- Kategori
- İnançlar
Toplumun batıl kuralları

Kendileri farkında olmadıkları halde toplumun büyük kesimini etkisi altına almış batıl birçok kural vardır. Bu kuralların hiçbiri yazılı değildir; hiçbirinin adı dahi yoktur. Ancak pek çok insan şuurunda dahi olmadan, yaşamı boyunca bu kurallara ve doğduğu an hazır bulduğu emir ve yasaklara uygun yaşar. Tüm davranışları ve düşünceleri bu kuralların denetimi altındadır. Ancak insanlar dünyaya geldiklerinden itibaren aldıkları uzun telkinler nedeniyle, hareket, düşünce ve tavırlarını yönlendirenin bu kurallar olduğunu fark etmezler.
Toplumda kabul görmek ve insanların gözünde belirli bir yere gelebilmek için bu kuralların uygulanması zorunlu görülür. Sonuç olarak da insanlar samimiyetsizliğe, yapmacık ve zorlama davranışlara itilirler. Bu kuralları benimsemiş kimseler, rahat ve doğal olamazlar. Kendilerince ortama uygun gördükleri davranış biçimlerini kullanır, yine ortama uygun şekilde konuşurlar.
Toplumun bu batıl sistemi, kendine karşı bile samimi olamayan, yapmacık, sahte kişilikli insan modelleri oluşturur. Sıkıntı ve azap veren bu kurallar, insanlar tarafından ne yargılanır, ne de değiştirmeye kalkılır. Çünkü insanlar tabi oldukları bu sistemi, "yaşamın değişmez gerçekleri" olarak görürler.
Oysa insan, içinde yaşadığı bu sapkın durumu terk etmedikçe, gerçek dini gerçek anlamıyla ne kavrayabilir ne de yaşayabilir. Çünkü dinin önemli temel koşullarından biri samimiyettir, doğallık ve içtenliktir. Gerçek mutluluk ve kurtuluş, kişinin başta Allah'a, kendisine ve çevresindeki insanlara karşı samimi olmasıyla mümkündür. Samimi iman, ancak samimiyet temeli üzerine kurulabilir.
Allah'a samimi iman eden insan, yalnızca Allah'ı Rab edinir. Ve O'ndan başka hiçbir varlığı yol gösterici olarak göremez. Tüm yaşamını Allah'ın "... muttakiler için yol gösterici olan..." (Bakara Suresi, 2) mesajına, yani Kur’an'a göre düzenler. Allah’a gönülden yönelen ve Kur’an’a tabi olan insan için, başka bir ahlak sistemini benimsemek söz konusu değildir.
Kısacası, kesin bilgiyle iman eden insan Kuran ahlakının dışında bir başka ahlaki sisteme bağlanmaz. Atalarından- dedelerinden kalan, gelenek ve göreneklerden oluşan din-dışı bir sistemin izleyicisi olmaz. Farklı bir "yaşam felsefesi" de üretmez. Müslüman kendi dinini yaşamaz; yaşadığı Allah’ın dinidir.
Allah adına gerektiği gibi cehd edin (çaba harcayın). O, sizleri seçmişve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız ibrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. işte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı. (Hac Suresi, 78)
Allah’ın seçip beğendiği dini yaşamayı seçen insan, toplumun din dışı kurallarına tabi olan kişilerle arasındaki ayrımı kesinlikle son derece dikkatli bir şekilde yapmalıdır. Allah’tan yüz çevirenlerin yaşadığı dinin ahlak kuralları, değer yargıları, davranışları, samimi müminler tarafından benimsenmemelidir. Müminin sorumluluğu, Kur’an'da tarif edilen ahlak özellikleri ve davranışlardır.
Allah bizlere din olarak İslam'ı seçmiştir. Uymamız gereken tek yol Allah’ın dosdoğru yoludur ve ondan başka her yol batıldır.
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Ahkaf Suresi, 13)
İlk yayın; Haber Hilal