- Kategori
- Güncel
Bulvarda çarşafa dolanan adam; Baykal!

Yeni kapanım açılımı
Sonunda bunu da gördük. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Çarşafın bir Türkiye gerçeği" olduğunu itiraf etti. Daha düne kadar akredite sayılmayan; bu yüzden parti toplantılarına bile alınmayan başörtülü, türbanlı ve çarşaflı bayanları partisine üye yaptı. Onlara resmen ve alenen arka çıktı. Böylece ait olduğu hakim grubun laiklik ve demokrasi anlayışını tarümar etti.
Bununla da kalmadı; yandaşlarının tarihî ezberini bozdu. Tam bilmiyorum ama belki hayatında ilk defa, geçmişi doğru okudu. Tek partili dönemde cumhuriyet uygulamasının nasıl olduğunu gerçek yönüyle açıkladı. Şu sözler ona ait:
"Cumhuriyet döneminde Atatürk Bulvarı'nda(n) kılık kıyafeti müsait olmayan insanları geçirmiyorlardı. Poturlu, şalvarlı bir takım insanlar öyle Ankara'ya gelip bulvara gir(e)miyor(du). Tek parti zihniyeti oydu. Kıyafetini düzelt gel de öyle geç diyorlardı."
"Biz bir siyasi partiyiz. Yani bir kıyafet tüzüğü mü ilan edeceğiz. Türkiye'deki genel yasaların ötesinde insanları kılık kıyafetine göre yeniden tasnif mi edeceğiz? Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye bu ya! Kimse (Herkes) her şeye layıktır. Her yere gider, her meydana da girer bulvarda da yürür, her siyasi partiye girer, CHP'ye de girer."
".... Bu tek parti zihniyetini şimdi 2009 yılına girerken, Türkiye'de sosyal demokrat bir parti olarak, insancıl bir parti olarak biz mi uygulayacağız?"
Artık Baykal da itiraf ettiğine göre demek ki, "kanunlarımızda kadınlar için kılık kıyafet yasağı yok" diyenler haklıymış. Bu sadece, tek parti zihniyetinin bir uygulamasıymış. Doğru söze ne denir?
Söz konusu açıklamaların, içinde bulunduğum camia için sarsıcı bir yanı yoktur. Bizim taraftakiler cumhuriyetin, dedelerine nasıl davrandığını dinleyerek büyüdüklerinden, Deniz Bey'in anlattıklarına yabancı değillerdir. Onları şaşırtan, anlatılanlar değil anlatan olmuştur.
Acaba Baykal'a ne oldu da bu noktaya geldi? Ait olduğu kitlenin dünya görüşüyle bağdaşmayan, hatta bir kısım milletvekillerine kazan kaldırtan bu yola nasıl girdi? Başına kiremit mi düştü, birileri büyü mü yaptı, rakiplerinin gardine mi uğradı? Sanmıyorum.
Yoksa ihtilallerden, terörden, iç karışıklıklardan, günlerdir gündemde tutulan "ekonomi çöküyor" haberlerinden kamuoyunun pek fazla etkilenmediğini gören "iyi saatte olsunlar, " CHP için yeni bir taktik denemeye mi karar verdi? Evet, büyük ihtimalle bu, böyle bir yöntemi çağrıştırıyor.
Oyun kurucular, CHP'nin artık tepeden inme numaralarla iktidar olamayacağını, mevcut zihniyetle de milletten oy alamayacağını görmüş bulunuyorlar. Demokrasi dışı yollar kapandığında ise geriye, halk (ın temayüllerini, yaşam biçimini, giyimini, kuşamını kabullenmek) kalıyor. Anladığım kadarıyla CHP bu istikamete doğru yönlendiriliyor.
Baykal bu yöne dümen kırınca, Hürriyyet yazarı Ertuğrul Özkök hemen albümünü karıştırdı ve babaannesini çarşaflı gösteren bir aile fotoğrafını köşesinde yayınlayıverdi. Dün konuyu gündeme alan Star Haber sunucusu Uğur Dündar, kendi ailesinde de başörtülüler bulunduğunu açıkladı. Yani herkes birer, birer çarşafa dolanmaya başladı.
Yıllardan beri tesettür karşıtlığını "türban" üzerinden yürütenler, örtünmenin "Türkiye'nin gerçeği" olduğunu inkar edenler bakalım şimdi ne diyecekler? Bu konuda yazdıkları onca yazıyı, demeci ve açıklamayı nereye koyacaklar?
Şimdiye kadar CHP ile paralel düşünen Anayasa Mahkemesi, bundan sonra açılacak benzer davalarda nasıl davranacaktır? Görüş değiştirmek istediğinde, "başörtüsünün anayasanın başlangıcına, değişmez ve değiştirilemez maddelerine aykırı olduğu kararından" hangi gerekçeyle tornistan edecektir?
Öte yandan CHP, düne kadar yürüttüğü başörtüsü karşıtlığına makul bir kılıf uydurabilecek midir? Öyle ya, önce örtüyü mahkum ettireceksin, sonra da hiç bir şey yapmamış gibi alıp partinin il ve ilçe merkezleriyle, meclis grup salonunun duvarlarına asacaksın! CHP'nin ve zihniyet ortaklarının başörtüsüne karşı gösterdiği bunca tepkiden sonra milleti, bu değişimin samiyetine ikna etmek pek kolay olmayacaktır.
Aslına bakarsanız, AYM'nin türban kararlarının zaten yenilir yutulur bir tarafı yoktu. Fakat Baykalın bu açılımından sonra gerekçeler sistemin boğazını iyice tıkadı. Değişmez ve değiştirilemez maddelerin pozisyonu bozuldu. Hukuk adına uydurulan bütün argümanlar boşa çıktı. Çünkü devletin resmi partisi bile önceki duruşundan çarketti. Laiklikle ilgili katı kabullerini yumuşatmaya hatta tersine çevirmeye başladı. Üstelik bunu, itiraz eden ve kendi anlayışlarını her türlü fikrin üzerinde gören bazı CHP'li vekillere rağmen yaptı, yapıyor.
Belki sözkonusu tıkanıklık Baykal'ın da destek vereceği yeni bir anayasa ile açılabilir. Zira, "güya anayasayı" koruma endişesiyle bizzat yargıçların meydana getirdiği hukuksal tahribatın, başka türlü telafisi mümkün görünmüyor. İnşallah, karar merciinde olanlar ideolojik hüküm ikame etmenin doğurduğu abuk sonuçların, hukuku nasıl çıkmaza soktuğunu bu vesileyle görürler de bir daha aynı hatayı yapmazlar.
CHP'nin son yaklaşım tarzı bir bakıma başörtüsü, türban veya çarşaf kullananların, ülkemizi İranlaştırma, Malezyalaştırma yahut Arabistanlaştırma niyeti taşımadıklarının kabulü anlamına gelmektedir. Başörtüsü, türban ve çarşaf, "Türkiyenin gerçeği" kabul edildiğine göre, artık tesettürlü öğrencilere söylenecek söz kalmıyor demektir. Bu durumda, onları da bu gerçeğin bir parçası saymak gerekiyor.
Eğer bu yeni açılım birbirimize düşmemizi önleyecekse, toplumu kaynaştıracaksa ister ciddi olsun, isterse takiyye... hiç farketmez. Sanki tartışırken, kavga ederken hep samimi mi davranıyoruz? Orada da takiyye yapmıyor muyuz? O zaman "no problem!" Baykal'ı kutluyorum.
Resim:http://www.bydigi.net/komik-resimler/322502-carsafli-baykal.html