- Kategori
- Siyaset
Boş çuval dik durur mu?

Çuval doluysa eğer...
Bidon. Bildiğiniz teneke bidon. Eskiden plastik mi vardı? O yüzden atalar “Boş tenekenin gürültüsü çok olur” demişler... Bu sözü “Boş tenekenin sesi çok olur” diye söyleyen de var. Eğer atalar bugün yaşasaydı “Boş bidonun sesi çok çıkar” diyeceklerdi büyük olasılıkla. Şimdiki naylon ve plastik saltanatında tenekenin sözü mü olur! Aynı kapıya çıkan başka sözler de var. Örneğin “Söz bilirsen söyle ibret alsınlar, bilmiyorsan sus ki adam sansınlar.” ya da “Boş çuval dik durmaz.” gibi...
Bir de Uğur Mumcu bilgece dile getirmişti boş teneke ile dolu teneke arasındaki farkı: “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz.” Ağzının laf yapması, konuşurken herkesin sesini bastırmak, üste çıkmak, bağırıp çağırmak, atıp tutmak, efelenmek... “Bidon kafalılar” Yılmaz Özdil tarafından ilk kullanıldığında kıyamet kopmuştu. Omuzlarının üzerinde akıl dolu bir kafa değil de boş bidon misali bir kafa taşıyanları tanımlayan bu benzetme halka yukarıdan bakan elitlerin halkı aşağılaması olarak damgalanmıştı. Sanki “Boş tenekenin gürültüsü çok olur” diyen halkın kendisi –daha doğrusu çarıklı erkân-ı harpler- değilmiş gibi.
Sanki okumuş olmak bidon kafalı olmaya engelmiş gibi. Nitekim “çarıklı erkân-ı harp” tanımlaması da okumamış ama akıllı mı akıllı, deneyim ve düşünme yeteneği olanlar için kullanılır ve hiç kimse de “çarıklı” deniyor diye bunu bir aşağılama saymaz, bidon kafalı okumuş ve bidon kafalı okumamışlar hariç tabii. Durduk yerde nereden aklıma geldi şimdi boş tenekenin çıkardığı gürültü?
NATO toplantısında Danimarka Başbakanı’nın genel sekreterliğe adaylığını açıklaması üzerine bizim başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan diplomatik yolları “monşerlere” özgü boş işler olarak görüp yüksek perdeden bu adaylığa karşı çıktı ki ondan başka karşı çıkan da olmadı. Olabilir, “Hak bildiğin yolda yalnız gideceksin” demiş Tevfik Fikret. Ama gideceksin... Ertesi gün kuyruğunu art ayaklarının arasına kıstırıp geri dönmeyeceksin. Eğer boş bir çuvalsan dik durmaya yeltenip de sonra yere yığılmayacaksın. Ardında duramayacağın sözü etmeyeceksin.
Aynı toplantıda Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönmesi de gündemde idi ve Türkiye’nin bunu veto etme hakkı vardı. Bu veto hakkını bile bile Fransa C.Başkanı Sarkozy Türkiye’nin AB’ye alınmasına karşı olduklarını kendine duyduğu büyük bir güven ve kesin bir dille bir kez daha açıkladı. Sonuçta ne oldu, gelelim sadede.
Genel sekreterliğe layıktır değildir o da ayrı mesele, Rasmussen bizim de onayımızla genel sekreter oldu. Türkiye’yi AB’ye almayacaklarını ilan eden Fransa AB konusunda bize kafa tuta tuta ve bizim de onayımızla NATO’nun askeri kanadına girdi. Biz –yani bizi temsil eden Başbakan- çıkardığımız gürültü, bastığımız hava ile kaldık.
Ertesi gün çark etmemizi de “Rasmussen İslâm âleminden özür dileyecek” kandırmacasıyla geçiştirmeye çalıştık. Rasmussen Türkiye’ye geldi ve özür filan da dilemedi. Hâlbuki biz bidon kafalılar nasıl da kanmış ve düğün bayram etmiştik “NATO Zaferi!” diye.
Başka ne mi oldu? Daha önce Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner de –ki kendisi kabinede sol kanattandır- Ankara’nın (siz bunu Tayyip Erdoğan’ın diye okuyunuz) Rasmussen’in Alman ve Fransız inisiyatifi ile aday gösterilmesine rağmen bu adaylığa karşı tutumu ve bu çerçevedeki baskıları üzerine artık AB konusunda Türkiye’yi desteklemeyeceğini açıkladı RTL radyosuna.
AB Komisyonu’nun sonradan diplomatik bir manevra ile yalanlamasına karşın, genişlemeden sorumlu üye Olli Rehn de “Türkiye’nin Avrupa’da geniş destek alan Avrupalı Başbakan Anders Fogh Rasmussen’i yeni NATO Genel Sekreteri olarak atanması konusunda desteklemeyerek hata yaptığını söylemeliyim" diye açıklama yaptı.
Boş konuşmaz eski çarıklı erkân-ı harpler. “Boş çuval dik durmaz” derken, “Boş tenekenin gürültüsü çok olur” derken vardır bir bildikleri...