- Kategori
- Sanat Tarihi
Tolstoy’ un derdi neydi?

Yasnaya Polyana’da dünyaya gelen Tolstoy çok zengin bir ailenin üyesiydi. Babası bir kont ve çok varlıklı bir insandı. Hayatının ilk yıllarında ait olduğu sosyal zümrenin ayrımında olarak yaşamış ve bu zümrenin tüm ayrıcalıklarını yaşamıştır.
Hayatının ikinci evresinde ise gerek dünyada, gerekse Rusya’daki yoksul ve hak yoksunu insanları görüp bu acıyı içinde duyan bir Tolstoy vardır. O bu durumun bir felaket yaratacağını çok iyi biliyordu. İnsanları uyarmayı kendine bir görev bildi. Ama karısı dâhil kimse onu duymadı. Kitaplarının telif ücretleri parasına para kattı ama o mutsuz ve neden yaratılmış olduğunu sorgulayıp durdu. Eleştirileri yüzünden kiliseden kovuldu. Zaten o kilisenin kendine yetmediğini biliyordu. Zengindi ama huzursuzdu, huzursuzluğunun kaynağı kendisinin başkalarına öğütlediği gibi bir hayat sürememesinden kaynaklanıyordu. Bu ikilem onu iyice rahatsız ediyordu. Her şeyden kaçmak uzaklaşmak istiyor ama yapamıyordu.
Son kaçışlarından birinde 7 Kasım 1910’da bir tren istasyonunda zatürreden ölmüş yaşlı bir adam gördüler. Bu yaşlı adam Tolstoy’du. Goethe’nin dediği gibi” İnsan doğumundan getirdiği yasalardan kurtulamaz.” Volga’ya yolunuz düşerse suya iyi bakın eğilin Tolstoy’u sorun, inanın size ondan bahsedecektir.
(Yağmur Dergisinin 30. Sayısını kaynak olarak kullandım.)