikleri her gün dünyanın sonu geliyor. Zengin insan fakir insan, zengin ülke, fakir ülke demeden. Doğadan aldığınızı doğa geri mutlaka bir gün alır. Doğadan almaktan çok vermek de bir yaşam felsefesi neden olmasın?

İlhan Aydın

Teknik Öğretmen

Yönetim Kurulu Üyesi
 

 
Toplam blog
: 29
: 206
Kayıt tarihi
: 20.08.13
 
 

Anadolu Mesleki Eğitim Derneği mesleki eğitimde yeni fikirlerini, düşüncelerini, eleştirilerini v..