- Kategori
- Havacılık
Türk kızı gök kızı Atatürk kızı

“Gün ışıdı ışıyacak.. Ankara’da sabah oluyor handiyse.. Bu ışınlar ilk kez Anıtkabir’e vuruyor. Oradan yansıyıp yayılıyor dalga dalga görkemli şehrin üzerine.. Moru sarıya, sarıyı beyaz sarıya götüren bu hayat veren ışıkların ilk düştüğü yerde, bir başka hayat veren yaşıyor.. Tutsak, ezilmiş, sömürülmüş, insanlıktan uzak yaşama terkedilmiş bir ulusu silkeleyen, şerefli mazisine yakışır bir yaşam ortamına çeken, Ona bağımsızlığın tadını tattıran, Ona özgürlüğün kutsallığını öğreten, Ona insan olmanın en yüce onurunu veren, bir başka hayat veren yaşıyor.. Bu ikincisinin anlamı en az birincisi kadar önemli bizim için... Güneş dediniz mi, İlikleriniz ısınır, ağaçlara su yürür, dallar baharlanır, cansızlar canlılaşır.. Anıtkabir’de yatanın adını andınız mı da öyle olur işte.. Atatürk dediniz mi, Silkinirsiniz, uyanırsınız, uygarlığa doğru, aydınlık yarınlara doğru koşarak canlanırsınız.. ikisi de can verendir.. Biri doğada, diğeri düşünde, sosyal yaşamda, ulus bilincinde, yurt sevgisinde..”(1)
Böyle diyor, 1981 yılında, Sabiha Gökçen. Anılarını yazdığı kitabında.
Bu gün 22 Mart 2007. Türk Kızı Gök Kızı Atatürk Kızı Sabiha Gökçen’in doğumunun 94. yıl dönümü. Bundan tam 94 yıl önce 22 Mart 1913 de Bursa’da doğuyor.
Babasının da , annesinin de ikinci evliliği. Her ikisinin de önceki evliliklerinden iki çocukları var. Babasının, bir oğlan, bir kız, Şefik ve Nazime , annesinin ise, gene bir oğlan bir kız, Neşet ve Nafia. Dört çocukla atılıyor yeni ailenin temeli. Anne babaları ayrı ama öz kardeş kadar yakın, dört kardeş. Evliliklerinin birinci yılında, Saime dünyaya geliyor. Hep birlikte yaşarken, hastalanıyor Nazime. Doktorlar ‘İnce Hastalık’ diyorlar. Tüm ihtimama rağmen kurtarılamıyor. Göçüp gidiyor Nazime..Şefik Askeri Okul’da öğrenci. Tam Harbiye son sınıftayken, Birinci Dünya Savaşı patlıyor. Dünya ateşler içinde. Şefik cephede. Bir ay geçmeden şahadet haberi geliyor. Ama yaşam sürüyor. Neşet evleniyor. Bir de kızı oluyor. Büyükanne olduktan sonra, hamile kalıyor Hayriye Hanım. İstemiyor o yaştan sonra doğum yapmayı. Komşu kadınların tavsiyeleri işe yaramayıp, düşüremeyince bebeğini; 22 Mart 1913 de Ailenin altıncı Çocuğu olarak dünyaya getiriyor Sabiha’yı.
Ulusal Kurtuluş Savaşı başladığında, İlkokul birinci sınıftadır Sabiha. Türk Ulusu’nun bu savaştan mutlaka zaferle çıkacağını söyleyen babasından, Mustafa Kemal adını duymaktadır sıklıkla. Minik ellerini gök yüzüne kaldırıp, O da dua etmektedir ailesi ile birlikte, Ordularımızın ve Başkumandanın zaferi için. O yıl heyecanlı haberlerle geçerken, bir sabah babası göçüverdi aniden. Ağabeyi Neşet, Babalarını toprağa verdiklerinin ertesi günü asker elbiselerini giydi. Kuvva-i Milliyeye katıldı.
“Basılan evler, yakılan camiler, tutsak insanlar ve Yüce Tanrı’nın eli ile Mustafa Kemal Paşa’da bütünleşen bağımsızlık savaşı, kurtuluş, özgürlük ve Cumhuriyet” (2)
1925 yılında bir sabah, bir başka türlü hareketleniyor Bursa. Gazi Paşa geliyor. Hem de Sabiha’ların evinin yanındaki köşkte kalacak. O’nu görebilmek, Ulusal Kurtuluş Savaşının Başkumandanı, Eseri olan Cumhuriyetin Başkanı, Gazi Paşa’yı. Evleri ile O’nun kaldığı köşkün arasında küçük bir çitten başak bir şey yok, Bütün sorun o çiti aşıvermekte. Bir çırpıda aşıyor çiti. Güler yüzlü, esmer, bıyıklı bir subay; “Nereye?” diyor. “hemen geri dön. Yasak buraya girmek.” “Hayır.” Diyor Sabiha. “Gazi Paşayı görmeye geldim. O’nun elini öpmeden hiçbir yere gitmem” tartışma uzuyor. Sabiha yükseltiyor sesini. O sırada, “bırakın çocuğu, madem beni görmek istiyor” diyor bir ses. Kulaklarına inanamıyor Sabiha işte sonunda O’nun yanında. Elini öpüyor. O’da yanaklarını, saçlarını okşuyor. Sanki rahmetli babasının eli, Sabiha tüm heyecanını unutuyor, içinde büyük bir dinginlik yaşıyor. “Söyle bakalım. Beni neden görmek istedin?” sorusu ile yeniden heyecanlanıyor. Kekeliyor önce, sonra “Gazi Paşa olduğunuz için. Eliniz öpmek için” deyiveriyor bir çırpıda. Uzun uzun sohbet ediyorlar. Ailesini, ölen ablasını, şehit olan ağabeyini, okulunu, daha üst düzeyde öğrenim görme hayallerini anlatıyor Sabiha. Sonra, yanında bir baba kadar huzur bulduğu Gazi Paşa’sına “beni yatılı bir okula gönderir misiniz? Gazi Paşam” diyor. “okumak istiyorum.”
