- Kategori
- Futbol
Tü(rk) i(şi)

Şampiyonlar Ligi kuraları çekildiği günün en mutlu iki takımı, muhtemelen, Galatasaray ve Schalke idi. İkisi de, kendince, en dişine göre olanı bulmuştu ve her iki takım için çeyrek final kaf dağının ardında değildi .
Kura çekiminden sonraya denk gelen ara transfer döneminde yaptığı hamleler, en azında psikolojik olarak, Galatasaray’ı öne çıkarmıştı. Yönetim, büyük riskleri üstlenerek önemli paralar harcamış; taraftar, rüyasında görse inanmayacağı bir kadronun yeni rüyasına dalmıştı: Şampiyonlar Ligi finali, olmadı yarı finali! Her maçta gol atma ihtimali kadar, gol yeme ihtimali de olan bir takım için bu tür rüyalar fazla pembeydi ama, buralarda Karadenizlilere özgü olduğu düşünülen ve fakat aslında tüm vatan sathına yayılan çabuk parlama/gaza gelme huyumuzun bir tezahürüydü bu heyecan da. Elle tutulur tek dayanak da Akhisar maçındaki on dakikalık görüntüydü. Yine de ihtiyatlı sayılabilecek bir iyimserliğin egemenliği hakimdi Galatasaray’a.
Maçın başlamasıyla Schalke’nin Galatasaray kalesine gelmesi ise bir oldu. Oysa bizim zamanımızda, misafir takım biraz misafirliğini bilirdi. Her topa atlamaz, geride beklemeyi tercih ederdi. Hele ilk dakikalarda oyunu tutma ve mümkünse kitleme derdinde olurlardı. Topu aldıkları zaman da onu eveleyip geveleme işlerine girişirlerdi; şimdiki Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’si gibi.
Biraz taktiksel, biraz bireysel yetenek, biraz iman gücü, ve biraz da şansla – Rijkaard’ın benzetmesindeki gibi- topu üçüncü bölgeye, adamakıllı, taşıdığı ilk pozisyonda golü buldu Galatasaray.
Galatasaray golden sonra üçüncü bölgeye taşıyabildiği her topta tehlike yaratmaya devam etti. Az ama öz geliyordu sarı kırmızılılar. Oyun hakimiyeti elindeyken golü yiyen madenciler ise oyun planlarından ödün vermeden yüklenmeye devam ettiler. Yine Türk takımlarına has ‘biraz’ beceriksizliğin de iteklemesiyle arzuladıkları/ hak ettikleri golü devrenin sonuna doğru buldular.
İkinci devre tam bıçak sırtında geçti. İki taraf da temkinli, hamleli ve sağduyuluydu. Net pozisyonlar, akışkan ve heyecan dozu yüksek oyun devam etti. Devrim arabasını yapıp, içine benzin koyamayan akılda olduğu gibi, Drogba’yı getirip zemine çare üretemeyen yönetimin katkılarıyla, çoğu top zeminin azizliğine de uğradı.
Höwedes ve Jones’un kale ağzında dokunamadığı veya Semih’in ayağına çarpıp dışarı çıkan top gol olsa, hayaller yerle yeksan olabilirdi. Hamit’in ya da Sabri’nin vuruşunda top ağları tercih etse, Sneijder’li, Drogba’lı Galatasaray, çokça ,’Türk işi’ bir gerçekliğe de imza atabilirdi. Futbolun cilvesi, her iki ihtimali de rövanş maçına bırakmayı uygun gördü. Türk işi olabilecek bir maç Tü(rk) i(şi) olarak, yarım yamalak nihayetlendi. Bugün günlerden Galata(saray)dı.