- Kategori
- Kitap
Türkan, Tek ve Tek Başına

Ayşe Kulin’in “Tek ve Tek Başına Türkan” adlı kitabını okumaya başladığımda, Türkan Saylan’ı sayfayı her çevirişimde daha çok tanıyor, yaşama mücadelesinin içine giriyordum. Kitabın son sayfasını da kapattıktan sonra bir müddet kendimi toparlayamadım. Herşeye rağmen o bir kadındı. Kadınların hayatları boyunca karşılaştığı zorluklarla mücadele etmişti. Olağanüstü bir çabayla…
İster profösör ol, ister öğretmen, ister ev hanımı bir kadından beklenen şeyler hep aynı. Çocuk doğurmak (doğası gereği), çocuklarına bakmak, ev halkına yemek pişirmek, ortalığı toplamak, vs.. vs…. bu liste uzayıp gidiyor. Hem çalışmak, hem okumak, hem yazmak…. bunların hepsine zaman ayırıp, üstüne bir de başarılı olmak.
Kadınları günlük hayatta görebilmek bile bence bir mucize.
Genelde kitabı okurken beni etkileyen cümlelerin altını çizerim. Bu kitapta kalemi elime her alışımda zaten altı çiziliydi. Benden önce okuyan arkadaşım satırları çizmişti. O bir kadındı ve aynı şeyleri hissediyorduk.
Türkan Saylan’nın, yaptıklarından etkilenmemek mümkün değil. Cüzamlı hastalarla temastan hiç çekinmemiş. Onları sevmiş, okşamış, muayene etmiş. Böylece o hastalara güven vererek iyileşmeleri için bir adım atmış. İlaçlardan daha etkilisini yapmış.
Bunları okurken aklıma büyük kızımı yeni doğduğunda götürdüğümüz doktor geldi. Aşı için gitmiştik, masasından kalkmadan, uzaktan “ bebeği soyun ” demişti. Sonra gelip iğneyi yaptı, tekrar geri masasına dönmüştü. Neden bebeğe hiç dokunmadığını düşünmüştüm o an. Sonra bir daha da o doktora gitmedik. Aradan yaklaşık dokuz yıl geçmesine rağmen hep aklımdadır.
Dokunmak, işte insan yerine konmak.
Sonra mektupları var kitapta, Türkan Saylan’ın. İçten, sımsıcak yazılmış. Duygularını paylaştığı, anlatmaya çalıştığı… Mektup yazdıysanız bilirsiniz, insanı çok rahatlatır. Yıllar önce kuzenlerimle, arkadaşlarımla yazışırdık. Merakla cevap beklerdik. Çoğu, bir iç döküş oluyor mektuplar, bir sesleniş…..
Tesadüf ki, bu kitaptan önce okuduğum Tarık Minkari’nin “Bir Cerrahın Anıları” adlı kitabıydı. Farklı bir tat alarak, hem gülerek, hem de şaşırarak okudum o kitabı da. Tabii karşılaştırmıyorum, çünkü bambaşka insanlar, bambaşka hayatlar. Tek ortak nokta doktor olmalarıydı. Aynı zamanda okumam, öyle denk geldi ki, iki ayrı doktor, iki ayrı hayat. Yalnız biri erkekti diğeri ise kadın.
Hayat kurtarmak, gece gündüz çalışmak, üstün bir gayret istiyor. Ama bir de yanına ek olarak “kadın olmak” diye tırnak içine alınması gerekiyor. Kadınlar yapabileceklerinin de üstüne çıkıyorlar. Zaten Tarık Minkari’de anılarında annesine çok fazla yer veriyor.
Gün boyu kafanızın içinde bir yerlerde, diğer yaşamınız ( sanki başka bir dünya gibi) sizi hiç bırakmaz. Söylenen sözler, kıskançlıklar, eşiniz, yemek, çocuklar, para bu liste de uzayıp gidiyor. Hiç klonlanmayı düşünmez misiniz? Birkaç yere yetişebilmek için…ve bunca şeye rağmen tıpkı kitabın başlığı gibi hep “ Tek ve Tek Başına ” yaşamaz mıyız?