- Kategori
- Sosyoloji
Toplumsal olaylar üzerine bir kritik II

Rüşvet ya da komisyn
....dünden devam.
II
Bu konudaki şikayetim şudur:
Her sabah, birikim ve fikirleriyle ülkeye nizamat verenler acaba, "banka, işyeri ya da konut gibi mekanları soymaya kalkanları, taciz, öldürme, saldırma, zarar verme niyeti güdenleri, çokluğun verdiği aymazlıkla her yeri kırıp dökmeye yeltenenleri polisiye tedbirlerin dışında bir yolla önleyebilir miyiz?" diye, niçin yüksek sesle düşünmezler? İyi bir ahlak eğitiminin halk arasında, küçümsenmeyecek bir güven ortamı meydana getirebileceğini neden hiç hesaba katmazlar?
Ana/baba, okul müdürü, öğretmen ve devlet (yani Milli Eğitim) eğitimi unutmuş görünüyor. Sayısal, (yani rakam) ağırlıklı öğrenim hayatı, önlenemez bir hızla ilerliyor. İlerlerken de önüne ne gelirse sürükleyip götürüyor. Çünkü sonunda en azından, üniversiteyi kazanma ve iyi bir gelecek kurma hayali var. Doğrusu burada herkes haklı. Ahlak eğitimi insana ne verebilir ki? Eğer ahlaktan beklenen emniyet ve güvense, (sayısal sınavla ulaşılacak iyi bir geleceğin kazandıracağı) para bunu sağlayabilir! Yani, ücretli koruma tutularak problem çözülebilir! Değil mi ama?
Bir toplumda şiddet, kırıp dökme, yakıp yıkma, cinsel istismar, taciz ve tecavüz olayları almış başını gidiyorsa... ilkokul talebeleri bile yaşadıkları cinselliği, işledikleri tecavüzü kamerayla kaydedebilecek kadar kaşarlanmışsa... takımını desteklemeye giden taraftarlar, uğradıkları bir benzin istasyonunu harabeye çevirebiliyor, yok yere bir insanın ölümüne sebep oluyorsa...
Birileri maçlara pala ve satırla; düğün, sünnet gibi eğlencelere tabanca ile gidiyorsa, ... bu toplumsal çürümüşlük rejimin iflah olmaz bağlılarını başörtüsü kadar rahatsız etmiyorsa... O zaman, "ahlak eğitiminin önemi" konusunu ailede, okulda, bilimsel çevrelerde tartışmanın gereği yok demektir.
Zaten kimsenin konuyu tartışmaya vakti olacağını da sanmıyorum. Zira kimse boş durmamakta herkes, "daha çok kazanç"ın peşinde koşmaktadır. Zaman, bol paralı olma zamanıdır. Kişi, kapitali bulunca harcayacak; aldığıyla, giydiğiyle, takıp takıştırdığıyla çevresine hava atacaktır. Bu, tek maaşla, tek gelir kalemiyle olmuyor. Bunun için, rüşvetten komisyona, arsa spekülatörlüğünden imar izni aracılığına kadar bedavadan para getirecek kaynaklar bulmak gerekiyor.
Genel müdür, müsteşar, rektör, mal müdürü, okul müdürü, müftü ve sair önemli zevat bankaya telefon açıyor. "Alo! Personelimizin maaşlarını size yatırırsak bizim için ne düşünürsünüz?" diye soruyor. Sonunda, hangi banka daha çok komisyon (ki doğrusu rüşvet olmalı) verirse, o ihaleyi kazanıyor. Acaba bu durumdakilerden her hangi biri, eyleminin niceliğini sorgulamış mıdır? "Bunun, geleneksel mirasımızdaki yeri nedir?" diye kendine sormuş mudur? Hiç sanmıyorum. Çünkü para, toplumsal değerlere galip gelmiş ve onları öldürmüştür. Siz de bilirsiniz ki, ölüler konuşmaz!
Şüpheli bir üniversite rektörünün evinden bir milyon YTL çıkması, bir başkasının daha büyük bir meblağın üstüne yattığının iddia edilmesi, ahlak konusundaki seviyemizi zaten belirlemiş görünüyor. Bu, "tenceresinin dibi kara olan bir eğitimcinin veya bilim insanının, öğrencisinin yüzündeki lekeye söz atamayacağı" anlamına gelir. Daha önce de yazdığım gibi biz, gerçekten iyicene KİRLENMİŞİZ.
Bankadan aldığı komisyonun ahlaki meşruiyeti üzerinde kafa yormaktan kaçan okul müdürü, öğretmen, müftü, vaiz veya imam, toplumun veya gençliğin gidişatını niçin sorgulasın ki? Ömrü hampa peşinde koşmakla geçen bir babanın, evladının davranışlarını kontrole zamanı olur mu? Bunun bir getirisi var mı? Ya çocuğuyla meşgulken çıkabilecek fırsatı kaçırırsa!
Belki anlattıklarım, toplumsal çürümenin nedenleri arasında değildir. Belki, zaten böyle olaylar yoktur da bunlar benim, vakit bolluğunda kurguladığım vehimlerdir. Belki de yazdıklarım gerçektir fakat, "ne varmış bunda!" denilerek geçiştirilebilecek sıradan hadiselerdir.
Zira zaman ve şartlar insanın yargılarını değiştirdi. Değişen dünyaya zevk, neşe ve hareket getiren maddi çıkarlar etik değerleri dümdüz etti. Eskiden "ahlaksızlık, edepsizlik hatta kanunsuzluk" olarak nitelenen yollar şimdi, "başarı, marifet ve meşru kazanç" kapısı şeklinde nitelenir oldu. Son tahlilde yaşadıklarımızdan, "sanki, toplum hayatımızı arızalı hale getirmek için hepimiz yarış halindeyiz" biçiminde bir sonuç çıkarsam, buna itiraz edilecektir. Çünkü kimse, kendi davranışlarını sorgulamayarak ve çocuklarıyla gereği gibi ilgilenmeyerek, bu bozuk düzene katkıda bulunduğunun farkında değildir..
Kanaatim doğrudur veya yanlıştır ama bana göre manzara dehşet vericidir. Buna rağmen ne dünyayı, ne ülkeyi yönetenler, ne de rejimin üstüne şefkatli kollarını gererek onu korumaya çabalayanlar bu konuda endişeli gözükmüyorlar. Eğer bu gidiş kendi kıyametimizi getirmezse, gelecek için tek ümidimiz, "azgınlaşmamıza dur diyecek" bir kurtarıcı olacaktır. O da gelirse tabi! Yetkililerin kılı kıpırdamadığına göre... ben, başka bir yol göremiyorum. Ya siz!
Resim:www.ensonhaber.com/images/news/24351.jpg