- Kategori
- Gündelik Yaşam
Aşkımızın sitorisi

Bizimki ilk görüşte aşk. Şimdi herkes böyle söyler, ama bizimki harbiden öyle. Durun size en başından aşkımızın sitorisini anlatayım:
Aşkımı bulmadan önce evliydim. Evli olduğum kadına da aşkla vurulmuştum. Ama ilk aşk işte… lise çağlarından kalma. Hemen evlendim onunla. Sonra da uzun bi evlilik dönemi. Gerçi ben babadan bayaaa bi zengin olduğum için öyle yokluk falan çekmedik. Çekmedik de evlilik de yıpranıyor işte kardeşim. Fikirler, şu, bu değişiyor. Peri padişahının kızı da olsa, bıkıyor insan. Ehü ehü ehü ben itiraf edeyim ki, şımarık bi tipimdir. Zengin çocuğu olmanın da bonusu şımarıklıktır. Biliyorum tavırlarım, konuşmam, v.s. kapitalizm kokuyor buram buram.
Evliliğin son zamanları. Benimkine kızdım. Sinirlendirdi beni. Arabaya atladığım gibi ver elini İtalya. Topukladım İtalya’ya kadar. Hıh benim yerimde başkası olsa Londra, İbiza, Rio de janerio’ya falan gider. Ohh işini iş eder yani. Anladınız değil mi?
Ahh... Ahhh! Aşkkk. Ben aşk adamıyım ama. Kalktım aşk şehri Toscana’yo gittim. Sapım yani. Anlıyor musunuz? N’apcam Toscano’da? Aşıkları mı seyredeceğim sap, sap?
Kader! Belki de içgüdüsel bişeydi bu. Kaderimsinnn… Meğerse aşkım beni çağırmış. Ama aşkıma kızmıştım ben. Ona bağıracaktım. Burada anlatımımdan bişey anlamadığınızın farkındayım. Kalacağım otel aşkımın oteliymiş. Yolda arabayla giderken Toscano yollarında kayboldum. Deli oluyorum yeeaa. İkide bir in, momentoooo ….. oteli, nerde yeaaaa abiii? diye soruyorum. – İtalyanca tabii.- şimdi burda size İtalyancasını yazmıyorum ki, anlamazsınız.
Sormadığım ne benzin istasyonu, ne kuru temizlemeci, ne bıyıklı yaşlı pansiyoncu kadın kalmadı. Şurdan sağ yap, düz git, yokuş aşağı sola sap falan tarif ediyorlar. Bunlar böyle kalabalık cümlelerle tarif ederken iyice karıştırıp, taşlara, çöp kovalarına, arabamın lastiklerine falan tekme atıyorum, olduğum yerde tepiniyorum. En sonunda baktım olmayacak, bi pizzacıdan otele telefon ettim. Meğerse telefona çıkan müstakbel aşkımmış. Bilmeden “gelin beni buradan alın kayboldum” dedim. İçimden de Türk küfür lügâtından ünlü ve sıkı bütün deyişleri saydırıyorum.
Müstakbel aşkım demesin mi “ben gelemem, bul kendin." Lan kadın bana geri zekâlı muamelesi çekiyor. İyice sinir oldum. Neyse bir depo benizini bitirdim ama sonunda da oteli buldum. Nasıl kızgınım anlatamam. Kadının boğazına çökecem, o derece.
Otelden içeri girdim. Bahçede bi kadın. Bi elinde şarap bardağı, diğerinde kitap, önünde ateş. Lan n'apıyo kadın? Büyücü müdür nedir, oldum. Ama dikkatli bakınca. Ahhhhh! O anda bende sinir minir kalmadı. Nasıl muhteşem bi tablo inanamazsın yeeaaa. Aşk aşk aşk… Popom oynamaya başladı. Yani şimdi harmandalıyı falan küçümserim ama bıraksan hayde breee diye oynucam. Ya da mastika. – ooo mastika mastika, sigarası malbora… Zıplıcaktım nerdeyse. Kadınımı buldum. O gece biz bi konuş, bi konuş aşkımla. Zemberiğimiz boşanmış gibi. Sanki içimize cümleler kaçmışta, birbirimize anlatıp duruyoruz. Hatta dur lan, ben anlatcam diye dirsek atıyoruz falan.
