- Kategori
- Kişisel Gelişim
Toplumsal yalnızlık

Gündelik yaşamın süslü kürkleri çekilince üstümüzden, ruhumuz çırılçıplak kalır. Neye sarınıp da örtsek diye düşünürüz ruhumuzu. Ancak görmüştür herkes göreceğini. Bir gün ayaklar aynı yalnızlık halısına takılacak, sırasıyla gülünecektir .
Bazı insanların şanssızlığı, ta bebekliklerinden başlamıştır halbuki. Semaya uzansa da başları neticede, onların hayatlarında bir ileri bir geri gidişler olmuştur. Herkes çarpmıştır feleğin göz kamaştıran duvarlarına. O nedenle ne pullu giysilerine kanmalıdır, ne küçümseyici bakışlarına. Diğer bazı insanlar daha mutlu da başlasalar yaşamlarına; mevzubahis olan, kimin hangi ortamda ne zaman çırılçıplak kalacağıdır kibir örtülerinden sıyrılıp.
Herkesin kazanamadığı bir gönül vardır. Doktorun da iyileştiremediği hastası. Ancak canımız burnumuzda sürekli gediklerini kapatmaya uğraşırız ruhumuzun. Nedeni her neyse, ruhlarımızın gemileri çoktan su almaya başlamıştır. Biliriz. Teknoloji onarsa da çoğunlukla, düğmeye basacak tahammül kalmamıştır içimizde, gücümüz parmaklarda.
Kişisel gelişim deriz, nefes terapisi deriz, sosyallik deriz; uğursuzluğu negatif enerjisine bağlarız bazı insanların. Hayat yolunda talihsizliklerimizin günah keçisini seçeriz. Deriz, deriz. Ancak, çaresini bulamayız yalnızlığımızın.
Zaten kimseyi de beğenmeyiz. Kiminin toplumsal statüsü hoşumuza gitmez. Çocuğumuzun kapıcının çocuğuyla arkadaşlık kurmasını istemeyiz. Ancak, başkası aynı hareketi bize yaparsa münasebetsiz deriz. Gene de uzayıp giden yalnızlıklarımıza engel olamayız. Çok "çiğ" de dursa, gene de belli kalıpları vardır arkadaşlık kurmak istediklerimizin. Ekonomik durumu iyi olursa belki iş ilişkilerine girebiliriz. Bir taşla iki kuş yani. Ya da iyi bir eğitimi varsa bize bedavadan danışmanlık verir. Kenarda bulunması iyidir bizim için. Doktorsa hastanede randevu ayarlar. Yoksa bize evini, sofrasını açmış fark etmez aslında. Küçük bir hediyeyi layık görmeyiz bizim için kendini parçalamış olana da, yerden yere vuranı nereye oturtacağımızı şaşırırız.
Varoş semtlerinde düğüne gitmeme kararı almış olanını bile duydum. Düşünün artık. Gizli bir kast sistemini mi yaşıyor toplum?
Gene de korkarız, "kral çıplak" diyecek olandan. Görmemezlikten geliriz. Ya da en iyisi kıskanç diyelim. Daha kolay açıklanabilir. Allah muhafaza. Güzeldir, nerelerde ne yediğimizi anlatmak; ya da nasıl tatiller yaptığımızı.
Komşunun çocuğuna iki saat sahip çıkarsak, "bakıcı" oluruz Allah korusun.
Alt kata akan borumuzu tamir ettirmektense, komşumuzla selamlaşmayız olur biter.
Gemisini yürüten kaptan nasılsa. Çok acı olduğunu biliyorum bu satırların.
Benim de cesaretim ve gücüm yok aslında, gerçek hayatta "ona" "buna" bunları hayıkırmaya.
İçimi döküyorum kendimce. Ancak nedenlerini biliyorum toplumsal yalnızlığımızın:
Kaptanız hepimiz. Gemimizi yürüten kaptanlar.
Malum sona doğru gidiyoruz işte.