- Kategori
- Haber
Türkiye çeyrek finalde...

Milliyet'ten
Ulusal takımın umulmayan zaferi toplumda sevinç yarattı, sevindik.
İlk yarıyı seyrettikten sonra moralim bozuk bir şekilde sevgili eşime tavla oynayalım dedim. O da günlerdir kazanamamasının hırsı ile teklifimi kabul etti.
İki oğlum salonda maçı izlerken biz mutfakta tavla kupasına devam ediyorduk. Oysa gündüzden dolaba gerekli stoğumu yapıp yenilsek bile ezilmediğimiz bir maçın keyfini sürmeyi düşlüyordum.
Yetmiş beş milyonluk bir ülkede ulusal takımda aynı yüzlerin olması, ite kaka kazanılan zaferler, Almanya’da yaşayan yurttaşlarımızın arasından onca futbolcu çıkması kafamda sürekli sorular oluşturuyordu ve ben yanıtını biliyordum aslında…
Ülkemizde sistemli, bilimsel metotlar ile yetenekleri ortaya çıkaracak, torpilsiz ama yetenekli Anadolu gençlerini öne çıkaracak kurumsallaşmayı becerememiştik yıllardır. Uzağa gitmeye gerek yok, komşumun çocuğu hayranlıkla izlenecek performans gösterirken adı lazım değil bir Ankara takımına seçmelere bile zamanında yetişemeyen daha eşit bir vatandaşımızın çocuğu seçilmişti, biliyordum. Ve bu bildiklerim ülkemde çarkın nasıl döndüğünün işaretiydi, açıklamasıydı.Yoksa koca ülkede yıllardır aynı yüzlere umut bağlamanın kader olmadığı bir ortamı çoktan yaratırdık.
Sevincimiz yarım kalmasın ama çektiğimiz sıkıntıları enine boyuna düşünmek ve en zirvedeyken yanıtlarını bulmak zorundayız. Arda ve Nihat’ın performansı ile kazandığımız maçtan sonra başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmek zorundayız. Zafer sarhoşluğuna kapılıp elde edilen göreceli kazanımlar ile gelecekte başarılı olmamız olası değil.
Yazılarımı okuyan dostlar bilir. Futbolun ya da herhangi bir takımın fanatiği değilim, Ulusal maçları kaçırmam ve her yurttaş gibi sevinmek isterim, başarılar kazanmamız beni mutlu eder.
Öyle ki, bir anlığına yaşanan olumsuzlukları unuturum unutmasına da, asiliğimden olacak sorulması gereken sorularında ertelenmesinden yana değilim.
Dönelim bizim tavla maçına; Asi 2-1 öndeyken Arda’nın attığı ilk golü önemsemedim, nasıl olsa kaybediyorduk. Ancak Nihat’ın golü’nü duyunca tavla maçına ara verdim ve televizyonun karşısına geçtim.
Umutlanmıştık!
Derken Nihat’ın bizi çeyrek finale taşıyan muhteşem ikinci golü geldi.
Kalecimiz Volkan’ın yaptığı yanlıştan sonra saniyelerin tükenmesi için dişimizi sıkmaktan başka şansımız yoktu.
Bitiş düdüğü ile yaşadığımız mutluluk kaçınılmazdı artık.
Büyük oğlum kendini dışarı attı, biz değerlendirmeleri dinlerken dostlar telefon ettiler. Aceleyle dışarı çıkıp arabayla küçük bir tur attık.
Mutluyduk, sokaklar ellerinde bayraklarla zaferi kutlayan yurttaşlar ile doluydu. Aklıma dün katıldığım Gebze mitinginde gördüğüm anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye oldukları ve işlerinden atılan Yörsan işçileri, Nakliyat-İş işçileri, tersanelerde greve çıkacak işçiler geldi…
Acaba onlar nasıl kutlamışlardı zaferi. İşsizliklerini, anayasal örgütlenme haklarını kullandıkları için işten atılmalarını bir an olsun unutabilmişler miydi, kim bilir!