Her şey ne kadarda hızlı gelişiyor.” Benim kızım olur musun?” teklifi, ailesi ile olan konuşmaları, Sabiha’nın kader nehrinin akışının değişmesi. Mudanya’dan, Gülcemal Vapuru ile önce İstanbul’a, oradan trenle Ankara’ya gidiş, yeni kardeşleri Zehra, Rukiye, Afet ablası.Çankaya ilkokulu, Arnavutköy Kız Lisesi. Arnavutköy Kız Lisesinden Üsküdar Amerikan Kız Kolejine nakledildiği sıralarda yaşadığı hastalık, Zafiyet. Derslerine bütün gücü ile çalışan, takdirnameler alan, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından çok sevilen Sabiha, doktorların durumunun çok ciddi ve kesin dinlenme gerektiğini söylemelerin üzerine, hiç istemediği halde, okulunu bırakmak ve öğrenimine Çankaya Köşkü’nde özel eğitim.
Soyadı Yasası’nın henüz çıktığı günlerdi. 19 Aralık 1934 günü akşm yemeğinde, bir not uzattı Atatürk, “Sabiha Gökçen” yazıyordu. “Tamam mı çocuğum?” Dedi; “bundan böyle seni Sabiha Gökçen diye çağıracağız. Soyadın kutlu olsun.”
3 Mayıs 1935 de Tükkuşu’nun açılışına gittiler birlikte. Gösteri uçuşları, paraşüt atlayışları çok heyecanlandırdı Sabiha’yı. “Sende böyle havalarda süzülebilir, paraşütle atlayabilir misin? “ deyince Atatürk, hiç düşünmeden “evet” dedi Sabiha. Atatürk gülümsedi, ”Soyadına da bu yakışır.” Dedi.
Türkkuşun’da başlayan planörcülük eğitimi, 10 Temmuz 1935 tarihinde yedi erkek arkadaşı ile Yüksek Planörcülük Eğitimi için Rusya’ya hareket, Koktebel’de zorlu bir eğitimin ardından 11 Ocak 1936 günü alınan Planör Öğretmenliği Diploması. Tek Üzüntüsü, O Rusya’da iken, kardeşi Zehra’nın ölümü.
Türkkuşu’nda Planör öğretmenliği, ardından Atatürk’ün emriyle Eskişehir Askeri Tayyare Okulu’nda Binbaşı Savmi Uçan ve Muhittin Hoca’lardan Motorlu Tayyare eğitimi, Dünya’nın ilk kadın Savaş Pilotu olması, Dersim isyanı’nın bastırılmasında havadan yapılan müdahalede ki görevi, Uçakla tek başına Balkan turu, Türkkuşu Baş öğretmenliği ve 1965 yılına kadar aktif uçuculuk. Sonrasında Türk Hava Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliği, Dünya’nın İlk Kadın Savaş Pilotu Ödülü’nü ABD de alışı ve bu ödül “ Türk Kadınlarınındır.” Sözü. Dolu dolu havacılıkla geçen bir ömür.
Bu gün 22 Mart 2007. Türk Kızı Gök Kızı Atatürk Kızı Sabiha Gökçen’in ölümünün 6. yıl dönümü. Bir 22 Mart Sabahı Bursa’da yaşama ‘MERHABA!’, bir 22 Mart sabahı Ankara’da yaşama “ELVADA!”
"Gün ışıdı ışıyacak.. Ankara’da sabah oluyor handiyse.. Bu ışınlar ilk kez Anıtkabir’e vuruyor. Oradan yansıyıp yayılıyor dalga dalga görkemli şehrin üzerine..Yine düşünüyorum.. Çok sevdiğim mesleğimde bana ilk havacılık aşkını tattıran, bana feyiz veren Türk Hava Kurumu’nu , Onun eğitim ocağı olan atardamarı Türkkuşu’nu.. Bu ölümsüz yapıtın mimarı Atatürk’ü.."(3)
Ruhun şad olsun. Türk Kızı Gök Kızı Atatürk Kızı. Seni unutmayacağız.
1 Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, THK yayınları, s III
2 Age, s 9
3 Age, s V