- Kategori
- Eğitim
Türk öğretmenleri Almanya'da -5- (kurslu günler)

Ankara’da gördüğümüz altı aylık Almanca dil kursu bize pek yeterli gelmemişti.
İki ülkenin anlaşmaları gereği, haftada iki gün öğleye kadar Almanca Kurslarına katılıyorduk.
Okullardaki ders programlarımız da ona göre ayarlanmıştı.
Almanca kursumuzu. seksenli yıllarda, İstanbul Alman Lisesinde öğretmenlik yapmış, asıl branşı İngilizce olan bir Alman öğretmen veriyordu.
Bu kursa katılmak, Ataşeliğimiz tarafından zorunlu hale getirilmişti.
Bazı arkadaşlar bu kursu istemiyordu. Bazıları da bu kursun başarılı bir kurs olmadığını ileri sürüyordu.
Asıl büyük sorunda, kursu veren Alman öğretmenle yaşanıyordu.
Alman Öğretmen, Türkiye’de beş yıl görev yapmıştı.
Bize her zaman söylerdi: "Arabamla, yüz bin kilometre yaptım, Türkiye’de" diye. Görmediği iller, Hakkari ile Mardin’miş.
Türkçe’yi de biraz öğrenmişti. Ara sıra bizimle Türkçe konuşmaya çalışıyordu.
Ülkemizle ilgili olumsuz sözlerine tahammül edemiyorduk. Bazı zamanda iyi niyetle anlatmak istediklerini, Türkçe olarak anlatıyordu. Türkçe’sinin yetersizliğinden biz yanlış anlıyorduk. İşte o zaman kıyamet kopuyordu.
Yurt dışında yaşayan Türkler, ülkelerine karşı daha duyarlı hale geliyordu.
Bizde öyle olmaya başlamıştık. Ülkemiz hakkında söylenen kötü sözler bizi üzüyor, sinirlendiriyor, bazılarımızı da saldırgan yapıyordu.
Alman Öğretmen, her hafta sinirlerimizi bozuyordu. Bazı zaman da çok iyi niyetli oluyordu. Ben onun tarzının böyle olduğunu düşünüyor, davranışlarına sözlerine fazla önem vermiyordum.
Bir gün Alman Öğretmen: "Seksenli yıllarda, biz İstanbul’da tuvalet kağıdı bulamıyorduk. Tuvalet kağıdı almak için ta Yunanistan’a gidiyorduk" Dedi.
Yozgatlı Ramazan, sinirle ayağa kalktı ve oturduğu sandalyeyi kapıp, Alman öğretmene doğru hücum ederken, yanında oturan İstanbullu öğretmen çok çabuk davranarak, Ramazan’ı tuttu. Ortalıkta çıt yoktu. Alman öğretmen çok korkmuştu. Uzun süre kendine gelememişti. Bizde bu olaya çok üzülmüştük.
Başka bir gün de: "Siz Türkler aptalsınız, çünkü beyaz ekmek yiyorsunuz" Dedi.
İyi ki o gün, Ramazan kursa gelmemişti. Yoksa Alman öğretmen sandalyeyi kafasına yemişti.
Bu konuyu konuşurken, Alman öğretmenin aslında böyle demek istemediğini, tartışmalarımızın sonunda anladık. Demek istediği; beyaz ekmeğin beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediği, zeka geriliği yaptığını söylemek istemişti.
Ara sıra da güzel şeyler söylemiyor değildi. "Benim çocuklar ayakkabılarıyla, içeriye girmezler. Bunu Türkiye’de öğrendiler. Ben de çoğu kez ayakkabılarımı çıkarıyorum diyordu. "Böyle konuştuğu zaman çok hoşumuza gidiyordu.
Bir defasında da"Allah Allah benim aklım almıyor. Sizin gençler, bizim kızlarla gezip tozuyor, her şeyi yapıyorlar. Bizim gençler sizin kızlarla arkadaşlık yapınca, hemen bıçaklar konuşuyor. Bu nasıl oluyor, ben anlamıyor."Demesi tüm arkadaşların hoşuna gidiyordu. -Almanlar'a göre, Türkler bıçaksız gezmezler.-
Almanca’yı öğrenmeye çalışıyoruz, kursun çoğu zamanı da konuşmalarla sohbetlerle geçiyordu.
Yine bir gün Alman Öğretmen, Türkçe olarak:
"Bizim arkadaşlar. Türkiye’ye gidiyorlar. Orada erkekleri el ele kol kola dolaşırken görüyorlar, Türk erkekler hom...."
Alman öğretmen daha sözünü bitirmeden, Yozgatlı Ramazan hücuma geçti. Bu sefer ayağa kalkarak, sanki sandalyeyi kapıyormuş gibi yaptı.
-"Ho......sana derler" dedi. Bağırarak, kurstan çıkıp gitti.
Beş dakika kimseden ses çıkmadı. Alman öğretmende kızarmış, bozarmıştı.
Ve düzeltmeyi yaptı. "Türkiye’ye giden Alman arkadaşlarım, erkekleri el ele, kol kola görünce. Ho..sanıyorlar. Ben onlara bunun böyle olmadığını, bunun onların âdetleri olduğunu anlatıyorum" dedi.
Ben de aslında Alman öğretmenin böyle demek istediğini anlamıştım. (Belki de fazla iyi niyetli olmamdan..)
Zaten, bizi Almanya’ya gelmeden uyarmışlardı. Orda el ele kol kola gezmeyin yanlış anlaşılırsınız demişlerdi. Aynı şeyi bayan arkadaşlar için de söylemişlerdi.
Alman Öğretmenle daha uzun yıllar beraber olduk.
Bir şey söyleyeceği zaman, devamlı Ramazana bakar oldu.
Bu kursumuz, tam bir komediye döndü. Ne yazık ki, Almanca’yı da çoğumuz iyi bir şekilde öğrenemedik.


