​ Türk aydını nasıl bu kadar etkisiz ve sevimsiz hale getirilebilmiştir? / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Temmuz '11

 
Kategori
Deneme
 

Türk aydını nasıl bu kadar etkisiz ve sevimsiz hale getirilebilmiştir?

Türk aydını nasıl bu kadar etkisiz ve sevimsiz hale getirilebilmiştir?
 

Aydın kimdir? Bu sorunun üzerinde o kadar tartışıldı ve yazıldı ki, aydın kavramı anlamını yitirdi birçok kafada... Bence bir şeyi etkisiz kılmanın, yok etmenin en kolay yolu içindeki yanlışları ortaya koyarak tartışmaya açmaktır… Bu soruyu Türk Aydını nedir ve toplumda nasıl algılanır diye sormalıyız aslında... Aydın kavramını kısaca toplum düşünce yapısını ve yaşam pratiğini olumlu (yararlı) anlamda aşmış ve toplumu da o yeni düşünce ve yaşam pratiğine davet eden kişi/ler olarak düşünürsek;

Öncelikle aydın yerelden mi yola çıkar, evrenselden mi sorusuna cevap bulmak gerekir? Çünkü halkımızın, düşünce yapısı ve yaşam pratiği evrensel olandan çok çok uzaktır… Cevabı evrensel olmalı diyenler, yerel olmayı bir türlü içine sindiremezler… Evrensel değerlere (Gelişmiş batı ve ABD) bir şekilde ulaşanlar, ondan etkilenenler batının yüzlerce yıl önce aştığı sorunları, yeniden, yeniden tartışmaktan bıkmışlar günümüzde... Onlar bu günü yaşamak istiyorlar, kendilerince haklılar… Topluma batıyı örnek göstermekle görevlerini yaptığını düşünmektedirler. Haklı/haksız tartışması bir yana, feodal kafalara, batının post modern toplumundan, düşüncelerinden örnek vermek o aydınlarımızı
halktan koparmaktadır. Batıya göre kodlanmış, yani kendi yaşam pratiğinden değil, ''öğrenilmiş'' bilgilerle ülkemiz yaşam pratiğini ve düşünce yapısını eleştirmek çok kolaydır... 

Üstelik bu yapılarıyla onlar hep kibirli görünmüşlerdir halka… Dahası bu kişiler bu yapılarıyla halkın nefretini çekiyorlar üzerlerine desek abartmış olmayız… Evrensel yaşam pratiğinden ve düşün yapısından etkilenen bu arkadaşlara da şu yönden hak veririm hep; Amerika’yı yeniden yeniden keşfetmek, keşfettiğini sanmak da, kendini kandırmak değil midir? Neyse bunu ayrıca tartışırız… ‘’Batı değerlerinden etkilenip, evrenselliği yakalayan’’ batıda yaşasalar oralarda sıradan insan olacak nice ''aydınımız'' sayesinde, herkes kendini ‘’aydın’’ olarak görebilmektedir ülkemizde...

Bence asıl olarak yerel olmalıdır aydınımız... Yerelden etkilenmelidir, yerel olanla bağ kurmalı, yerel olanı etkilemeye, değiştirmeye çalışmalıdır... Batının post modern yaşam tarzı/düşüncesini yurdum insanına dayatmak, pek akıllıca olmadı bu güne kadar. Yurdum insanı, var olan yaşantısına ve düşünce yapısına daha bir sıkı sarıldı, yeni sunulanlardan korktuğu için... Aydınlarımıza bu korku ve nefret temelinde bilinçli bir aşağılama kampanyası düzenlendi… Hem batı değerleri hem aydınlarımız küçümsendi. Bu ise özellikle siyaset ideolojik anlamda aydınlarımızın ülkemize yarardan çok zararı olduğu gibi pratik bir sonuç çıkardı…

Aydın ile yurdum insanı arasında hep iletişim sorunu olduğu bir gerçektir... Aydınlarımız en basit tartışmaları bile doğruluğu önceden kabul görmüş terimlerle yaparlar… Kendinden yıldızlar kadar uzak insanlara, yaşamını ve düşüncelerini bu terimlerle anlatırlarsa, süslerlerse olacağı budur... Dil sorunu aklın alamayacağı sorunların başında gelir aydın ile halk arasında… Halkın kafasında aydın deyince, elinde çanta taşıyan ne sorarsan sor, o çantasını karıştırıp, sana bir şeyler anlatan, yani ansiklopedik bilgili bir adam düşünürüm... Halk tarafından dinlenirler, arkasından ise alay edilip gülünürler… Hatta acınırlar…

Olması gereken aydın tanımım da ise; Halka inmek/çıkmak gibi saçmalıklar olmaz... Bilgiyi içselleştiren, karşısında duran bireyi/kitleyi anında çözen, esas temel sorunun onu etkilemek, değiştirmek, ona ulaşmak olduğunu anlayan ve ona göre dil seçen kişidir. Bilgi içselleşirse, kişinin kendi egosundan kurtulur... Egodan kurtulan her bilginin anlatılabileceğine inanırım... Buna, enerji = kütle x ışık hızının karesi de dahil. Haaa şunu da söyleyeyim, ben böyleyim, isteyen beni anlasın, onlar beni çözsün demekte herkes özgür... O zaman derim ki sen her yerde, her alanda, herkesle, aynı biçimde konuşmaya devam et... Kötü olduğundan değil, eksik olduğundan değil, ama anlatamazsın kardeşim duygularını, düşüncelerini... Unutulmaması gereken temel, toplumlar bir anda bir yaşamdan bir yaşama, bir düşünceden bir düşünceye sıçrama yapamıyorlar… Şu anki düşünce ve yaşam pratiğinin karşıtı, batının post modern düşünce ve yaşam pratiği değildir… Bu zorlama halkımızın evrime karşı çıkıp, yeniliğe düşman olmasına yol açmaktadır…

Fazıl Say, Mevlana ve Aşık Veysel hangisi aydın derseniz üçü de derim ben. Fazıl Say Evrensel olandan yerel olana ulaşmaya çalışıyor… Yerel olmanın, halka ulaşmanın önemini biliyor bence… Aşık Veysel yereldi yerel kaldı… Veysel yeni yaşam pratiği özlemi içindeydi… Mevlana ise yerel hamuru evrensel tatlarla pişirdi… Unutmayın ki yaşam pratiği ve kültür, teknoloji kullanımı değildir…
 

 
Toplam blog
: 615
: 948
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..