- Kategori
- Siyaset
Türk açılımı… 1

Demokrasi yaşam biçimidir...
Son günlerde ortalık toz duman ve dumanlı havanın ardından ne çıkar pek bilinmez, ama ilk çıkan ermeni açılımı oldu. Ermeni başkanı maça gelmek için, bizimkinin aksine, bir de yüz görümlüğü istemiş; ”sınırları açın geleyim”…
Bir koşuşturma başlıyor ve 6 haftalık çalışma programları hazırlandı. ABD nin ve AB nin istekleri adım adım uygulamaya konuyor…
Durum bu olunca, ortalık açılımdan geçilmez olunca; ben de bizim başımız kel mi? Diye düşündüm ve bir açılım da bizlerden olsun dedim…..
Tabi benim de belli bir hazırlığım ve alt yapım olmadığı için, nerden başlayıp nerde bitirecektim bu açılımı… Ben bilemedim.. Kusurlarımı mazur görün unutmuş olabilirim, yanılmış olabilirim, eksik yazmış olabilirim…
Gelelim açılıma; yani TÜRK AÇILIMI’ na
Türkiye Cumhuriyeti; 1923 yılında 4 yıllık bir kurtuluş savaşı verilerek, kanlar dökülerek kurulmuş, yoktan var edilmiş, büyük Türk milletinin, Osmanlı hanedanının yıkıntıları üzerine bina ettiği genç cumhuriyet;
a) Resmi dili Türkçedir.
b) Başkenti Ankara’dır.
c) Üniter bir yapıya sahiptir.
d) Ay yıldızlı al bayrağı istiklâlinin tek simgesidir.
e) Laik, sosyal ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir yapıdadır.
f) Devletin temel fikri ve felsefi yapısının dayandığı temeller, Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün de benimsediği Türk Milliyetçiliğidir.
g) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı ve kendini Türk milletinin bir parçası sayan herkes Türk’ tür.
h) Para birimi TL “ Türk Lirası” dır.
Türk devleti; alt kimlik, üst kimlik gibi ucube tanımlamaları reddeder. Tek
Kimlik söz konudur; o da tüm ülkeyi kapsayan TÜRK MİLLETİ kimliğidir. Bir takım Türk boylarına mensup olanları ayrı etnik kimlik diye tanımlamayı reddeder. Hele hele mozaik, etnik çeşitlilik gibi safsataları kabul etmez. Bölgesel ve Lozan’ da da belirlendiği gibi azınlıklar dışında kalan herkes büyük Türk milletinin bir parçası ve asli unsurudur.
Türkiye Cumhuriyeti; konumu itibarı ile ve geçmişinden dolayı sürekli
Emperyal amaçlı ülkelerin hedefinde olmuş bir devlettir. Daha 1923 den itibaren çeşitli tarihlerde ülke içinde yuvalanan emperyalist uşaklarının da kullanılması ile iç isyanlar çıkarılmaya çalışılmış, ülke halkı her dönemde bir bahane ile sürekli birbiri ile savaşır halde olmuş. Birbirine tahammülsüz olması sağlanmaya çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1937 ye kadar, Osmanlı döneminde başlayan Kürt ayaklanmaları genç cumhuriyetin kuruluş aşamalarını tamamlamaya çalıştığı ve ülkeyi yeniden imar ve inşa etme aşamasında da emperyalist güçlerin ülkeyi yıkmak ve akamete uğratmak için seçtikleri ve uygulamaya çalıştıkları bir yoldu. Ancak bu tür ayaklanmalar büyük Türk milletinin gücü sayesinde, ülkeye bağlılıklarından dolayı gerçekleşmemiştir. Bu defa bilhassa 1960 sonrası yeni bir tür uygulamaya konulmuş. Özellikle 1968 olaylarının dünyadaki yarattığı ortamında sayesinde genç üniversitelilere çengel atılarak bu kanattan faaliyetlerine devam etmişler 1970 ve 1980 li yıllar ülkede genç beyinlerin sağ- sol adı altında birbirine düşürülmesi, zaman zaman inanç bazında, alevi-sünni çatışması gibi, Türk milleti birbirine düşürülerek zayıflatılmaya çalışılmıştır. Her zaman taktik aynı” ülkede daha fazla demokrasi istemek” demokrasi de, ancak ne bahasına demokrasi? Kendi isteklerimizi karşılarken, diğer tarafın demokratik hakkı nedir? Sınırı nedir? Hangi kurallar ve kurumlar yerli yerinde olmalı ki, demokratik ortam gelişsin…
Demokrasi bir yaşam biçimi, bir kültür olmalı ki, işleyebilsin. Herkes sorumluluğunun bilincinde ise, kurallara ve kurumlara saygılı ise, neden aksasın demokrasi ve zaman zaman neden kesintiye uğrasın? Demokrasi sadece oy kullanıp, sandıktan bir veya birkaç partinin aldığı oy ile mi ölçülmeli? Yani anayasamızda yasaklanan bir zümrenin diğer bir zümreye tahakkümü, sandıktan alınan oyla istediğini yapan bir iktidarın, kendine oy vermeyenlerin veya vermesi muhtemel olmayan zümreye tahakkümü da yasak değil midir?
Türk milleti, teba kültüründen birey, millet kültürüne geçmenin sancılarını hala çekmektedir. O yüzden sürekli birey kendi haklarının farkında olmadan, daima yukarıdan dikey şekilde, tıpkı padişahın ulufe dağıtması gibi veya bir buyruğun uygulaması gibi, kendi çabası dışında elit tabakanın veya sandıktan çıkan iradenin, onların yerine düşünüp ve uygulamaya konulan veya onlara verilen haklar hep birileri tarafından empoze edilmiş ve birey daima edilgen durumda kalmıştır. Örnek mi? İşte size örnek en basit ve en güncel olanı anayasa hazırlanması ve buna dayanarak seçim ve siyasi partiler kanununun hazırlanması. Toplumda herkes bilir ki; lider sultası denilen ve modern padişahlar olarak tanımlanan siyasi parti başkanlarının sahip oldukları yetkiler ve güçler, her şey onları iki dudağı arasındadır. O zaman herkesin ağzını açtığında demokratik düzenin vazgeçilmezi denilen siyasi partilerin hepsi topluma demokrasi vaat ederler ama, acaba kendi içlerinde ne kadar demokratlar? Bu demokrasi oyununun bireye ne faydası vardır. Genel başkanlar nasıl olsa dört duvar arasında milletvekillerini belirliyorlar, il başkanlarını onlarda silsile yolu ile ilçe başkanlarını ve delegeleri belirliyorlar. O halde daha ortaokullarda iken okuduğumuz, bireyin sosyal ve siyasal hayata katılımı ile ilgili öğrendiklerimiz nerde kaldı? Kısaca yeni Türk açılımında; bireyin, birey olma hak ve görevlerinin tam olarak sağlanmasına imkan tanıyacak uygulamalar bekliyoruz. (devam edecek)