Türkçe düşünmek, Türkçeyle yaşamak... / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '08

 
Kategori
Edebiyat
 

Türkçe düşünmek, Türkçeyle yaşamak...

Türkçe düşünmek, Türkçeyle yaşamak...
 

“Bak, devrim, ne güzel
Barış, ne güzel
Dayanışma, özgürlük...
Hele bağımsızlık
En güzeli, sevgi
Sev Türkçeni, çocuğum,
Dilini sevenleri sev.”

Bu dizelerin sahibini tanıdınız mı? Gülmece yazarı, şair, öğretmen, düşün adamı Rıfat Ilgaz. Rıfat ustanın bu güzel dizeleriyle başladım sözlerime. Nerede mi? İzmir’de bu yıl yedincisi düzenlenen Türkçe Günleri bağlamında Hürriyet Anadolu Lisesi’nde. Benimle birlikte şair dostlarım Hüseyin Yurttaş ve Halim Yazıcı’nın da katıldığı söyleşilerde öğrencileri çok ilgili ve duyarlı buldum. Öyle ya dil konusunda konuşmak, öğrencilerin ne denli ilgisini çeker diye meraklanmıştım. Savsözü “Düşün, Türkçe düşün” ana izleği "Türkçe düşünmek" olan söyleşide, Türkçeyi masaya yatırdık!

Türkçenin gelişmesine özveriyle katılan, Türkçeyi "ses bayrağı" yapıp gönüller gönderine çeken ustaları her zaman sevgi ve saygıyla anarım. "Bir köylü toprağını ve öküzünü, bir marangoz tahtasını ve rendesini nasıl severse, ben de Türk dilini öyle seviyorum" diyen Nazım Hikmet'i özlemle arıyorum. Dil ağzımda annemin sütüdür, diyen Yahya Kemal’i de anmadan geçebilir miyiz?

Ne güzeldir Cemal Süreya’nın “Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin… / Ne güzel biçmişti gök ekinini” diye başlayan şiiri. Haydar Ergülen'in “Türkçe’nin Aşk Hali” adlı şiirindeki şu dizeleri unutmak olası mı: “Annemin bahçesinde bir dize yetiştirsem / anlardı dilimdeki acımasız çocuğu: / -Lale varken gül alınır mı sence? / deseydim de alınmazdı, gül kalırdı gülannem / kötü çiçek yetişmez ki Türkçede!”

Bu dille düşünen, yazan, üreten Dağlarca'ları, Ceyhun Atuf Kansu'ları, Ataç'ları, Ömer Asım Aksoy'ları, Külebi’leri, Melih Cevdet'leri, Oktay Akbal'ları, Ali Püsküllüoğlu’ları, Şükran Kurdakul'ları, Mehmet Başaran'ları, Yaşar Kemal'leri ve daha nice dil sevdalılarınını, dil dostlarını, Türkçenin gönüldeşlerini bir kez daha içimde duyumsuyorum.

İnsan da dili ile düşünen bir varlık değil mi? Elbette düşünmek; dünyayı, insanı, bilimi, kendimizi, çevremizi anlamamıza, anlatmamıza, kavramamıza olanak sağlıyor.

Ulusal bilincimizin, eğitim, üretim, tüketim, paylaşım ortaklığımızın oluşumunda dilin önemini yadsımak olası mı? Geçmişte de örneklerini gördüğümüz gibi bir toplumu, sömürgeleştirmek isteyenler; işe önce dili bozmakla başlarlar.

Geçmişe şöyle bir göz atarsak Türkçe kullanımı açısından geldiğimiz yeri görmek olası. 1860’larda kullanılan her 100 sözcükten ancak 33’ü Türkçe. 1932 yılında yapılan bir araştırmada yani TDK’nın kurulduğu yılda yazı dilimizdeki Türkçe sözcük oranı % 43’e çıkar. Dil devriminden 46 yıl sonra 1978’de %85’e değin ulaşır. Daha sonra yaşananlar ise Türkçe kullanımın geriye doğru hızla düştüğünü gösteren yıllardır. Özellikle 1980 karbasanında TDK’nın ortadan kaldırılması, resmi devlet dairesi durumuna getirilmesi, kamu kurumlarında yaşayan Türkçe yutturmacası altında Arapçanın, Farsçanın, batı dillerinden sözcüklerin talanına uğramasının sıkıntılarını yıllarca çekmedik mi?