Otelde kaldığım sürece aşkım beni sürekli şaşırtıyor. Bi bakıyorum elemanlara zılgıtı çekiyor, "heytt beeaa ne dominant kadın" diyorum. Bi bakıyorum gecenin ikisinde mutfakta bulaşık leğeninin başında akşamdan kalma bulaşıkları gacırdata gacırdata yıkıyor. Bi bakıyorum resepsiyonda müşteriye anahtarı teslim ediyor. Ben bütün bunları bi sütunun arkasına gizlenip, üst dudağım deprem sonrası tsunami geçiren deniz gibi dalgalanarak izliyorum. Gözlerim ufka dalmış, nemli nemli. Acayip bi his silsilesinin içindeyim. Aşkım acayip bişi yeeaa.
Evlendik. Muhteşem bi şekilde hem de. Allam size de nasip kısmet etsin. Ama detaylarını anlatmam. Kimse bilmiyor. Bilmesin zaten. Aşkımla ikimiz arasında. Bi de siz biliyorsunuz, o kadar!
Sonra aldık başımızı dünyayı dolaşmaya başladık. En mistik yerler nerelerse artık. Para var demiştim ya! Düşünmeyin para meselesini. Kahire, Şam, Marakeş… Uzakdoğu. Gezmedik yer kalmadı. Aşkımızın dışa vurumu olarak devamlı alışveriş yapıyoruz. Marakeş’den manyak kumaş aldık. Her gördüğümüz rengârenk kumaş toplarından kestirtiyoruz.
Bizim aşkımız kaderimizmiş. Her şey. Kaderimde varmış yeeaaa! Ya benimsin, ya toprağın. O derece bi aşk! Bakın sevgi demiyorum. Aşk yeeaaa! Bizim aşkımız üzüm bağlarındaki, üzümün toplanıp, fermante olduktan sonra, şişelere doldurulup, aynı şişeden şarap içmek gibi. Off yaa, bozmayın sinirimi. Daha nasıl anlatayım.
Sonra aşkımla Türkiye'de bi otel aldık. Marakeş’te aldığımız kumaşlar var demiştim ya. Bi güzel naftalinleyip sandığa atmıştık, o kumaşları. Tablet naftalinler var ya, onlardan işte. Yani bi şeyler planlayarak almamıştık. Meğerse hiç hesapta olmayan bu otel için almışız. Aşkım burayı aşkla dekore etti. Amaaa acayip oldu yeeaaa. Gören “aaa aşkla döşenmiş burası, belli. Biz anladık diyorlar.”
Aşkımız bi ömür sürcek. İnsanlık yaşadıkça…
Görmüyorsunuz ama gözlerim nemli nemli ufka daldı, üst dudağım dalgalanıyor yine. Çok hisleniyorum ama yeeeaa.
… geliyorummmm. Aşkım çağrıyor, hadi çav bella… Laf aramızda bu İtalyanlar biraz bağırgan oluyorlar. Aşkım bana bağırırsa hislenirim. Üst dudağım yine dalgalanmaya başlar. Camdan kalbim kırılır. Ühü ühü ühüüü yaparım aşkımdan gizli banyoda. Aloo çıksana diye bağırır bana aşkım. Şiş ve kızarmış gözlerle çıkarım. Bu sefer de aşkım beni üzdüğü için üzülür. Sonra birbirimizi teselli ederiz aşkla. Ehü ehü ehü!:)
Gene mutlu sona bağladık. Başka da alternatifi yok ki! Gökten üç elma düştü, biz çıkalım otelin bahçesine… elma vercek bana aşkım, ben de yicem…