- Kategori
- Siyaset
Türkiye 1 Mayıs eşiğini aşmalıdır!

1 Mayıs İşçi Bayramı işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Dünyanın birçok ülkesinde resmi bayram olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde ilk olarak 1923 yılında Amele Bayramı olarak kutlanmış olan 1 Mayıs Türkiye'de “hâlâ” resmi bir bayram statüsünde değildir.
Türkiye’de 1 Mayıs günleri bırakın bayram olmayı neredeyse herkesin aklını kaybettiği bir gün olarak hatırlanır ya da anılır oldu.
Dünyanın bütün normal düzen süren ve "demokratik" ülkelerinde olağan koşullar altında büyük bir bayram havasında kutlanıyor. Özellikle eski sosyalist bloğunda 1 Mayıs'ın hâlâ özel bir yeri var.
Ülkemiz ise bu 1 Mayıs eşiğini aşamıyor. Bir türlü otuz yıl önce gördükleri kâbusun etkisinden çıkamıyor, birileri.
İşte bu nedenle de "demokrasi" dediklerinde inandırıcı olup olmadıklarına kuşku ile yaklaşılıyor. Kimin ve ne için demokrasi talep edildiğini anlamakta güçlük çekiyoruz.
“Tarafların” Taksim Israrı
Bu istek de yoktan var olmuş da değildir. Kimileri için, "ne oluyor kardeşim, nedir bu Taksim ısrarı?" tutumu olabilir. Elbette 1977 yılında olanlar yaşanmasaydı.
Taksim'in işçi sınıfı için özel bir önemi vardır. Bu önem, yıllar öncesinde, 1970'li yıllarda işçi sınıfının içinde bulunduğu eylemselliklerin somutlaşmasıydı. İşçi sınıfı özellikle '70-80 arası hem çok güçlü, hem de hareketliydi. Gücünü her fırsatta ortaya koyuyor, düzene kafa tutuyor, bir anlamda da mücadeleyi öğreniyordu, hakkını alabiliyordu.
<ımg height="303" src="http://indigodergisi.com/1mayis%2032%20(5).jpg" width="455" border="0">
Hakkını alabilmek kuşkusuz (<ı>birileriı> için) korkutucu bir gerçeklikti. Bundan yüz yıl önce sanayileşmiş batı ülkelerinde başlayan işçi sınıfı hareketinin son halkasıydı Türkiye'de olanlar. O mücadele tarihi olmasaydı, insanlar mahkûm edildikleri düzende yaşamaya devam etselerdi, bugün 12-13 yaşındaki çocuklar günde 14-16 saat en ağır koşullar altında çalışmaya zorlanacaktı. Hiçbir sosyal hakka sahip olmayan emekçi kesim en düşük düzeyde ücretle ve tıkıştırıldıkları mahallelerde yaşamaya devam edeceklerdi.
"Bugün durum çok mu farklı?" diye soranlar olacaktır.
Kuşkusuz birileri hâlâ o günün koşullarında yaşamlarını sürdürüyorlar. İstanbul'un içinde neredeyse taş devri koşullarında yaşayan insanlar var. Sadece İstanbul değil, Avrupa'nın birçok büyük şehrinde sokakta yaşayan evsiz yoksul insanlar kışın soğuğunda donarak ölebiliyorlar.
Başbakan geçen sene yaptığı açıklamada;
“Bugünü resmi tatil ilan etmemizi bekleyenler var. Türkiye tatiller ülkesi. Yıllık çalışma günü 200 gündür. Bunun dışı tatildir. Hesap edecek olursak bir günün maliyeti 2 katrilyondur (2 milyar TL). Bir taraftan emeğin karşılığının daha fazla olmasını arayacağız, bir taraftan ‘tatiller artsın’ diyeceğiz. Biz bu noktada değiliz.” demişti.
Oysa şu bir gerçek ki, Türkiye'de herkes yılda 165 gün tatil yapmıyor. Örneğin bu satırların yazarı 2008 yılında 48 pazar günü ile Ramazan ve Kurban bayramlarında tatil yapabildi. Yani Başbakan'ın söylediği tatil gününün yarısına bile ulaşamadı.
1 Mayıs işçi sınıfı için, emekçi için önemli bir tarihtir. Konuyu, sol, sosyalizm bağlamında algılayanlar için kuşkusuz "anlamsızdır."
Ama hak dediğimiz şey günün birinde mutlak suretle bu emekçi, işçi, çalışan sınıf için tutunacağı yegâne şey olarak durmaktadır.
12 Eylül askeri darbesi çalışanın elindeki bu hakkı sınırlamak üzere yapılmıştır; çok da başarılı olmuştur.
Bugün işçi sınıfı, en son 2001 krizinin ve küresel ekonominin kuşatmasıyla 70'li yılların o gösterişli ve güçlü görüntüsünün çok uzağındadır. Uzun zamandır da "hak" arama bilincinin uzağına düşmüştür. Yani bu haliyle korkulacak bir tarafı kalmamıştır. Bütün bu görüntüsüne karşın Türkiye’de her şey normalleşebilirken 1 Mayıs insanların üzerine deli gömleği giydirildiği bir gün olarak hatırlanmaktadır.
<ımg height="354" src="http://indigodergisi.com/1mayis%2032%20(4).jpg" width="450" border="0">
Geçen sene İstanbul’daki görüntüyü bir kere daha hatırladığımızda…
Köprülerin ana giriş noktaları tutulmuş, bazı yollar tamamen kapatılmış, okullar tatil edilmiş, şüpheli şüphesiz bütün araçlar aranmaya başlamıştı. 1970'li ve 80'li yılları yaşamayan, özellikle yeni nesil ve genç kuşak için bu görüntülerin anlaşılması tamamen imkânsızdır.
Eğer Türkiye otuz yıl sonra hâlâ fobisinden kurtulmayı beceremiyor, her 1 Mayıs olağanüstü koşullar içinde karşılanıyorsa, o gün sokağa çıkma yasaklanır ve bu kaos ortadan kaldırılabilir. Böylece, insanların üzerine gaz bombaları atarak, coplayarak, dipçikleyerek ve kovuşturmaya tutarak dünyaya rezil olduğumuz görüntüleri ortadan kaldırabilir, tutunduğumuz demokrasi yalanını da sürdürürüz.
Yok, eğer normalleşmeyi arzuluyorsak, o zaman, yıllar önce öldürülen ve failleri bir türlü ortaya çıkarılamayan arkadaşları için 1 Mayıs'ta Taksim'de olmak isteyenleri de anlayacağımız bir "anlayış" düzeyine geleceğiz.
"Taksim, İstanbul'un merkezi, orayı miting alanı yaparsak, İstanbul kilitlenir."
Öyle ya da böyle İstanbul'u birileri kilitliyor.
Obama geliyor, kilitleniyor; Ahmedinejat geliyor, kilitleniyor. Bir gün de ülkenin çalışanı için kilitlensin ne var ki?
Bırakın zaten her spor zaferi sonrasında insanların döküldüğü Taksim Meydanı bir bayram yerine dönsün.
Bunu Türkiye'ye çok görmeyin.
Uzay Gökerman
İlk kitabım, "Adalar ve Kıtalar" çıktı.
<ımg height="265" hspace="0" src="http://www.indigodergisi.com/adalar_ve_kitalar_uzay_gokerman_indigo_dergisi.jpg" width="170" border="0">ımg>
Bu blog Milliyet.com.tr sitesinden 51 kez görüntülenmiştir