​ Tosun Tosunluğunu Bilsin / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Tosun Tosunluğunu Bilsin

Tosun Tosunluğunu Bilsin
 

Halka İnme Çalışmaları no:4
Hiç huyum olmadığı halde konuyu üçüncü yazıdan sonrasına sarkıttığım için vicdan azabı çekiyorum :) Bereket vicdanım azaba alışkındır, oradan birazcık kurtardım. Aksi halde kıvrım kıvrım burgu makarnaya dönerdim maazallah.

Çıkan bölümün özetini vermeye kalksam zaten yazıyı bitirmiş olurum. Özete girişmeyelim bu defa. Doğrudan konuya dalalım. Sanki dalabilecekmiş gibi hamle yaptım. Şimdiye dek doğrudan dalabildiğim görülmediğinden bu hal üzerimde eğreti durabilir. Konuyu azıcık sallamakta fayda var.

Ancak son yazıya atıf yapmayı görev biliyorum. Zira kaldığımız yerden devam etmemiz gerekiyor. Geçen yazıda “Bu kadar değişken içerisinde sabit kalan bir şey var mıydı acaba? Öyle ya, elde bir sabitimiz yoksa değişenleri nasıl anlayacağız ve tanımlayacağız.” demiştim ve kalmıştım.

Şimdi benim huyumu bilmeyenler “kalmıştım” kelimesinden yazıya bir sonraki sefer orasından devam etmek üzere bir virgül koyduğum anlamını çıkartacaktır. Ben de kendimi bilmesem böyle düşünürdüm. İşin aslı öyle değil.

Kalmıştım derken “kalakalmıştım" demek istedim. Yani o lafı söyledim, ne cevap vereceğimi bilemedim. Baktım ki yazı 650 kelime olmuş, “hah şimdi bitirmenin sırası” diyerek biraz kaçış eylemi sergiledim. Kaçış eyleminin birazı, azı, çoğu mu olur derseniz olur. Eğer şimdi kendimi deşifre etmeseydim basbaya kaçmış olacaktım. Az buz değil yani. Ama eblek gibi kaldığımı itiraf ederek biraz kaçtığımı belgeledim. Haliyle kaçma eylemim de sona ermiş oldu.

Yukarıda tırnak işareti içinde verdiğim, geçen yazının oturaklı soru cümlesine gelecek olursak, orada vurgulamak istediğim şey halkın da değiştiği idi. İşte işgüzarlık da böyle bir şey. Halk eskisi gibi değil, çok değişti deyip geçmek varken…

Efendim, filan değişti; feşmekan değişti; falan da değişti derken neye dayanıyoruz. Subjektif bakmayı sevenler sanırım kendilerini mihenk alıyorlar bu saptamayı yaparken. Örneğin sabit ve statükocu fikirlere sahip birisi liberal birini gördüğü zaman onun hayli değişken olduğundan dem vurarak bir takım lakaplar takabiliyor.

Mesela adamın bir tanesi yıllardan beri her akşam bir duble rakı içiyorsa, içtiği rakı miktarını zamanla arttıran bir arkadaşı ona göre hayli değişmiştir. “Yahu bizim Osman baya değişti, artık bir küçüğe bana mısın demiyor” diye söylenirken de yakalayabilirsiniz onu.

Yahut aynı adamın içkiyi bırakmış bir başka arkadaşı da değişmiştir onun nezdinde. “Ulen Ahmet, içkiyi bıraktın, hayırdır, ne iş?”. “Ya, Süleyman abi, doktor karaciğerin yağlanmış dedi, bırakmam gerekiyormuş”. “Hadi hadi yeme beni, namaza da başlamış dediler senin için, çok değiştin sen yaw”…

Verdiğim örnekler çok basit ve oldukça yalın. Konuyu daha iyi anlatmak için verdim. Bu böyledir manasını vermiyorum. Hani örnekler gerçek sanılmasın. Şimdi girift bir mevzuu örnek versem kafaları karıştırma ihtimali doğacak.

Değişim dediğimiz şeyin tanımını yapmak da hayli güç. Az önce de belirttiğim gibi hangi sabite göre değişimi varsayacak ve hangi sabite göre değer biçeceksiniz.

Bir de değişmek ile gelişmek arasındaki ince çizgi ya da hassas sınır da söz konusu edilebiliyor. Esasen değişim denildiği vakit daha çok gelişim kastedilmekte. “Ülkemiz çok değişti” denildiği zaman öncelikle olumlu anlam çıkarılır. Takip eden cümlede olumsuzluk belirten bir ibare yok ise o zaman bu değişimin kastettiği şey “gelişim”dir.

Tabi her değişim olumlu değildir. Her gelişim de olumlu olmayabilir. Her iki konu da çok tartışılabilir. Bu yazının esas gayesi bu değildir. O gayeye gelebilirsem çok sevineceğim :)

Benim vurgulamak istediğim şey değişim lafının dayanağı neresidir. Objektif olarak bunu değerlendirecek bir ölçütümüz var mıdır? Yoksa ne kadar sallarsak sallayalım subjektif bir değerlendirme mi yapmak zorundayız?

İşte halka inme çalışmalarımın temel amaçlarından bir tanesi de halkımızın bu konularda neler düşündüğü idi. Zaman zaman bu çalışmaların özetlerini aktaracağım. Gerek tartışarak gerek tartışmayarak bu konudaki fikirlerinizden de istifade edeceğim. Ne de olsa siz de halksınız. Ha yeri gelmişken "bütün halklar kardeştir" derlerse inanmayın. Bu çalışmaların bana gösterdiği ilk şey buydu. Öğrendiğim anda şoke oldum, bereket yanımda taşıdığım buzlu suyu yüzüme çarpınca kendime geldim.

Tosun meselesine dönecek olursak (unuttum sanmayın, ilk yazıdan beri gelmek istediğim yer Tosun’un Yeri idi. Nasip şimdiyeymiş) gerek ismi gerekse namı ile halk içinde ayrı bir yeri olan şahsiyet olması bir yana; halkın temel değerlerine zarar vermeme gayesi güderek inceden inceye önemli mesajlar verebilme kapasitesine sahip oluşu başlı başına ayrı bir makale konusudur. Şimdi bu cümleden konunun bir yazı daha sarkacağını düşünmeyin. Ya da düşünün. Belki sarkarım. Yani Tosun sarkar. Kendi bileceği iş. Şimdi onun adına ahkam keserek geleceğimi karartmak istemem doğrusu. O zaman diyelim ki: Bitmez bu şarkı…

Sevgi, hürmet ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

www.murathacioglu.com

 
Toplam blog
: 656
: 1708
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..