O dönemi ben de TRT’de yaşadım. 1984 yılında TRT’nin başına getirilen Genel Müdür Tunca Toskay, göreve başlar başlamaz, ayağının tozuyla resmi TDK koşutunda 205 Türkçe sözcüğü yasaklamıştı haber ve programlarda. Olanak, olasılık, devrim, sakınca, koşut, koşul, seçenek, gereksinim, sav, saygın, örneğin, eşgüdüm… Yasak kapsamına girdiği için, prodüktörler hazırladıkları izlencelerde, muhabirler yazdıkları haberde kesinlikle kullanamazlardı bu sözcükleri.

Türkçeye bunca emek veren, gelişmesi, arılaşması için çaba harcayan, aymazlara karşı direnen onca insanın kemiklerini sızlatan olayları yaşamak da üzüyor kimi zaman bizi. Türkçe kullanımındaki bozulmaları, kırılmaları, sapmaları duydukça, yaşadıkça sıkıntılar basıyor içimizi.

Dilimizin tanınmaz duruma getirilmek istenmesini, sorumsuzluk örneği gösteren kişilerin Türkçeyi kapı dışarı edercesine konuşmalarını kaygıyla, hüzünle izliyorum. Özellikle argo sözcükler, biçim değiştiren Türkçe söyleyişler, Arapça ya da Farsça hayranlığı, Osmanlıca özlemi, batı dillerine özenme... Her gün bu tür konuşmaları, yazıları, tabela çılgınlığını görmek, duymak aklı başında insanları da mutsuz ediyordur kuşkusuz.

Bizi bugüne dek yönetenlerin en büyük açmazları Türk diline karşı çekingenlikleri olmuştur. Hep kuşku içinde bakmışlar Türkçe’ye, onu zayıf, yetersiz bulmuşlar. Mutlaka Arapça’ya, Farsça’ya bel bağlamışlar. Batı dillerinden katılanları kabullenmişler. Üstelik bunu devlet erkinin gücünü kullanarak, dayatarak halka benimsetmeye çalışmışlar. Ancak halkın sağduyusu, diline karşı duyduğu sevgi, halk şiirinin kaynağının arı-duru Türkçe olması, destanların, ninnilerin, manilerin katkısız Türkçeyle yazılıp söylenmesi bu konuda yapılan baskıları yenilgiye uğratmıştır.

O zaman ki bağımsız TDK’nın ve orada görev alan dil severlerin, şair ve yazarların umutla, özgüvenle Türkçeye bağlılıkları, araştırmaları, buluşları, derlemeleri, yenileştirme çalışmalarıyla bugün Türkçenin alanını genişlemiştir. Türkçeyi yetersiz bulanlar güzel sözcüklerimiz varken hava atmak mı, saygınlık kazanmak cahilliğinden mi, ne derseniz dedyin bu sözcükleri kullanıyorlar acaba? Performans, prestij, elit, argüman, trend, doküman, ambiyans, konsept, prosedür… gibi sözcükleri kullanmayı batılı olduklarını vurgulamak için mi konuşuyorlar dersiniz? İletişim dururken “komünikasyon” demek daha mı kolay? “Etken” dururken neden “faktör” demeyi yeğlerler? “Fonksiyon”u öğreninceye değin “işlev”i öğrenmek daha mı zor? “Aktüel” yerine “Güncel” sözcüğü daha sıcak değil mi?

Televizyonlardan, radyolardan sunucuların kullandıkları Türkçeyi duydukça kimi zamanlar umutsuzluğa kapılmıyor değilim. Saç baş yolduruyor çoğu kez. Gazetelerin köşe yazarlarında, muhabirlerin haberlerinde dil kirlenmesini gördükçe duyduğum şaşkınlığı, üzüntüyü, acıyı anlatamam. Televizyonda konuşanlar, gazetelerde yazanlar pek çok yabancı sözcüğü, onlarsız hiçbir şey anlatamazlarmış gibi kullanıyorlar.

İşte bugün benim, Hüseyin Yurttaş’ın, Halim Yazıcı’nın konuşmaları böyle bir çerçevede gelişti. Bizi hoşnut kılan durum öğrencilerden gelen soruların aklı başında, ustaca ve olgunlukla hazırlanmış olmasıydı. Geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizin sorumluluk bilinci ve Türkçe duyarlığıyla davranmaları umudumuzu da yeşertti elbette.

Gönlüm Milliyet Blog yazarlarının da yazılarında, şiirlerinde, güncelerinde, söyleşilerinde Türkçenin varsıl kaynaklarını kullanmalarından yana. Türkçe katında yaşamanın, Türkçe düşünmenin tadını çıkaralım hep birlikte diyorum.

 
Toplam blog
: 178
: 1483
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..