- Kategori
- Siyaset
Türkiye bu karizmasını neye borçlu? 3

Ufuk da doğan güneşe, üzerine doğan güneşe durma! Hadi durma sen de yardım et!
Türkiye bu karizmasını neye borçlu? 3
Bu yazı dizimin ilk bölümünde Türkiye'de son 30 yılda elde edilen hızlı ekonomik büyümenin nedenlerini; ikinci bölümünde bu başarının hangi bedeller ödenerek elde edildiğini anlattım sana güzel okuyucum.
Bu yazımdaysa, ülkem için, insanım için ne şekilde büyümenin anlamlı ve önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım sana.
- Evet... Her ülke gibi, Türkiye'nin de, nüfus artışının üzerinde bir ekonomik büyümeyi sürekli hale getirmesi lazım. Bunu ben de biliyor ve doğruluğunu peşinen kabul ediyorum; güzel okuyucum. Ama Ülke ekonomisini daha iyiye götürmeye çalışırken buna paralel, özel sektör ve devlet işbirliğiyle oluşturulmuş, ekonomik büyümenin, toplumun sosyal sağlığını da gözeten bir anlayışla hazırlanmış master planları olmalı.
- Dünyanın birçok ülkesinde de o ülkeyi yönetenler, kendilerine yakın duran, icraatlarını destekleyen sermaye gruplarını devlet eliyle destekleyip, büyütme hevesindeler. Ama bu davranışı, kendinden olmayanı düşman görecek - kadar ileriye götürmek, fanatizmden başka bir şey değildir. Fanatizminse Dünya'nın hiçbir yerinde, hiçbir konuda, hiçkimseye bir faydası görülmemiştir.
- Bir ülkenin ihracata dayalı büyüme modelini seçmesi, eğer sermaye gücü olarak da büyümesi gereken bir ülkeyse, sözü geçen ülke; seçilen, tabi ki doğru yöntemdir.
Ancak bunu ithal ikamesine dayalı, yani yurtdışından ithal edilen hammaddenin allanıp, pullanıp sizden daha geri ülkelere satılması olarak uygularsanız; bu gün de olduğu gibi; ihracatınızın %75'i ithalata bağımlı olacağından; ihracatınıza paralel olarak sürekli büyüyen ithalat ihtiyacı, çok yüksek cari açık olarak bombayı kucağınıza bırakıverir!
Doğru olansa, başlangıçta her zaman maliyeti yüksek olsa da, orta ve uzun vadede yerli üretimi desteklemek ve büyütmektir. Şükürler olsun ki, boşa geçen, yanlış tercihlerle harcanıp, çarçur edilen onlarca yıldan sonra, nihayet, son birkaç yıldır yanlıştan dönülmekte, yerli üretim devlet eliyle desteklenmektedir.
- Bu gün, Dünya artık Marshall McLuhan'ın 1950'lerde söylediği gibi, küresel bir köye dönümüşse; tabi ki ülke ve ekonomisi yönetilirken global yönetim anlayışlarından çok kopuk ve ayrı olarak davranılamaz. Ancak " Globalleşen Dünya'ya ayak uyduralım." derken; 75 milyonluk bir ülkenin, uluslararası sermayenin elinde, keni geleceğini tayin edebilir olmaktan bile mahrum bırakılarak, acz içinde gösterilmesi de tabi ki kabul edilemez.
- Doğru olan, müdahaleciliğin dozu kaçırılmadan, yerli sermayenin zorunlu durumlarda korunup, kollanmasıdır. Yoksa A.B.D. gibi liberal ekonominin kitabını yazmış, bir dünya devi, yüz milyarlarca dolar kaynağını akıtıp, ülkenin toptan batmasını bile göze alarak,en büyük bankalarını neden kurtarmaya çalışsın?
- Cumhuriyeti kuranları, karma ekonomiyi tercih ettikleri için onlarca yıldır aşşağılamaya çalışanlar, Dünyanın liberallikte sınır tanımayacak kadar ileri ülkelerinin bile, karma ekonomiyi de aşan, aşırı bir devletçiliğe doğru hızla kaymakta olduğunu görmekteler midir acaba? Ya da bu gerçeği görmek, tarihi yanılgılarını kabullenmek, yenilir, yutulur cinsten bir durum mudur acaba?
- Bölgesel, küresel bir güç olmak, bu vizyonla yoluna devam edebilmek, bizim gibi üniter, milli bir devlet için çok önemli ve anlamlıdır. Ancak bunu yaparken particilikten bağımsız , tam ve doğru bir devlet politası oluşturabilmek, aciliyetin de ötesinde bir zorunluluktur.
Ancak bunu yaparken, kırmızı kitap gibi kozmik efsaneler yaratmak yerine, - devlet sırları gizli kalmak kaydıyla - bütün vatandaşlarca da bilinen bir ülke planını hayata geçirebilmek her şeyden önemlidir.
- Her şeyi A.B.D'ye bağımlı, bir uydu ülke görünümünden hızla uzaklaşıp, dış politikanın çok seçenekli, geniş manevra alanları sağlayan, uluslararası dengeleri gözeten imkanlarından faydalanılmalıdır. Birkaç yıldır bazı tutarsız, dengesiz, aşırıya kaçan yanları olsa da, dış politikanın çok yönlülüğünden faydalanıldığı görülmektedir.
- Dış politikanın, ekonominin, ülke yönetiminin tam bağımsız bir kimlik kazanabilmesi için; Türk Silah Sanayisi'nin Dünya devleri arasına girebilmesi için atılan her adımı kayıtsız, şartsız destekliyorum.
- Markalaşma, makinalaşma, otomasyon, dışa açılma ve ülkeye giren yabancı sermayenin olumsuz etkileri; ancak gerçek ve güçlü bir KOBİ ağı kurularak, KOBİ'leşme kolaylaştırılarak ve bürokrasiden hızla arındırılarak mümkün olabilir.
- Havayolu taşımacılığını doğru bir tercih ve yöntemle destekleyen devlet, havayolu taşımacılığı geliştikçe, zayıflayan alternatif ulaşım kanallarını temsil eden firmalara da, örneğin kurumsallaşmış otobüs firmalarına da vergi indirimi, yeni araç satınalmalarda sıfır ÖTV uygulanması v.b. birçok uygulmayı da paralel olarak hayata geçirebilir peki ala; kanımca.
- Türkiye'nin başta bor madeni olmak üzere, yeraltı kaynakları ve doğal zenginliklerinin de daha bağımsız ve akılcı yöntemlerle ülkemimiz çıkarına kullanılmaya çalışıldığını; memnuniyetle görüyorum
Gelelim son söze: Bu büyük ülkenin ihtiyacı olan tek şey bence;
Kişisel olmaktan ve ülkeyi kurtarmaya soyunan anlayıştan arındırılabilmiş bir siyaset anlayışıyla, hem sosyal, hem bireysel dengeleri gözeten, birini diğerine ezdirmeyen, akıl, vicdan, adalet duygusuyla sımsıkı sarılmış bir ortak aklın ülke kaderine hakim olmasıdır.